BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Gül, kokusunu O’nun terinden aldı...

Gül, kokusunu O’nun terinden aldı...

Sabaha karşı. Güneş, henüz doğmamıştı; tan yeri ahenk ve ihtişamla ağarıyor... Günlerden Pazartesi. Pazartesi, hayatlarında dalma dönüm noktası... doğumları, Hacerül Esved taşını yerine koymaları, Peygamberlik gelişi, Hicretleri, Medine’ye varışları, vefatları hep Pazartesi günleri...



Sabaha karşı. Güneş, henüz doğmamıştı; tan yeri ahenk ve ihtişamla ağarıyor... Günlerden Pazartesi. Pazartesi, hayatlarında dalma dönüm noktası... doğumları, Hacerül Esved taşını yerine koymaları, Peygamberlik gelişi, Hicretleri, Medine’ye varışları, vefatları hep Pazartesi günleri... Ani bir ses yankılanması. Annede korku. Korku ile beraber beyaz bir kuş ortaya çıkıyor ve şefkatli kanatları ile Hazret-i Amine’nin sırtını sıvazlıyor. O dakika korkunun yerini kalb huzuru ve gönül rahatlığı alıyor. Ama susamamak mümkün değil; dili damağına yapışıyor; gaipden beyaz bir kab ile süt gibi ak bir şerbet uzatılıyor. Baldan daha tatlı bu soğuk şerbeti içtiği an susuzluğu diniyor ve kendisi ile birlikte evi bir nur kaplıyor. Nasipli mekana gök delinmişcesine sağanak sağanak nur yağmakta. Allah’ın Sevgilisi’nin doğumu ile dünyayı şereflendirdiği mübarek ve muhteşem an. Amine’de hamilelik ve doğumdan dolayı ne bir ağrı, ne sızı var. Meşhur Abdi Menaf kızları gibi hurma misali uzun boylu, narin yapılı, güneş yüzlü huriler odayı doldurmuş, genç anne ve biricik bebeğe hizmet veriyor. Mübarek Peygamberimiz, doğar doğmaz başı secdede: -Lailahe illallah, inni Resulullah/Allah’tan başka ilah yokdur ve ben O’nun resulüyüm. Alnı secdede ve şehadet parmağı havada... Ve dudaklarında bir cümle. -Ümmetim, ümmetim! Bebek, melekler tarafından sünnet edilmiş, göbeği kesilmiş ve tertemiz. Bu esnada göklerden yere perde gibi upuzun bir kumaş sarkıyor. ... ve bir ses: -O’nu insanlardan gizleyin! Annenin etrafında melekler. Anne terliyor. Fakat cildinden ter değil, miskten rayihalar yükselmekte. Ve bir sürü kuş. Zümrüt gagalı, yakut kanatlı bu kuşlar, bir yere konmadan havada duruyor ve; gümüş ibrikler taşıyorlar. Amine’nin gözünden perde kaldırılmış. Bir uçtan bir uca kainat nurla dolu; ta Busra köşkleri görünüyor. Ve üç bayrak; Biri doğuda, biri batıda, biri Kabe’nin üzerinde. Annelerin en azizi, görüyor bunları. Sonra nurdan bir beyaz bulut, yavruyu alıp gözden kayboluyor. Bulut giderken bir ses: -O’nu doğudan batıya kadar gezdirin. Paygamberlerin doğduğu yerlere götürün ki bereket hasıl olsun ve dualarını alsın. Atası İbrahim aleyhisselam’a arz etmeyi unutmayın. Ayrıca denizlerde de dolaştırın. Bütün alem ismi ve cismi ile kendisini tanısın! Bir zaman sonra, Peygamber efendimizi kundaklı halde geri getirdiler. Elinde üç tane anahtar var: Peygamberlik, Zafer ve Şeref sembolü üç anahtar. Az bir zaman geçmişti ki öncekilerden de büyük, yine bulut şeklinde bir nur daha yere indi. Buluttan kuşların kanat çırpışı ve at kişnemeleri işitiliyor. Nur, aziz bebeği alıp uzaklaşırken bir nida: -Muhammed aleyhisselam’a cin ve insanları takdim edin; ve O’nu peygamberlerin ahlak denizinde yıkayın. Az bir zaman sonra onsekizbin alemin sultanını, saf ve tatlı zülal suyu damlayan bir ipeğe sarılı olarak geri getirdiler. Âdem aleyhisselam’ın temizliği, Nuh aleyhisselam’ın inceliği, İbrahim aleyhisselam’ın dostluğu, İsmail aleyhisselam’ın lisanı, Yusuf aleyhisselam’ın güzelliği, Yakub aleyhisselam’ın müjdesi, Eyyub aleyhisselam’ın sabrı, Yahya aleyhisselam’ın zühdü, İsa aleyhisselam’ın cömertliği O’na verilmişti... Gün yüzlü üç kişi göründü. Birinin elinde misk dolu gümüş bir ibrik, birinde yeşil zümrütten bir leğen, üçüncüsünde ipek bir kumaş vardı. Bunlar evin dört köşesine birer sancak diktiler ve: İşte dünyanın dört bucağına misal! O, hangi tarafa gitse bu sancak elinde olacaktır, dediler. Sonra da mübareğin baş ve ayaklarını zümrüt leğende yıkadılar. Bir ses duyuldu: -O’nu Kabe’ye götürün; Kabe’yi O’na kıble yapacağım! Ve O’nu ipek bir kumaşa sararak güzel bir kundak yaptılar. Üçüncü kişi, kundağı kısa bir müddet kolunun altında tuttu. ...Cennetin hazinedarı Rıdvan ismindeki melek olan bu üçüncü şahıs, daha sonra efendimize: -Ya Muhammed! Bütün Peygamberlerin ilmi sana verildi. Şecaat meş’alesi senin üzerinde yükseldi, zaferin anahtarı eline tutuşturuldu. Senin heybet ve azametin göklerden duyuldu. Müjdeler olsun! Her kim adını duysa, yüreği titrer ve kalbine korku düşer. Sana müjdeler olsun! Müjdeler olsun ki yüce Allah, bütün iyi huyları ve güzel ahlakı sana verdi, dedi ve başına güzel koku sürdü, saçını taradı, gözlerini sürmeledi ve bebekle birlikte gözden kayboldu. ...aradan üç gün geçmiştir. Bebek görünürlerde yok; bir kaç yardımcı hanımın dışında Amine’nin akrabalarından da kimse görünmüyor. Anne merak ve endişe dolu... O merak ve endişe ile çocuğunu düşünürken Rıdvan, Sevgili Paygamberimizi geri getirdi. Yüzü, ayın ondördü gibi parlak ve misk kokuyor. Melek: -Bütün yeryüzünü O’na arzettim. Âdem aleyhisselam’a götürdüğümde insanların babası, bebeği bağrına basarak “sana müjdeler olsun! Sen, senden önce ve sonra yaradılmışların efendisisin” dedi, diyerek olanları anlattı ve bir an kaybolduktan sonra, tekrar görünüp bebekle konuştu: -Ey dünya ve ahiretin en makbulü! Yolların en güzeli senin yolun! Ümmetin kıyamet günü seninle haşrolunacaktır! müjdesini verdi ve uzaklaşıp gitti... ..... *Sevgili Peygamberim Kitabından
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT