BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Demirel ve sonrası!

Demirel ve sonrası!

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, Süleyman Demirel’in görev süresinin 5 yıl daha uzatılmasını sağlayacak Anayasa değişikliği maddesinin yeterli oy almaması ve Demirel’in süresi 16 Mayıs’ta dolduğunda, Çankaya’dan ayrılacak olması beni kişisel olarak çok üzdü...



Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, Süleyman Demirel’in görev süresinin 5 yıl daha uzatılmasını sağlayacak Anayasa değişikliği maddesinin yeterli oy almaması ve Demirel’in süresi 16 Mayıs’ta dolduğunda, Çankaya’dan ayrılacak olması beni kişisel olarak çok üzdü... Boğazımda bir şeyin düğümlendiğini hissettim. Kimbilir, belki de yaşıtım ve nesildaşım olan Demirel’in siyasi hayatının, büyük bölümüne, nokta koyması, daha doğrusu “konulması” ile, bir dönemin, bizim dönemimizin artık sonu geldiği için de üzülüyorum. Hem geriye bakınca, Demirel’in Cumhurbaşkanlığı’na, böyle TBMM’de yeterli oy alamadan engel olunmasının kendisi açısından hoş olmadığını da düşünüyorum. Geçenlerde bir toplantıda malum kıytırıklardan biri bana, birçok konuda onun görüşlerine karşı çıktığım için, müstehzi bir eda ile, gözlerimin içine baka baka.: “Artık sizin döneminiz sona erdi, sizin düşünceleriniz demode oldu!.. Türkiye’ye değişiklik gerek” dedi. Demirel’in “gitmesini” isteyenlerin büyük bir kısmı da, sırf değişiklik için, ondan “bıkmışlardı”. O gittikten sonra olabilecekler ve Çankaya’ya gelebileceklerin nitelikleri veya niteliksizlikleri... Türkiye’nin bu yüzden uğrayacağı sıkıntılar onları pek ilgilendirmiyor: İlla ki de, sonu hüsran olsa da, değişiklik lazım! Demirel’in kalmasını, bunu sağlayacak yöntem ve ilkelere ters düşmüş olsa bile, ülkenin istikrarı için istiyorduk. Ama galiba yanlış hesap direkten döndü. Bundan da bir ders çıkarmamız gerekiyor: Anayasa hükümleri “bir defaya mahsus olarak delinse” en yüksek maksadın vasıtayı mübah kılabileceği düşünülse bile, başka delinmelerin ve hatta kanunsuzlukların yolu açılmış olurdu! Ancak şunu belirtmek de, hatırlatmak da gerekir: Süresinin uzatılması teklifi Demirel’in kendisinden gelmemişti, o talip olmamıştı! Kırk yıllık dost Süleyman Demirel, her şeyden evvel, kırk yıllık, eski dostumdu... Bir dönemde rahmetli Adnan Menderes’in iki genç Umum Müdürü olarak kader arkadaşlığı yapmıştık. Sonra emrinde görev yapmıştım. İyi ve kötü günlerimiz oldu. Aramıza bazı soğukluklar da girdi. Ama helal olsun. Neticede sevdiğim bir dosttu. Milliyetçi ve vatanperver bir devlet adamı idi. Gidenin arkasından Şimdi hasımları ve işgüzarlar, kırk yıla yakın siyaset hayatından, biribirini nakzeden bazı sözlerini, o günlerin koşulları içinde söylenip, şimdi rahat koltuklardan ters gibi görünen ifadelerini çıkaracaklar ve Demirel’i kötüleyeceklerdir. İnsan kırk yıl, namlunun ucunda, en çetin zamanlarda, en güç koşullar içinde siyaset yapar da hiç yanılmaz ve hata yapmaz mı? Siz neticeye ve hizmetlerine bakın, son Cumhurbaşkanlığı dönemine bakın; bence Demirel, son yıllarda, özellikle Türk devlet ve topluluklarını biraraya getirmek konusundaki çaba ve başarıları ile en başarılı Devlet başkanlarımızdan biri olmak şerefini kazanmıştır. Başarıları, bazı konulardaki başarısızlıklarından, sevapları günahlarından ve meziyetleri, zaaflarından ağır basmaktadır. Tarih de bunu böyle tespit edecektir. Demirel’e ve dönemine “karabasan” diyenler büyük bir haksızlık yapıyorlar! Epik bir serencam “Çoban Sülü”den, İslamköy’den Çankaya’ya ve son AGİT toplantısındaki uluslararası çapta devlet adamlığına, kat ettiği mesafe, Türk toplumundaki seyaliyetin de bir kanıtı olmaktan öte, bence kişisel, “epik” bir başarıdır. Eşi Nazmiye Hanımefendi ile birlikte Çankaya’daki yüce makamını doldurmuş ve herhalde davranışları ile Türkiye’yi ele güne karşı mahcup etmemiştir. 1971’deki 12 Mart muhtırasından sonra, zamanın Adalet Bakanı, sevgili dostum, rahmetli İsmail Arar, Başbakanlıktan ayrılan veya ayırtılan Demirel’in tekrar siyasete dönüp dönemeyeceği sorulduğunda, gazetecilere, ünlü son sözlerden biri olarak tarihe geçecek bir cevap vermişti: “Güldürmeyin beni!”... Ama siz şuna bakın ki, o tarihten sonra Demirel 29 yıl aktif siyasetin içinde kaldı. Muhalefet lideri, defalarca Başbakan ve sonunda da Cumhurbaşkanı oldu... Bundan sonra da elini ayağını siyasetten çekeceğini sanmıyorum... Ve inşallah da çekmez! Gerçek bir “Bilen”, bir akil adam olarak, o Türkiye’ye lazımdır. Şimdi ne olacak? Kişisel duygularım bir yana, kayıtlara geçsin diye yazıyorum: Demirel’in görev süresinin uzatılması için ilkelerin gözardı edilmesi, sonucu da düşünülünce hiç “şık” olmadı ama, uzatılmaması da Türkiye’nin istikrarı ve huzuru açısından hiç de iyi olmadı. Şimdi adayların tespiti için bir kör döğüşüdür gidecek... Belki de birçok turlar gerekecek. “Demokraside çareler elbette ki tükenmez” Devlet başsız kalmaz, sonunda muhakkak bir Cumhurbaşkanı seçilir. Ama nasıl bir Cumhur-Cumhurbaşkanı? Ortaya şimdiden atılan ve bazı medya kuruluşları tarafından pompalanan, hatta kapalıdevre kamuoyu araştırmaları ile favori gösterilen öyle adaylar var ki, tüylerimi ürpertiyor.. Maazallah bunlardan biri seçilecek olursa Demirel’i mumla aratır. Adaylar konusunda sonra yazacağım ama, dışardan bir aday düşünülünce, İsmail Hakkı Karadayı neden olmasın... İçeriden ise en olağanı MHP’den bir aday; Sayın Bahçeli partisini tek başına iktidar yapana kadar başından ayrılmak istemeyeceğine göre, bu parti içinde çok makul ve elyak adaylar var... Mesela bütün müktesebatı ile Profesör Tunca Toskay var. Çok yakından tanıdığım Toskay, yerini ve milletin gönlünü ortaya atılan bazı isimlerden, her halde çok daha fazla doldurur... Haydi Hayırlısı!.. GÜNÜN FİKİR KIRINTISI “Gençler yaşlıların budala olduklarını sanırlar. Yaşlılar ise gençlerin budala olduklarını bilirler!” GEORGE CHAPMAN (1605)
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT