BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kaçan balık küçük olsun!

Kaçan balık küçük olsun!

On defnedalı ya da 5 çinekop bir adama az gelir, halbuki bir lüfer mükemmel doyurur, kofana ise koca aileye yeter de artar. Ancak lüfer pirana gibidir koyversen denizde balık bırakmaz. Hamsi dört yıl yaşar. Tutsan da ölecek tutmasan da. Kendiliğinden kırılanlar denizi perişan eder, çok kötü kokar. Bunları bilmek lazım ama balıkçılık üzerine herkes konuşuyor.



Yazı-Fotoğraf: İrfan ÖZFATURA irfan.ozfatura@tg.com.tr Lüfer yavruları defneyaprağı gibidir, ufacık tefeciktir. Azıcık büyüyünce çinekop olurlar. Biraz daha palazlanırsa sarıkanat. Lüfer lüfer olarak yakalanıp da tavaya yatırılmazsa azmanlaşır, boyu bazen bir metreyi bulur, ağırlığı on kiloyu aşar. Ki kofana derler ona. Malum son yıllarda hassas vatandaşlar çinekop avına tepki koyuyorlar. Mevzuya giriyoruz, Ömer Reis lüfer hakkında duymadığımız şeyler söylüyor: - Biliyor musun lüfer pirana gibidir, çoğalsa var ya denizde balık bırakmaz. Tekiri yer, istavriti yer, yengeci bile yer, boyu posu yerinde olsun adam yer inan. Ufacık çinakop, koca palamutu kovalar, ağın içinde bile durmaz, diğerlerine dalar. Oltacılar kofanadan parmaklarını sakınırlar, tutarsa koparır zira. Evet, lüferin azalması üzücü ama çoğalması da ayrı vaka. Evveli yıl o biçim sarı kanat vardı, teoriye göre geçen sene ortalığın lüfer kaynaması lâzımdı. Ama öyle bir şey olmadı. - Peki santim sınırına ne diyorsun? - Santim zor, bak desinler hiç tutulmayacak! Tamam. - Cihazla bakınca çinekopu lüferden ayırabiliyor musunuz? - Mümkün mü? Radarda yazma şekilleri aynıdır zira. Sanırım ortada bir bilgi kirliliği var, Boğaz’ın dibi Karadeniz’e akar, üstü Marmara’ya. Kışın balık sıcak su kanalını arar. Diyelim Gündoğusu esti, sular karıştı, balık ya çıkacak, ya kırılacak. Kanalın üstüne ancak kıraça ile papalina çıkabilir. Biraz da kefal. Palamutmuş, çinekopmuş yaşayamaz. İki yıl evvel çinekop Marmara’ya adımını atmadı, sanki Kumkapı çakarı hudut, bu yana geçemedi ve topyekun kırıldılar. - O gözümüz gibi koruduğumuz balıklar? DENİZ BAKANI LAZIM - Bazı şeyleri bilmek lazım. Mesela hamsinin dört yıl ömrü var. Tutsan da ölecek tutmasan da. Kendiliğinden kırılanlar felaket, deniz kirlenir, kötü kokar. Bazı palamutlar vardır (çingene palamutu) öylece kalır, asla boy atmaz. Kaldı ki bizim sularımız yatak değil, göç yolu... Dokunsan da durmayacaklar, dokunmasan da. - Öyleyse? - Uzmanlar bir araya gelsin, (balıkçıları da çağırsınlar) adil, mantıklı kararlar alsınlar. Ve kararlılıkla uygulasınlar. Efendim kıraça çinekop zinhar tutulmaya! Yasak! Peki siz tutulmadığını mı sanıyorsunuz. Pazarları görmüyor musunuz, mal ortada... Düzenleme yaptıysan uygulayacaksın! Ya da uygulanamayacak düzenlemeyi yapma. Bir ara kota vardı, “hale şu kadar kasa balık getirebilirsin ancak!” Balıkçı para eden malı kasalar, gerisini sallardı suya. Martılar balık yemekten yoruldular... Böyle kural mı olur? Yazık günah! - Trol de öyle değil mi? Güya iç sularda yasak. - Bir teknenin trol çektiğini bilmek için üniversite bitirmeye gerek yok, limanda on tane kamera var. Zaten getirdikleri balığın cinsi cibiliyeti belli, apaçık ortada... İcabında bir evrak yüzünden (diyelim su ürünleri kağıdı) ceza yazıyorlar, rüzgar bayrağın kenarını sökmüş ver para. Demek ki gücün yetiyor. - Boğaz’da, Marmara’da çatır çatır trol çekeni de yakalasınlar di mi ama. - Yasağa da gerek yok aslında... Eski otobüsleri, kamyonları dibe döksünler, bak bakalım trol çekebiliyorlar mı bir daha! Bırak yosun tutsun, midye sarsın, balıklara da yuva olur ayrıca. Avrupalı bunları denize atıyor, biz denizden çıkarıyor, veriyoruz hurdacıya... - Trolcülerle anlaşamıyor gibisiniz? - Trolla gırgır birbirine terstir, ikisi bir arada çalışamaz. Trol hayvanı ürkütür dağıtır, kuyulara saklanırlar. Halbuki gırgır için balık toplu olacak. Trol dibini kazır, hava durumuna aldırmaz. Gırgır ise ancak 150 gün ağ atabilir, akıntıyı dalgayı dikkate almak zorunda. Onlara on metrelik tekne yeter de artar, bizim ki büyük olmak zorunda. Onlarda üç adam çalışır, bizde 30 adam. O iki yüz litre mazot yakar, biz iki ton. Masrafı az, fiyat da kırar, yine bize zarar. Eğer hamsi ile orkinos olmasa biz tekneyi çoktan çekmiştik karaya. Şunca insan işsiz güçsüz dolaşacaktı sokaklarda. Bizi de geç, yazıhanecisi, kasacısı, kamyoncusu, hidrolikçisi, aşçısı, ağcısı, raspacı, boyacı... - Trol balık yumurtalarını da tahrip eder mi? - Yok, o kadar da değil, havyar orta sulardadır zira. DERYA KURUMADAN Eğer kaidelere uyarsak, şu sular örselenmeden kalır yavrularımıza. Nasıl, kafana göre bina yapamıyorsan, kırmızı ışıkta geçemiyorsan, buna da uyacaksın. Misina ağı yasak mışşş... Trışka... Herkes kullanıyor. Bu ağ bir felaket, suya düşse erimiyor. Balıklar göremiyor, takılan kalıyor orada. Bir tekne, üç beş dalgıç çalıştırılsa ayıklanamaz mı acaba? Boğaz otoban oldu, peşpeşe gemiler geçiyor. Ses yapıyor, kirletiyorlar. Sintine yağı bildiğin zehir, devlet balıkçı barınaklarına bir vidanjör yollasa da atık yağları, mazot artıklarını toplasa ya! Şehir kalabalıklaştı evet lağımlar eskisi gibi denize akmıyor ama arıtmalar da süttten çıkan ak kaşık değil. O bölgelerde ağlar çamur bağlıyor, yerinden kalkmıyor. Sonra harfiyat döken, dökene... Denizin dibi hayalet saçına döndü, bembeyaz! Balıklar için çok ürkütücü bir manzara. Şimdi bir de akvaryum pislikleri çıktı başımıza. Havaalanı önü balıkların en sevdiği yerdi oysa. Bu kadar hor kullanmamıza rağmen Allahü teâlâ yine de veriyor. Bilmiyorum valla. Bu gidişle istavriti palamut gibi çift çift kasalarsak hiç şaşma... -Tekneler çok büyümedi mi? Bu biraz orantısız güç gibi geliyor bana. - Bak büyük teknede 30 kişi çalışır, mutfağı salonu vardır, odalar ferahtır... Küçük motorda ise 25 kişi çalışır. Yaşanacak yer değildir, şartlar berbat, düşün onca adama tek hela. Büyük teknede balıklar yakalandı mı kar makineleri ile kapatılır, icabında şoklanır, taze taze saklanır. Küçüklerle akşam balığı tutarsın, sabah bakarsın solmuş buruşmuş. Bazen pazara çıkmadan kokar. Bence ağlara sınır koyulabilir ama tekneye dokunmasınlar. Bırakalım insan gibi çalışsınlar. RAST GELE, BEREKETLİ OLA! Bir imalathanenin birim sürede kaç parça mal yapacağı bellidir ancak balıkçı teknesi meçhule yelken açar. Kah ambarlar dolar taşar, kah mazot parası cepten çıkar. Bunun için balıkçılar birbirlerine dua eder, hayırlı dileklerde bulunurlar. TRANSATLANTİK DEĞİL BALIKÇI TEKNESİ Gırgırlar eskisi gibi değil, artık radar sonar gibi modern cihazlarla mücehhezler. Reisler ekrana bakarak balık sürüsü hakkında fikir sahibi olabiliyorlar. Motorlar binlerce beygir gücünde, icabında hızla gidip önüne geçebiliyor, her türlü çevirme hareketini rahatlıkla yapabiliyor. ADIMIZ ÇIKMIŞ DOKUZA BALIKÇIYI ALKOLİK ZANNEDİYORLAR Ömer Reis anlatıyor:?“Balıkçıya iş adamı değil, ayyaş gözü ile bakılıyor, ağları toplayınca hemen rakı açtığımızı sanıyorlar. Burası iş yeri beyfendi, disiplinli olmak zorunda. Sen evinde üç çocuğa hakim olamıyorsun, biz burada otuz genci tutuyoruz bir arada . Yediriyoruz, içiriyoruz, eğitiyoruz aynı zamanda. Şu balıkçılık bitsin binlerce genç işsiz güçsüz kalır, düşerler sokağa. Biz onları denizde saklıyor, oyalıyoruz, ki bu bile az şey sayılmaz. Bakın Abhazya’da balıkçı teknesi yok, Gürcistan’da yok, Rusya, Ukrayna, Romanya da zayıf. Arkadaşlar gidiyor kasa başı bilmem kaç dolar para veriyor, yabancı sularda avlanıyorlar. Bir nevi dış ticaret yapıyorlar. Adam atölye müdürü bir havalar. Bu tesis kaç para? Çok olsun 500 bin lira. Ben 7-8 milyonluk tekneyi yürütüyorum, hem bunca adamla. Banka kredi kartı verirken onu üzmüyor, bana kırk tane soru soruyor. Vereceğin para cihazımın kablosu bile değil oysa. Çiftçi üretici olarak görülüyor, biz tüketici. Bana da çapa yapan gibi baksana. Biz olmasak ortalığı ithal basar, dağ mı dayanır hazıra?Anlatamıyoruz ki... Adımız çıkmış dokuza...” -?BİTTİ?-
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT