BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kapıcı olmak bile mesele

Kapıcı olmak bile mesele

Diyeceksiniz ki, tüm bu olanlardan babamın hiç mi haberi yok? Evet babamın hiçbir şeyden haberi yoktu. Zaten korkudan ben de bir şey diyemiyordum. Çünkü üvey anam öyle bir rol yapıyordu ki, değme artistler eline su dökemez.



İstanbul’dan yazan hanım okuyucumuzun hatırasına kaldığımız yerden devam ediyoruz... Annesi onbeş yaşında bir gelinken doğum yapar. Üç günlük bebekle yaylaya yürümek zorunda kalır. Kocası, aile büyüklerine saygı gösteriyorum mantığıyla -ki aslında mantıksızlığın ta kendisi- hanımını sahiplenmez. Kadını hasta olduğu halde doktora götürmez. Dolayısıyla kadın, üç günlük yavrusunu da bırakıp baba evine gider. Bir daha da geri dönmez. Çok geçmez, adam yeniden evlenir. Bir yaşındaki çocuğa, on nüfuslu amca bakar. Ona yetimliğini hissettirmez. Dokuz sene sonra, adam İstanbul’a göç ederken bu kızını da yanına alır. Tabii ikinci evlendiği hanımından üç çocuğu daha olmuştur. Bir de kadının önceki evliliğinden bir çocuğu vardır. Dolayısıyla üvey ana, dokuz yaşında aileye yeni katılan bu talihsiz kızı, eski kocasından bir, yeni kosacından da üç olmak üzere toplam dört çocuğuna hizmetçi olarak kullanır. Genç kız, sırf aile ortamında olayım, telli duvaklı gelin olayım düşüncesiyle tüm bu çilelere katlanır. Yaşı onbeşe erdiğinde de dünürleri gelir. Genç kız anasının akıbetine uğramaktan korkar. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmaktan endişelidir. Ne var ki üvey ana, bir an önce başından savmak için, kızcağızı önüne ilk çıkan aileyle evlendirmek ister... “Beni o yaşımda dövdü ve haykırdı: -Buraya gelin gideceksin. Yoksa seni öldürürüm. Diyeceksiniz ki, tüm bu olanlardan babamın hiç mi haberi yok? Evet babamın hiçbir şeyden haberi yoktu. Zaten korkudan ben de bir şey diyemiyordum. Çünkü üvey anam öyle bir rol yapıyordu ki, değme artistler eline su dökemez. Babam zaten sabah işe gidiyor akşam geliyor. Dolayısıyla babamın yanında iken, sanki bir melek kesiliyordu: “Kızım babana sofra kur, kızım babana sofra kaldır” derken zannedersiniz ki, beni sözleriyle okşuyor. Babamı yolcu ettikten sonra tepemde bir ejderha peydahlanıyor. Yaşadıklarımı nasıl anlatsam bilmem ki... Halen içim kan ağlıyor... Mezara kadar bunları taşıyacak mıyım acep diye düşünüyorum? Neyse, babamı da çok seviyorum. Vazgeçemiyorum. Ne olursa olsun o benim babam. Ama aklıma geldikçe de kahroluyorum. Acaba bir gün, bana yaptıklarını çekecek mi? “Aaah ah. Ben bu kıza yaptıklarımı çekiyorum” diyecek mi? Ama öyle de olsa ona yine ben bakarım. Çünkü benim kalbim pas tutmadı. Merhametim asla eskimedi. Oniki senelik evliyim. Halen benimle uğraşır. Onbeş yaşında gelin oldum ve o köye gelin gittim. Eşim de on beş yaşındaydı. Daha o da çocuk. Köy yerinde bunlar hiç düşünülmüyor. Sonuçta evlensin de eve iş yapacak bir gelin gelsin. Dolayısıyla eşimin de doğru dürüst bir mesleği yoktu. Evlendiğimizde İstanbul’da çalışıyordu. Evlenince o işi de bırakıp köye dönmüştü. Daha bir aylık gelinken, eşimi işinin başına gönderdim. Sadece ikimiz mücadele vermeliyiz diye şunu söyledim. “Bak canım ben seni istemeyerek aldım ama seni canımdan da sevdim. Sen işinin başına gitmelisin ben her şeye katlanırım” Altı sene kaynanamla beraber kaldık. Beni çok sevdiler, ama neyimi sevdiler? Gurbette büyüyen ne bilir köy işini? Hamuru yoğururdum pişirmezdi. Haydiii alırdım sacta ben pişirirdim. Tabii ben birini pişirene kadar sactaki yanıp unlanıp külleniyordu. Hamur bitene kadar, göz yaşlarım tekneye dolardı. Yine de “Ben bilmiyorum” diyemezdim. Eşim askere gitti. İki sene de asker yolu bekledim. Asker dönüşü İstanbul’dan ev tuttu. Beni yanına aldı. Zaten benim ne kadar mücadele verdiğimi biliyordu. İstanbul’a geldim ama asla “Şunun şuyu var bunun busu var” demedim. Lüks bir hayat yaşamadım. Tek gözlü bir odada her şeyimi paylaşarak, sabahlara kadar elişi yaparak bir arsa aldık. İki yavrumu orada büyüttüm. Şimdi çocuklarım on-onbir yaşında. Eşim iflas etti. İyi niyetinden ortakları elinde avucundakileri yediler. Şu anda bir odalı yağmur altı çatı katında oturuyorum. Ne yapayım yüksek kira veremiyorum. Allah kimseyi muhanete muhtaç etmesin. Geçinmek için kapıcı olmaya bile razıyım. Ama İstanbul gibi yerde kapıcı olmak bile zor...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86072
    % 1.74
  • 6.0742
    % -0.37
  • 6.8075
    % -0.15
  • 7.7293
    % 0.17
  • 251.383
    % -0.09
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT