BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Artık hiçbir şeyle ilgilenmiyordu...

Artık hiçbir şeyle ilgilenmiyordu...

Suna, elindeki cam bardağı masanın üzerine bırakıp omuzlarını kaldırdı: - Kim bilir, belki bir üzüntüsü vardır.



Suna, elindeki cam bardağı masanın üzerine bırakıp omuzlarını kaldırdı: - Kim bilir, belki bir üzüntüsü vardır. Esin durgun ve düşünceli bir şekilde kaşlarını kaldırdı: - Evet ama ben karısıyım, benimle paylaşması gerekmez mi Suna. Nasıl bucak bucak kaçıyor bir şeyler sorduğum zaman bilemezsin. Belki de hastalandığım için sıkılmıştır benden artık. Suna kısa bir kahkaha attı: - Hah, hah, hah... Deli misin nesin yahu! Hiç olacak şey mi bu söylediğin... İki arkadaş Esin’lerin küçük, karanlık ve rutubet kokulu evlerinin tek odasında karşılıklı oturmuşlar konuşuyorlardı. Esin’in baş ağrıları biraz hafiflemişti son iki gündür. Biraz ayaklanmış, evini temizlemiş, bir kenara sakladığı Güler’in verdiği parayla bakkaldan alış veriş bile yapmıştı. Selim ise hâlâ karısının dışarı çıkmasını, tek başına dolaşmasını istemiyordu. Genç kadın hastalığı hakkında hiçbir şey bilmediği için bu yasaklamalara kocasının kıskançlığı olarak bakıyor, yaşadığı kendince ufak rahatsızlığı bahane ettiğini düşünüyordu. Aslında bu tutum hoşuna gitmiyor da değildi.. Fakat birkaç gündür Selim’in tavırlarında tuhaflıklar başlamıştı. Kendisiyle hiç ilgilenmiyor gibiydi. İki üç gece önce yüzü gözü şişmiş bir şekilde gelmişti eve. Hiçbir şey konuşmadan, hatta yemek bile yemeden odanın ortasına şiltesini açıp yatmıştı. Şaşırmıştı Esin. Sabahleyin bir şeyler öğrenmek için ne kadar çabaladıysa başarılı olamamış, genç adam aynı suskunlukla çıkıp gitmişti. O günden beri gece on ikiden önce gelmiyordu. Genellikle Esin o saate kadar beklemeye çalıştığı halde başaramıyor, hem aldığı ilaçların, hem de güçsüz düşen bedeninin yorgunluğuna yeniliyor, uyuyordu. Ama kâbus dolu uykuları gece yarısı orta yerinden bölünüyordu hep. Bir tedirginlik, bir şüphe, bir huzursuzluk yayılmaya başlamıştı o engin sevgilerinin ortasına... Suna uğramıştı bu gün sabahtan. Dersi yoktu genç kızın. O da bu boş günü arkadaşıyla değerlendirmeyi düşünmüş, koşup gelmişti. Gelirken de filesine bulduğu her şeyi doldurmuştu. Elma, muz, portakal, sebze, yoğurt, peynir, süt, ne gelirse önüne almıştı. Esin bu dolu fileleri görünce bağırmıştı hayretle: - Bunlar da ne? - Hiç konuşma... Peder bey aylığımı yolladı dün. Zenginim anlayacağın. Eh, bu ayın onunda da memlekete gideceğim on günlüğüne. Biraz da orada tırtıklarım. Annemden falan... Gülüşmüşlerdi. Suna hemen mutfağa girmiş, kendine güzel bir kahvaltı hazırlamaya başlamıştı. Esin’e hiç danışmaya gerek duymadan hem de... - Sen enişteyle kahvaltı etmişsindir değil mi? Esin gözlerini yere indirdi. Yüzü mahzunlaşmıştı. Fısıldadı: - Yok etmedim, Selim kahvaltı etmeden çıktı. - Aaa, o da niye yahu? Sen niye etmedin? - Canım istemedi. Suna tuhaf bir şeyler olduğunu hemen sezinleyecek kadar zekî bir kızdı. Aceleyle çayı koydu, peynir, zeytin, salam ve yağ çıkardı getirdiği paketlerin arasından. Bir de böğürtlen reçeli almıştı. Onu da koydu bir tabağa. Fırından yeni çıkmış francala ekmeklerini de güzelce dilimleyip masaya taşıdı hepsini. Çay da demlenmişti bu arada. Bunları yaparken hiç konuşmuyorlardı. Esin arkadaşının yaşadığı gerginliği fark ettiğini biliyor, ilk cümlenin ondan gelmesini bekliyordu sanki. Gerçekten de öyle oldu. Suna çayları koyup masaya oturduktan sonra pat diye soruverdi: - Eee, anlat bakalım neler oluyor? Yutkundu Esin. Gözlerini kaldırıp bakmıyordu bile Suna’nın yüzüne. Mırıldandı usulca: - Bilsem... Bir de ben bilsem neler olduğunu... DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86072
    % 1.74
  • 6.0742
    % -0.37
  • 6.8075
    % -0.15
  • 7.7293
    % 0.17
  • 251.383
    % -0.09
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT