BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Utanç duymak

Utanç duymak

Keşke, şu son 5 Nisan’ı hiç yaşamasaydık... Keşke, bir çuval inciri, bir avuç çapulcunun berbat etmesine izin vermeseydik... Keşke, her şey yolunda gidiyor diye, güvenlik önlemlerini, kemer gevşetir gibi gevşetmeseydik...



Keşke, şu son 5 Nisan’ı hiç yaşamasaydık... Keşke, bir çuval inciri, bir avuç çapulcunun berbat etmesine izin vermeseydik... Keşke, her şey yolunda gidiyor diye, güvenlik önlemlerini, kemer gevşetir gibi gevşetmeseydik... Keşke, serseriliğe, amigo bozuntularına ve olay çıkartmayı plânlı programlı yapan işsiz güçsüzlere zamanında prim tanımasaydık... Ve keşke, sporu sadece sevenlere, adam gibi adam olanlara bıraksaydık... * * * Evet o 5 Nisan Türkiye’nin mutlu mutlu giden, baharla birlikte çiçek açan “Avrupalılaşma” yeşertisine asit döktüğümüz gün olarak tarihe geçmiştir... Hem de başarıların altın yaldızla yazıldığı kitaplara, kan damlatılarak nakşedilmiştir... Silsen silinmez, örtsen örtülmez... Bu lekeyi yapanlar, şimdi sırıtarak ekranlara duygusal mesajlar vermektedir: “Türkiye’nin şerefini koruduk... Bayrağımıza lâf söyleyenlere gereken dersi verdik.” Ve arkasından tehditkâr bir şekilde kameralara iğrenç cümlelerini söylüyorlar: “Adi basın, doğruları yazın!..” Bunlar ar damarları çatlamış, yalan yan ceplerinde, burunları sadece kan kokusu alan zavallı mahlûklardır... Bunlar kim ki, Türkiye’nin namusunu korumak görevini üstlensinler... İngiliz holiganlar, onların dediği gibi asla bayrağımızı yakmadı... Sadece sataştı... Ama bizim o iğrenç tiplerimiz “Adam öldürmeye tam teşebbüste” bulunarak Türkiye’nin adını bir defa daha “Barbara” çıkardı... Şimdi sil silebilirsen bu kara lekeyi bakalım... * * * Aradan tam 8 gün geçti... Televizyonlarımızda her gün onlarca defa vahşet sahneleri gösterim furyası devam ediyor... Türkiye’yi hadi o zıpırlar düşünmedi... Bâri medyamız yangına körükle gider gibi gitmesin... Hiç mi güzellikler yok gösterecek? Hiç mi yıkılan dostlukları tamir etmek, kimsenin aklından geçmiyor... Bakınız Turgay Şeren’in başkanlığını yaptığı Türkiye Futbol Vakfı’nın jestine... Bu vakıf, Taksim’de adi amigoların katlettiği, eleğe çevirdiği Kevin Speigh’in öksüz kalan bir kız, bir erkek çocuklarının tahsil masraflarını üstlendi... Bunu da 20 Nisan’daki maç öncesi bizzat ailenin ayağına giderek taahhüt edecek... Gelin görün ki, bu müthiş jest, gazete ve televizyonlarımızda gerektiği gibi değer bulmadı... Hâttâ çoğu duymamazlığa geldi... Türkiye Futbol Vakfı gibi, nice zenginlerimizin de ellerinden gelen maddi desteği bu iki öksüz çocuk için seferber etmesi, dünyadaki imajımızı az da olsa düzeltecektir... * * * Taksim olayının canileri, görüldü ki kendilerine tribünlerde yetki verilmiş, tolerans tanınmış, gruplar kurmasına izin verilmiş kişiler... Hep yazıyor, hep söylüyoruz... Ey kulüp yöneticileri... Koltuğunuzun selâmeti için, böyle cânileri beslemeyin, aranıza almayın, adam gibi görüp konuşmayın... Ve en önemlisi onları paralarınızla beslemeyin... Tribünlerdeki küfür korosu, bir gün yönünü size çeviriverir... Ey polis teşkilâtı... Bu cinayetleri “Adi bir olay” gibi algılayan polis teşkilâtı... Adınızı dünya basını “Türk polisi taraf gibi davrandı” diye karalıyor... Niye fırsat tanıyor, niye aramızdaki barbarlara prim veriyorsunuz ? * * * Geçen akşam Merkez Sigorta’nın “11 Altın Adam Yarışması” gecesinin çok ağır bir konuğu vardı... İtalya’nın olduğu kadar dünyanın da bir numaralı hakemi Pierluigi Collina... Onu hayran hayran izleyip dinlerken gereken dersleri de aldık... Collina “Bir hakem, hiç bir zaman yaptığı hatalardan utanç duymamalıdır” diyordu... “En azından bir daha aynı hatayı yapmamaya dikkat etmelidir” diye de ilâve ediyordu... Bunu söyleyen dünyanın bir numaralı hakemi... İyi güzel, biz niye yıllarca utanç duyacağımız olayların özürü, telâfisi, yumuşatmasına gitmiyor da, hadiselerin üzerine benzin döküp, kibrit çakıyoruz... Marifet mi bu sanki? E-mail: narkan@tg.com.tr
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT