BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Papirüse yazılan reçetede bitki vardı

Papirüse yazılan reçetede bitki vardı

Milattan önce Hipokrates, ilk yazılı reçeteleri basan Sümerler, Eski Mısır’ın Ebers Papirüsleri ve 200 yıl önce başlayan modern tıbbın ana kaynağı hep bitkiler olmuştur...



Sevgili okurlar, insanoğlu eski çağlardan itibaren tabiatın sunduğu nimetleri, doğanın iksirlerini kendi sağlığı açısından kullanmayı büyük bir ustalıkla başarmıştır. 200 yıl öncesine kadar, bilim ve teknolojik çalışmalar sonucu üretilmiş bulunan sentetik ilaçların kullanılmasına başlanmadan evvel birçok hastalık bitkisel, hayvansal veya doğadan elde edilen mineral kaynaklı ilaçlarla tedavi edilmekteydi. Sümer Uygarlığına ait ve 4000 yıl önce yazılmış “Nippur” tabletlerinin önemli bir bölümü, matematik bilgilerini içerenlerin yanında ilaç tarifelerini de kapsamaktadır. Bu yazılarda bitkisel maddeler olarak; Mersin ağacı, incir sütü ve yaprağı, çeşitli kekik türleri, hardal otu, söğüt kabuğu, sakız ağacı, hayvansal maddeler olarak da kuş gübresi, koyun yünü ve inorganik maddelerden çeşitli tuzlar kullanım ölçüleriyle kaydedilmişti. Hipokrates PAPİRÜSTEN HİPOKRATES’A Diğer bir belge de 3500 yıl öncesine dayanan “Ebers Papirüsleri”dir. Eski Mısır’da Teb kentindeki kazılarda bir mumyanın kucağında bulunmuştur. 700’e yakın reçeteyle o devirde Tıp ilminin ulaştığı yüksek seviyedeki tedavi yöntemlerini içermektedir. Adını mumyayı bulan Eski Mısır Uzmanı Alman George Ebers’den alan papirüsler (Nil Vadisi’nde su kenarlarında yetişen bir bitkiden elde edilen yazı kağıdı) Hint yağı, nar suyu, hurma gibi çeşitli bitkiler ve fosfor, bakır ve kükürtlü kaya tuzlarından, penisilin etkisi gösteren küf mantarlarına kadar geniş bir yelpazede eczacılık reçetelerini kapsamaktaydı. Günümüzden takriben 2700 yıl öncesine ait “Ninova” tabletlerinde 250’ye yakın bitki ilaç olarak gösterilmiştir. Bilhassa sarımsak, meyan kökü, hardal otu ve alıç dikeni, bugün de “Atropin” (Anesteziden önce solunum yollarında salgıların azaltılması için, ayrıca zehirlenmelerde antidot olarak kullanılır) gibi bazı ilaçların ham maddeleridir. Ege Denizi’ndeki İstanköy Adası’nda M.Ö.460’da doğan ve 370’de ölen Hipokrates bitki ile tedaviye, hatta günümüz modern hekimlikte uygulanan tedavi yöntemlerine klinik tedavi, banyo ve idman gibi yenilikleri getirmiş ve “Corpus Hippocraticum” adlı kitabında bir bilim dalı olan tıbbın temel ilkelerini yazmıştır. Mısır papirüslerinde tıpla ilgili resimler yer alıyor. ASPİRİN’İN DOĞUŞU Milattan sonra I. Yüzyılda Roma İmparatoru Neron tarafından şimdiki Adana civarına Akdeniz Bölgesi tıp bitkilerini sınıflandırıp bilgi aktarması için gönderilen Dioscorides’in yazdığı ve daha sonra 15 yüzyıl dünyanın temel farmakolojik kitabı olan 5 ciltlik “De Universe Medicino” isimli eser, 600 bitkinin tıbbi özelliklerini incelemektedir. Bir örnek vermek gerekirse; eserde “Salix” adı ile geçen söğüt ağacı, 19. Yüzyıla kadar çeşitli hastalıkları tedavi için kullanılmıştır. Söğüt kabuklarından elde edilen “salisin” adlı madde ateş düşürücü özelliğiyle çok fayda sağlamaktaydı. Daha sonraları Almanya’daki ilaç üreten bir kuruluşun kimyagerleri, “Asetil Salisilik Asit” adlı ilacı söğütten elde ettiler. Günümüzde de en çok bilinen ve yaygın olarak kullanılan bu ilaç, 1899’da “Aspirin” adıyla piyasaya çıktı. Bu bilinen örneğin yanında; morfin, striknin, kinin, kortizon ve vitamin B12 hep bu şekilde araştırmalar sonucu doğal maddelerden elde edilmektedir. KANSERE KARŞI ÇÖZÜMLER Değerli okurlar, bu araştırmalar günümüzün dünyasında çok daha bilinçli bir şekilde yürütülmektedir. Bu çalışmaların başında kanser tedavisi için kullanılacak ilaç araştırmaları geliyor. Son yılların birçok önemli yeni ilaçları, örneğin kan kanserine karşı etkinliği olan “Vincristine” ve “Vinblastine” doğadan elde ediliyor. Ülkemizde Cezayir Menekşesi adıyla tanınan “Vinca roseus” bitkisi aslında Madagaskar Adasından dünyaya yayılmış bir çiçek türüdür. Ancak kansere karşı çok etkili olduğu kabul ediliyor. Kemoterapi tedavisinde kullanılan bir diğer bitki türü ise “Mayıs elması” olarak bilinen “Podophyllum peltatum”dur. Bu ağacın kurutulmuş köklerinden “Podophyll” adı verilen bir toksin elde edilmektedir. Çok zehirli olan bu madde kan kanserine, lenf damarları, beyin ve akciğer tümörlerine oldukça kuvvetli etki göstermektedir. Cezayir Menekşesi DERTLER DEVASIZ KALMASIN Doğadaki göz kamaştırıcı çeşitlilik içinde her hastalığın çaresi olması gerekir. Bu nedenle tabiatı koruma çalışmaları hem günümüz, hem de gelecek için büyük önem taşımaktadır. İnsanoğlunun geçirdiği yaşam tecrübeleri sonucu binlerce yıl bitkisel tedavi yöntemleri uygulanmıştır. Bugün ise, birçok organik madde laboratuarlarda sentetik olarak üretilmektedir. Dileğimiz, bugün kesin tedavisi henüz bulunamamış olan birçok hastalığın kısa zaman içinde sonsuz büyüklükte bir eczane olan tabiattan elde edilecek ilaçlarla kesin tedavilerinin gerçekleşmesidir. Size sağlık içinde geçireceğiniz güzel günler diliyorum, hoşçakalın. Toprağa adanmış 20 yıl Erozyon tehlikesini belleklerimize kazıyan TEMA, 20’nci yaşında “Toprak Yaşamdır” sloganıyla herkesi doğaya sahip çıkmaya çağırıyor Türkiye’nin “Toprak Dede”si Hayrettin Karaca ve “Yaprak Dede”si A. Nihat Gökyiğit öncülüğünde 1992 yılında “Türkiye Çöl Olmasın” sloganıyla kurulan TEMA (Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı), 20. kuruluş yıldönümünü haklı bir gururla kutluyor. Aradan geçen sürede tabiat için toplumu ve devleti harekete geçirmeyi başaran TEMA, geçtiğimiz günlerde BM Çölleşmeyle Mücadele Sekreteryası tarafından dünyada ilk kez verilen “Yaşam İçin Toprak (Land for Life)” ödülünü alarak kere daha ülkemizin gururu olmuştur. TEMA Yönetim Kurulu Başkanı A. Doğan Arıkan, “Erozyon ve çölleşme ile mücadelede konusunda bilinç oluşturmada önemli katkı sağladığımıza inanıyoruz. Hiçbir karşılık beklemeden 20 yıldır yaşam üreten toprağa ve doğal varlıklarımıza sahip çıkan gönüllülerimize, destekçilerimize, çalışanlarımıza ve medyaya teşekkür ederiz” dedi. 20 yılda 10 milyon fidan ile 700 milyon meşe tohumunu toprakla buluşturan ve bugün 450.000’i aşkın gönüllüsü bulunan vakıf, herkesi gönüllü olmaya davet ediyor. Biz de Yeşil Sayfa olarak esin kaynağımız olan TEMA’ya gönül veren herkese teşekkür ediyor ve “Bu yolda yalnız değilsiniz” diyoruz. TEMA’nın Kurucu Başkanları Hayrettin Karaca ve Nihat Gökyiğit’e doğaya verdikleri emekten dolayı şükranlarımızı sunuyoruz. Jandarma timleri kaplumbağa nöbetinde Adana İl Jandarma Komutanlığı’nca oluşturulan “Çevre Koruma Timi”, Karataş ilçesine bağlı Tuzla beldesindeki Ağyatan ve Akyatan sahilindeki Yeşil Deniz Kaplumbağa yuvalarını dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı koruyor. Projeye Doğal Yaşamı Koruma Vakfı ekipleri de destek veriyor. AA Yeni keşfedildi... Kongo’da yeni bir maymun türü keşfedildi. Bir ilkokul müdürünün evinde tesadüfen ABD’li bilim adamları tarafından görülen ve boyları 65 cm’ye ulaşan, grili sarılı yeleleri olan türe, “Cercopithecus lomamiensis” adı verildi. Mamut klonlanacak Sibirya’da iyi korunmuş mamut kalıntılarının bulunması, bilim çevrelerini heyecanlandırdı. Tüy ve kemik iliğinde bozulmamış halde bulunan hücreler canlı çıkarsa, 10 bin yıl önce soyu tükenen Yünlü Mamutlar teorik olarak klonlanabilir.
KAPAT