BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Maliki-Barzani çatışması siyasi kargaşa oluşturur

Maliki-Barzani çatışması siyasi kargaşa oluşturur

Tarihsel süreç göz önüne alındığında Irak’ta Araplarla Kürtler arasındaki anlaşmazlığın sadece petrol üzerinde hâkimiyet mücadelesi olmadığı görülmektedir. Federal Irak yapısı içinde kerhen sürdürülen siyasal birlikteliğin, Maliki ve Barzani arasında yaşanacak çatışmayla ortadan kalkması ihtimali güçlenmektedir.



Irak’ta çok önemli gelişmeler oluyor. ABD’nin 2005’te hazırladığı Irak Anayasası’nda “Kürdistan” olarak tanımlanan kuzeydeki bölgesel federe yönetim ile merkezî idare arasında Saddam Hüseyin’in devrilmesinden bu yana en büyük gerginlik yaşanıyor. Irak Başbakanı Nuri el Maliki ile bölgesel yönetim başkanı Mesut Barzani arasında söz düellosuyla su yüzüne çıkan anlaşmazlık, taraflara bağlı silahlı birliklerin çeşitli bölgelerde çatışmalarına kadar vardı. İlk bakışta, zengin petrol bölgelerinin aidiyeti üzerinde bir görüş ayrılığı gibi görünse de, aslında mücadelenin çok daha derin sebepleri var. İngiltere tarafından önce Osmanlı İmparatorluğu’ndan ardından da Türkiye’den koparılarak Irak’a bağlanan Musul vilayetinde yaşayan Türkler ve Kürtler 1920’lerden başlayarak Bağdat tarafından ayrımcılığa tabi tutuldular. Bu bazen asimilasyon, bazen zorunlu göç, kimi zaman da kitlesel yok etme girişimleri olarak ortaya çıktı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra SSCB’nin desteğiyle İran topraklarında Kürtler tarafından kurulan Mahabad Cumhuriyeti’ne Irak’ta yaşayan Barzan aşireti de destek verdi. Sadece bir yıl yaşayabilen bu devletin 1946’da ortadan kalkmasından sonra, Molla Mustafa Barzani SSCB’ye sığındı. 1958’deki darbeyle Irak’ta krallık yönetiminin sona ermesinden sonra ülkesine geri dönen Barzani, Kürdistan Demokratik Partisi’nin (KDP) yasal bir kimlik kazanmasıyla, Kürtlerin kültürel ve siyasi hakları için mücadeleye başladı. Kısa süre sonra yeni Irak rejimiyle de anlaşmazlığa düşen Barzani 1961’den itibaren silahlı mücadele başlattı. Bu mücadelede İsrail ve İran Kürt grupları destekledi. Her ne kadar 1970’te Irak hükümetiyle yapılan anlaşmayla Kürtler özerklik elde etmiş olsalar da, 1975’ten itibaren Bağdat’ın takip ettiği politikalarla özerklik fiilen ortadan kaldırıldı. İran’dan gelen yardımın kesilmesiyle zor durumda kalan Mustafa Barzani, çareyi yurt dışına kaçmakta buldu. 1976’da ABD’de öldü. 1991’deki Körfez Savaşı’na kadar Irak yönetiminin Kürtler üzerindeki baskısı zaman zaman soykırım düzeyine ulaştı. KDP liderliğine getirilen Mustafa Barzani’nin oğlu Mesud Barzani ve Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne (KYB) bağlı peşmergeler İran-Irak Savaşı sırasında, Saddam Hüseyin’e karşı silahlı mücadelelerini sürdürdüler. Bazen de birbirleriyle çatıştılar. 1988’de Halepçe kentine kimyasal silahlarla saldıran Saddam Hüseyin birlikleri 6500 Kürt’ü öldürdü. Birinci Körfez Savaşı’ndan sonra Irak topraklarında 36. Paralelin kuzeyinde ilan edilen uçuşa yasak bölge sayesinde, Saddam Hüseyin’in Kürtlere bir saldırı gerçekleştirilmesinin önüne geçildi. Aynı dönemde, otorite boşluğunun ortaya çıktığı bölge PKK’nın da en önemli üssü haline geldi. ABD, Barzani ve Talabani’yi sık sık bir araya getirerek, KDP ve KYB peşmergelerinin birbirleriyle çatışmasını engelledi. Mayıs 1992’de yapılan seçimlerle, 1970’lerden sonra yeniden işlerlik kazanan “Kürdistan Parlamentosu” giderek Bağdat’tan bağımsız bir yapıya kavuşurken, 1998’de çıkartılan Irak’ın Kurtuluşu Yasası’yla ABD, Kürtleri doğrudan desteklemeye başladı. 2003’te Saddam Hüseyin’in devrilmesinden sonra anayasal düzeyde özerklikleri tescil edilmiş olsa da, Kürtlerle Araplar arasında tam bir güven atmosferi tesis edilemedi. Celal Talabani’nin Irak Cumhurbaşkanı olması ise Arap-Kürt bütünleşmesini temin eden değil, tam tersine ayrışmayı körükleyen bir gelişme oldu. Tarihsel süreç göz önüne alındığında Irak’ta Araplarla Kürtler arasındaki anlaşmazlığın sadece petrol alanları üzerinde hâkimiyet mücadelesi olmadığı görülmektedir. Federal Irak yapısı içinde kerhen sürdürülen siyasal birlikteliğin, taraflar arasında yaşanacak bir çatışmayla ortadan kalkması ihtimali güçlenmektedir. Bu gelişmeler yaşanırken akıllara Türkiye’nin Irak politikasıyla ilgili iki soru gelmektedir: Birincisi, Türkiye Irak’ın toprak bütünlüğünü halen destekliyorsa, Ankara’yla ciddi problemler yaşayan Irak Başbakanı Nuri El Maliki ile Mesud Barzani arasında bir uzlaşma sağlayabilecek diplomatik güce sahip midir? İkincisi, yok eğer Irak’ın bölünmesinin engellenemeyeceği düşünülüyorsa, o halde bağımsızlık ilan edebilecek bir Kürt devletine karşı nasıl bir politika takip edileceğinin hazırlıkları yapılmakta mıdır? Unutmayalım ki, Irak’ın kuzeyindeki gelişmeler bir dış meseleden çok, yeni anayasa tartışmalarının yoğunlaştığı şu günlerde, bir iç mesele hüviyetindedir. Tarihin tozlu yapraklarını karıştırarak Musul’un nasıl elden çıktığını hatırlamanın ve iktisadi bütünleşmeye dayalı bir konfederasyon modeli üzerinde yoğunlaşmanın tam zamanıdır.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT