BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Korktuğu başına gelmişti...

Korktuğu başına gelmişti...

Oktay boş bakışlarla süzdü Perihan hanımı. Onun şiddetli itirazından etkilenmemiş gibiydi. Usulca mırıldandı:



Oktay boş bakışlarla süzdü Perihan hanımı. Onun şiddetli itirazından etkilenmemiş gibiydi. Usulca mırıldandı: - Anlayamıyorum, bir türlü anlayamıyorum. Bir anne evladını görmeyi nasıl istemez! Doktor bey acı bir gülümsemeyle başladı söze. Tane tane ve tok bir sesle konuşuyordu küçükken Oktay’a nasihat verdiği zamanlarda olduğu gibi. - Bak oğlum, bunu anlayabilmen için annenin o zamanda içinde yaşadığı şartları bilmen daha doğrusu o şartların içinde yaşaman gerekir. Bizim anlattıklarımız size masal gibi gelir şimdi. Normaldir böyle gelmesi de... Çünkü inanılası şeyler değildir yaşananlar. Hayat bitivermiştir. Bazı şeylerden sonra geçecek olan zaman hayat değil, sadece nefes alıp vermektir. İşte annen de böyle bir ortamda nefes alıp vereceğini düşünüyordu. Hayatın hiçbir anlamının kalmadığı, bir beklentisinin, bir idealinin olmadığı bir ortamda dünyaya getirdiği yavrusunu nasıl bu anlamsız geçen zamana hediye edebilirdi ki... Recep gibi bir kahrolası adamın elinde büyütecekti seni eğer vermeseydi. Bir düşün... Babanı acımasızca öldürmüş, ona düşman bir adam! Kim bilir hıncını nasıl çıkaracaktı senden ve hayatı nasıl yaşanmaz kılacaktı sana. Annen en doğrusunu yaptı, kurtardı seni... Oktay ayağa fırladı, isyankar bir tavırla bağırdı: - Hayır! Kabul etmiyorum. İşte burada sizi suçluyorum. Beni kurtardınız, ya onu neden çekip almadınız madem... Göz göre göre bıraktınız orada, o cehennemin içinde? Perihan hanım hafif bir çığlık atarak elleriyle ağzını kapattı. İlk defa görüyordu böylesine dik bir hareketini oğlunun. Yüreğinde bir eziklik duydu. Doğan bey kaşlarını çattı: - Bir daha sakın bu tonda konuşma Oktay, sana hiç yakışmıyor. Genç adam dişlerini sıktı: - Bana karışmayın artık. Ben kararımı verdim. Bu evden gideceğim. Burada kendimi yabancı hissediyorum, buraya ait değilim ben... hiçbir yere ait değilim. Doğan bey yüzünü buruşturdu. Bütün kanının bir anda şahlanıp deli gibi dolaştığını hissetti damarlarında. Karısı ise dehşetle gözlerini açmış, duyduklarına inanmak istemeyen bir halde bakıyordu Oktay’ın yüzüne. - O senin bileceğin iş oğlum, kocaman adamsın artık. Nerede ne yapmak istersen onu yaparsın... Bizimle yaşamak sana ağır gelecekse, buyur kapı açık evladım. Genç adam bocaladı bu kararlı tutum karşısında. Dudaklarını sıkıp başını çevirdi. Öfkeyle soluyordu. Anlamını bilmediği, sadece öfkelenmesi gerektiğini düşünerek duygularına yüklediği bir öfkeyle. - Gideceğim, bir gün yaptıklarınızın karşılığını öderim elbet... Doğan bey sesini daha da sertleştirdi: - Bu dünyada bazı şeylerin karşılığı olmaz delikanlı. Bana kalırsa sen şu hareketinle ödeyeceğini ödedin. Bunun suçlusu sen değilsin. Demek ki sana vermek istediklerimizi verememişiz. Sana samimi ve apaçık bir sevgiyi tattıramamış, öğretememişiz. Bunu sebebini düşünüp kendimizi sorgulamamız lazım. Sen şimdi her şeyi doğru bildiğin bir yaştasın. Kimseye kulak asmazsın. O yüzden bazı şeyleri ne kadar anlatmaya çabalasam da başaramam. Yaşayıp görmen lazım. O nedenle ses çıkartmayacağım, dilediğin yere gidebilirsin. Ama benden bir şey bekleme bu zaman zarfında. Perihan hanım ağlamaklı bir sesle yalvardı: - Oğlum, ne yer ne içersin, hayat bedava değil, okuyorsun, şu anda bunca yükü nasıl kaldırırsın? Oktay ukala bir tavırla kaldırdı kafasını. Göz bebekleri büyümüştü: - Çalışırım, sizden bir şey istemiyorum ki zaten. Hem çalışır hem de yaşarım, hem de okurum. Hoşça kalın... Doğan bey gülümsedi, seslendi arkasından: - Bunları başarabilirsen seni tebrik ederim o zaman. Hiddetle baktı Oktay babasına. Kapıya doğru yöneldi. Kesin kararlıydı. Birden Perihan hanım onun hazırlanmış valizini gördü kenarda. İçini bir ateş kapladı. Korktuğu başına gelmiş, oğlunu yitirmişti işte. Çırpınışları fayda etmedi. Oktay çıkıp gitti. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT