BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hakimül Haremeyn değil Hadimül Haremeyn

Hakimül Haremeyn değil Hadimül Haremeyn

DEDELERİMİZ Mekke ve Medine-i Münevvere’deki mukaddes mekânların tamiratını yaparken asla edebini bozmaz. Taşları götürüp uzaklarda yontar, ince işler için çekiçlerine keçe sararlar. MESCİD-i Haram ve Mescid-i Nebi inşaatında çalışırken mutlaka abdestli olur ve asla dünya kelâmı konuşmazlar. Usta “Lailaheillallah” deyip, malzeme ister. Çırak “Muhammedün Resulullah” deyip uzatır.





Efendimiz'inizinde-30 M. SAİD ARVAS yazıyor msarvas@ihlas.net.tr BAYRAM HAVASINDA KARŞILAMA İstanbul'dan yola çıkan surre alayı Medine-i Münevvere'de bayram havasında karşılanır. Surrede, Haremeyn fukarasına para ve hediyeler de gönderilir. Osmanlı askeri, Babüsselâm'dan Peygamber Efendimizin huzuruna giriyor... (üstte) Türkler mukaddes toprakların hasretiyle tutuşur, en kıymetli mülklerin iradını oradaki kardeşlerine bağışlarlar. Fatih, İstanbul'u fethedince ganimetten Harameyn'in payını da ayırır. Hacı Mehmed Zeytünî gibi bir alimi fetihnâme ve hediyelerle Mekke emirine gönderir. Mekke ve Medine'deki seyyidler ve naibler için 7000 altın katar yanına. 2. Bayezid'in surre alayı tam 14 bin düka altın taşır ki sonrakilerde miktar artar. Hanım sultanlar da yükte hafif, pahada ağır hediyeler yollar, fakir fukaranın gönlünü yaparlar. Osmanlılar Mısır'ın fethini (1517) takiben hem hilâfeti, hem de Hicaz hâmîliğini üstlenir. Her ne kadar bazı Arap milliyetçileri ecdadımızı “işgalci” gibi görseler de Devlet-i Âli hiç almaz, çok harcar. Zaten o yıllarda hurma dışında para edecek malları bulunmaz. Yavuz Selim, Haremeyn'e her yıl 200 bin flori altın ve deniz yoluyla 7 bin irdeb zahire gönderir. Ecdadımız Mescid-i Nebi kandillerinde sadece gül yağı yakar. Kanunî Sultan Süleyman ise Kâ'be-i şerifin tamir ve tezyininde kararlıdır, önce Ebû's-Suud Efendi'den fetva alır. Zira o zamanlar Mescid-ül Harâm'ın üstü açıktır. Mimar Mehmet Çavuş, Harem-i şerifi (İstanbul câmilerinde olduğu gibi) revaklarla çevririr. 3 sıra halinde sıralanan 500 kubbeden 218'i mermer, 224 hacer-i semiş taşından sütunlara yaslanır. III. Murad Mekke'ye som altından yapılmış üç murassa kandil gönderir ki çok değerli taşları vardır. (1576). Osmanlı yol emniyetine de ehemmiyet verir. Çöl şakilerinin kesif olduğu havaliye Fülfül (1801) ve Hind (1806) kalelerini yapar. Bedevi saldırılarına karşı hacı kafileleri İstanbul, Şam, Kahire ve Yemen'de toplanır. Muhafızlarla birlikte yola çıkarılır, bu arada müminlerin han, hamam, revir ihtiyaçları karşılanır. Ecdadımız Hicaz bölgesini dış tehditlere karşı da korur, deniz yolundan gelen hacılar da korsan şerrinden azade olurlar. Osmanlı donanması Kızıldeniz ve Hint Okyanusu'nda nöbet tutar. Dedelerimiz Mekke ve Medine'yi surlarla çevirir, Ecyad Kalesi ile Mescid-i Haramı korur kollar. Ancak Ehl-i Beyt'e hürmeten baş çekmez, mahalli idareyi yine Şeriflere bırakırlar. Osmanlı Padişahları evlad-ı resulün refah içinde yaşamalarını sağlar, ellerine berat verir, vergi ve askerlikten muaf tutarlar. Mekke hac mevsimi hâricinde alabildiğine sakindir, ticaret durma noktasına gelir. Osmanlı develer dolusu altın gönderir, halk bu parayla geçinir. Eyyubi ve Memlüklerden kalan vakıflar da muhafaza edilir. Dedelerimiz vakıf hakkından fevkalade korkar. Hanedan mensuplarının deruhte ettiği vakıflar; hükümet konağı, kışla, karakol, postahâne, mescit, medrese, misafirhâne, imarethâne, gasilhâne, darüşşifa, hamam ve sebil yaptırırlar. Mekke, hac mevsimlerinde ulemanın buluşma yeri olur. İlim halkaları kurulur. Tekkeler, zaviyeler, dergâhlar, ribatlar misafir ağırlar. Osmanlı Mescid-i Haram'ı gölgeleyecek bir mimarî üslûptan kaçınır. Sultanahmed Camiinin mimarı Sedefkâr Mehmed Ağa, Sultan Ahmed'e altı minareli cami projesi sununca. Padişah “olur mu hiç” der “Harem-i şerifte de 6 minare var!” - O zaman izin verin gideyim, Mescid-i Haram'a bir tane daha yapayım yedi olsun, sonra geleyim camimizi inşa edeyim. Tabii mimarımız sadece minare ile kalmaz, Kâbe'yi de onarır bu arada. l. Ahmed Han babası III. Mehmed'in 50 bin altına aldığı “Şebçerağ” adlı pırlantayı Ravza-i Mutahhera'ya astırır. Türbeye bağışladığı elmas parçalarının beheri 80 bin altın lirayı aşar. 1629'da yaşanan sel afeti ile Mescid-i Haram hasar alır. Biriken mil tazyiki Beytullah'ın taşlarını yerinden oynatır. 4. Murat derhal Mimarbaşı Rıdvan Ağa'yı Mekke'ye yollar. Mîmarımız Kâbe-i Muazzama hakkında “çökmüş, yıkılmış” gibi tâbirler kullanmayı edebe mugayir bulur, şöyle bir ifâdeye sığınır: “Kâbetullâh'ın falanca falanca kısımları semt-i sücûda varmıştır.” Ve temellere kadar iner, Kâbe-i Muazzama çatısı, ahşap sütunları, kandilleri ile adeta yeniden yapılır. İstanbul'dan Kâbe'ye yeni bir örtü gönderilir ki siyah ibrişim ve ipekten dokunmuştur. Eski örtü parçalara ayrılır, bir kısmı Haremeyn halkına dağıtılır. Bir kısmı da Eyüp Sultan Hazretleri'nin türbesinde ziyarete açılır. Osmanlı Devleti'nin gerilemeye başladığı dönemlerde de Haremeyn hizmetleri aksamaz. 4. Mehmed Mescid-i Haram'ın minarelerini onartır, metafı (tavaf alanını) genişletir, zemine yontma taş döşetir. Safa ve Merve arasına kandiller astırır. l. Mahmud Efendimizin merkadi için yolladığı kandil üçgen şeklindedir, altın çerçevenin üç ucunda 800 kırat büyüklüğünde 3 zümrüt vardır. Çanak, yekpare akîk oymadır. Püskülüne 40 okka hürmüz incisi dizilmiştir, çanağında 3 bin parça elmas ışıldamaktadır. I. Abdülhamîd Hân zemzem kuyusu üzerine çok sanatlı bir taş bilezik, onun da üstüne şirin bir odacık yaptırır. Zemîn mermeri duvarlara doğru meyillidir. Kuyuya asla su sızdırmaz. Bu güzelim eser 1963 yılında, Suudlar tarafından yıktırılır. Sultan Abdülaziz'in annesi, bir kısmı Makamat-ı Erbaa'da (4 mezhebin makamları) bir kısmı da Harem-i Şerîf kumluğunda yakılmak üzere birçok kıymetli şamdanlar yollar. 2. Abdülhamid Han su yollarını tamir ettirmekle kalmaz Hicaz Demiryolunu Medine'ye ulaştırır. Abdülmecid Han, Hatim'i yeniletir, mescidin dört bir yanına direkler diktirir ve üç bin kandille donatır. Vehhabîler mescidi tahrip edince 2. Mahmud, İstanbul'dan ustalar yollar. Mehmet Reşad devrinde Osmanlı can çekişmektedir ama Mescid-i Haram için masraflı bir bakımı göze alır. Ne yazık ki havaliden çekilmek zorunda kalırız, inşaat yarım kalır. Dedelerimiz inşaat esnasında edebini bozmaz. Taşları götürüp uzaklarda yontar, ince işler için çekiçlerine keçe sararlar. Ecdad, Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebi inşaatında çalışırken mutlaka abdest alır ve asla dünya kelâmı konuşmaz. “Usta Lailaheillallah” deyip, malzeme ister. Çırak, “Muhammedün Resulullah” deyip uzatır. Ecdad sadece avîze, kandil, şamdanla kalmaz, parmağındaki pırlanta yüzükleri, boynundaki elmas kolyeleri bile Haremeyn'e yollar. Nadir halılar, bulunmaz mushaflar; buhurlar, tütsüler, murassa kılıçlar; yaldızlı levhalar; inci, mercan, kehribar ve akîkten yapılmış tesbihler; hil'atler, kaftanlar... Medine'deki III. Murad ve III. Mehmed medreseleri, devrin en gözde üniversiteleridir. II. Mahmud, Medine'de kurduğu kütüphaneye 4569 cild yazma eser bağışlar. Abdülmecid Han dahi adıyla anılan kütüphaneye 1659 kitap gönderir. Sadece Şeyhülislâm Arif Hikmet Efendi Medine'ye 5404 yazma eser kazandırır. Medine'ye gidenler şehirde sahabe-i kiramın adını taşıyan mescidler görecekler. Ebubekir, Ali, Bilal Mescidleri gibi... Sanılmasın ki asr-ı saadet yıllarında bu mescidler vardı. Hazret-i Ebubekir de, Hazret-i Ali de, Hazret-i Bilal de (radıyallahu anhüm) namazlarını Mescid-i Nebi'de kılarlardı. Bu mescidleri Osmanlılar yaptırır, hatıraları yaşatır. OSMANLI KORUDU Osmanlı'nın, temellerindeki en sağlam harçların başında, Resûlullah sevgisi gelir ki bu sevgi sadece O'na değil, kutsal beldesine karşı duyulan derin muhabbet, hürmet ve sadâkattir. Osmanlı, Kâbe'nin korunması maksadıyla Ecyad Kalesi'ni inşa eder. Suud hükümeti tarafından yıkılan kale, Birici Dünya Savaşına kadar Türk garnizonu olarak kullanılır. Bedeli Mihrimah Sultan'dan Harun Reşid'in hanımı Zübeyde Hanım'ın Mekke'ye yaptırdığı su kanalları zamanla sel ile yıpranır, düzdekiler kum ile dolar. Hacılar yine perişandır, kırbalarındaki suyu gıdım gıdım kullanırlar. Kanuni Sultan Süleyman, Mekke Kadısı Abdülkâdir İbn-i Ali Mağribî ve Cidde mutasarrıfı Hayreddin Beyi vazifelendirir. “Bakın bakalım eski kanalları onarmak kabil mi acaba?” Heyet gider, inceler ve tamir edilebileceği şeklinde bir rapor sunar. Mihrimah Sultan bedeli kesesinden karşılamak için müsaade ister babasından. 50 bini peşin 100 bin altın öder devlet hazinesine, zerre miskal yük olmaz. Osmanlılar Ayn-ı Zübeyde kanalını ıslah ile kalmaz, yer yer dağları deler yolu kısaltırlar (1563-73). Sadece taş kireç değil, demir çelik de kullanırlar. Düşünün bunlar taaa İstanbul'dan yola çıkar, deniz yolu ile Mısır'a ulaşır. Cidde'den alınır, kervanla Mekke, sonra Arafat'a... Ve mutlu son: Müftü el-Hüseynî tarafından yapılan dua ile kapaklar kaldırılır, Taif'in serin suları Müzdelifa ve Mina'ya da vasıl olur. Hatta Mükerrem Mekke'ye uzanır... Yıllar sonra (1883) Ulu Hakan Abdülhamid su kanallarını sil baştan elden geçirtecek, dolu dolu akmasını sağlayacaktır.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT