BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Suriye krizinde Rusya çok önemli

Suriye krizinde Rusya çok önemli

TÜRKİYE ile Rusya arasında kurulabilecek bir stratejik ittifak, dünya tarihinin seyrini değiştirir. İki ülkenin yakınlaşması, ABD’nin yerini alacak küresel liderin kim olacağını da belirler... PUTİN’in Suriye konusunda Türkiye’nin haklı endişelerini anlayışla karşılaması iki ülkenin gelecekteki ortak hamlelerinin başlangıcını oluşturabilir. Ama bunu ne ABD ister, ne de İsrail...



Geçen hafta St. Petersburg Devlet Üniversitesi’nin ev sahipliğinde, Rus-Türk Kültür Merkezi, Marmara Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi tarafından düzenlenen “21. Yüzyılda Türkiye-Rusya İlişkileri: Soğuk Savaştan Stratejik Ortaklığa” başlıklı sempozyuma katıldım. Toplantının adından da anlaşılabileceği gibi, konuşmacılar iki ülke arasındaki ilişkilerin ticaretten turizme, nükleer iş birliğinden stratejik konulara kadar birçok alanda geliştirilebileceğini ifade ettikleri sunuşlar yaptılar. Türkiye-Rusya ilişkilerini bugünlerde en derinden etkileyen konuların başında gelen Suriye krizi de ele alındı. Bir cümleyle özetlemek gerekirse, Suriye krizi sadece Türkiye’nin Orta Doğu siyasetini değil, Rusya’yla olan ilişkilerini de “rehin” almış durumda. Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 14-15 Ekim tarihlerinde Türkiye’ye yapacağı resmî ziyaretin en önemli gündem maddesini de Suriye konusu oluşturacak. Türkiye için Suriye konusu artık sadece Baas rejiminin kendi halkına reva gördüğü insanlık dışı muameleyle ilişkilendirilmiyor. Ülkedeki karışıklık Türkiye’nin sınırlarını da tehdit ediyor. Türk topraklarına top mermileri düşüyor, Türk vatandaşları hayatını kaybediyor. Yapılan saldırılara Türkiye’nin anında karşılık vererek Suriye silahlı kuvvetlerine bağlı unsurları vurması, gerilimin ne ölçüde yükseldiğinin en açık delili. Türkiye, 1998’de yaptığına benzer bir “kontrollü gerilim” stratejisi takip etmiyor. Blöf de yapmıyor. Devlet yetkililerinin defalarca ifade ettiği gibi, kendisine yönelik saldırılara misliyle karşılık verme kararlılığı içinde, gerekirse Suriye ile savaşmaya hazır olduğunu dünyaya ilan ediyor. TBMM’nin asker gönderme tezkeresi, Akçakale’dekine benzer bir kışkırtmanın daha meydana gelmesi hâlinde, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye’ye gönderilmesi için gerekli iç hukuksal zemini oluşturuyor. Diğer yandan, sınırımızın hemen güneyinde ortaya çıkan otorite boşluğunu kendince iyi değerlendiren terör örgütünün, Türkiye için büyük bir risk oluşturacak biçimde bu bölgede konuşlanmaya başlaması da Ankara’yı endişelendiriyor. Asker gönderme tezkeresinin, gerekli görüldüğü takdirde Suriye’deki terör unsurlarına karşı da kullanılabileceği unutulmamalı. Yani, Baas rejimi askerlerini Türkiye sınırından 10 km içeriye çekse de, bir daha Türkiye’ye yönelik bir saldırı yapmasa da, terör unsurlarından kaynaklanan bir tehdit hissetmesi halinde TSK’nın Suriye içlerine bir operasyon düzenleme ihtimali, geçen hafta başına nispetle artmış durumda. Rusya ise Suriye’de olup bitenleri hâlâ bu ülkenin bir iç meselesi olarak görmeye devam ediyor. Moskova yönetimi, bırakın Suriye’ye bir harekât düzenlenmesini, bu ülkeye karşı silahlı güç kullanımı içermeyen uluslararası yaptırımlar uygulanmasını bile engelliyor. BM Güvenlik Konseyi’nin Akçakale olayına ilişkin kararında yer alan Suriye’nin saldırganlığıyla ilgili ifadelerin Rus diplomatlarının müdahalesiyle metinden çıkartılması, Moskova’nın tutumunda kısa vadede bir değişiklik olmayacağını gösteriyor. İlk bakışta Türkiye ve Rusya’nın Suriye politikaları birbirine taban tabana zıt bir görüntü çiziyor. Fakat bu karşıtlık, iki ülkenin Suriye konusunda ortak bir tutum benimseyebilme ihtimalini tamamen ortadan kaldırmıyor. Eğer iki ülke arasında Orta Doğu’nun tamamının geleceğine dair bir görüş birliği oluşursa, Suriye meselesinde de uzlaşma sağlanabilir. Rusya, ABD’nin bölgedeki çıkarlarını Suudi Arabistan-Katar ikilisine emanet etmesinden rahatsız. Washington’un küresel hegemonyasının azalmaya başladığı bir dönemde, Orta Doğu’nun geleceğinde söz sahibi olmak istiyor. Türkiye de, yetkili ağızlardan defalarca ifade edildiği gibi, “Orta Doğu’ya nizam vermeyi” arzu ediyor. Orta Doğu’daki Suudi etkisinin artması Türkiye’nin de uzun vadeli çıkarlarına ters. Kaldı ki, küçük bir kışkırtmayla başlayabilecek İran-Suudi Arabistan çatışması Türkiye’nin hiç arzu etmediği yaygın bir istikrarsızlık atmosferini beraberinde getirebilir. Türkiye ve Rusya’nın önünde iki seçenek var. Ya mevcut bakış farklılıklarını devam ettirecek ve Soğuk Savaş dönemini hatırlatırcasına, farklı “kutuplarda” yer alarak Orta Doğu’daki soğuk savaşın, uzun süreli sıcak bir çatışmaya dönüşmesi sürecini seyredecekler. Ya da aralarındaki çok yönlü ve çok katmanlı ilişkilerin kendilerine sağladığı ortak çıkarlar temelinde, Orta Doğu’nun geleceğini beraberce şekillendirecekler. Jeopolitikten az çok anlayan herkes Türkiye ile Rusya arasında kurulabilecek bir stratejik ittifakın, dünya tarihinin seyrini değiştirme potansiyeline sahip olduğunu görür. Avrasya ve Orta Doğu bölgelerinde kuzey-güney eksenli Türkiye-Rusya yakınlaşması, ABD’nin yerini alacak küresel liderin kim olacağının da temel belirleyicisi olur. Putin’in Suriye konusunda Türkiye’nin haklı endişelerini anlayışla karşılaması iki ülkenin gelecekteki ortak hamlelerinin başlangıcını oluşturabilir. Ama bunu ne ABD ister, ne de İsrail...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT