BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Rabbim bana yeter...

Rabbim bana yeter...

İnsanlar devamlı olarak mutluluğu, huzuru aramaktadır. Ne yazık ki, her geçen gün, daha da mutsuz hale gelmektedirler.



İnsanlar devamlı olarak mutluluğu, huzuru aramaktadır. Ne yazık ki, her geçen gün, daha da mutsuz hale gelmektedirler. İşin püf noktası, Kristof Kolomb’un yumurtası hepimizin gözü önündedir. Yeter ki, görmesini, hissetmesini bilelim. Her namazın sonunda ve her gece başımı yastığa koyduğumda, uzun uzun şükrediyorum; beni Müslüman olarak yarattığı için. Dindar bir ailenin evlâdı olarak dünyaya gönderdiği için. İman verdiği için (elbette çok eksik ve kusurumun olduğunun idraki içindeyim. Ancak, Cenab-ı Hakk’ın Rahim ve Rahman sıfatından çok ümitliyim. Yine, başta şerefli Peygamberimiz (SAV) olmak üzere, çok sevip saydığım Mübarek zatların, şefaat ve muhabbetlerine de çok güveniyorum). Yufka bir yürek, yaşaran gözler, titreyen kalp, paylaşmaya hevesli bir karakter lütfettiği için. İnsanlara hizmet imkânları, veren el olma şansı, bahşettiği için. Haramı helâli analiz idraki verdiği için. Aşağıya bakıp şükretmeyi öğrettiği için. Velhasıl, hayatımın her saniyesini şükrederek geçirsem, yine de en küçük bir karşılık olmadığının idraki içindeyim. Kendimi, dünyanın en zengin insanlarından daha zengin, daha mutlu ve huzurlu hissetmekteyim. En sağlıklı ve güvenilir yolun, Rabbime sığınmak olduğunu biliyorum. Bu yüzden, kimseye eyvallah etmenin, korkmanın, boyun eğmenin, gereği yoktur. “Rabbim bana yeter” düsturu, en emin sığınaktır. Sebebe yapışır, elden gelen gayreti gösterirsiniz. Ancak, sonuca ne üzülür, ne de sevinirsiniz. Zira, bilirsiniz ki, sonuç Cenab-ı Hakk’ın iradesindedir. (Amentü’yü okuyup da, inanmamak olur mu). Ve yine bilirsiniz ki, “Mevlâm neylerse iyi eyler”, “bizi kendimizden çok daha fazla düşünür ve korur”. Sık sık, beni sevenlerin, düşünenlerin uyarılarına muhatap oluyorum. Gerçekleri çok açık ve sivri bir üslûpla yazmamın getirebileceği problemleri ifade ediyorlar. Türkiye’deki “güç odaklarının” etkisinden bahsediyorlar. Ne gam. Ne de korku. Zira, biliyorum ki, “Rabbim bana yeter”. Hiçbir güç de, onunla baş edemez. Kader çizgimde olmayan bir şeyi gerçekleştiremez. Ülkemi ve insanları çok seviyorum. Mevcut tabloya, aksaklıklara, ahlâksızlıklara, Türkiye’nin bulunduğu yere, tahammül edemiyorum. Bu konularda, gücümün yettiği kadar, doğruları savunuyor, yanlışlara karşı çıkıyorum. Kimseden nefret etmiyorum. Kimseye küs değilim. Kimseyi yargılama hakkına da malik değilim. Ama, “haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır” Hadis-i Şerifinin de gereğini yapmam icap etmektedir. Üslûbum sert, kırıcı, sivri olabilir. Ama niyetim halistir. Ülkemin ve insanlarımın çıkarına uygundur. (Elbette, Devleti soymak isteyenlerin, halka zarar verenlerin yanında olamam. Onların beni sevmesini istemem.) Bu davranış biçiminin getirdiği sıkıntı ve yükler yok mudur? Elbette olacaktır. Nitekim, çok sayıda beraat kararı; onun iki üç katı “men-i muhakeme” kararı; bitip tükenmek bilmeyen ihbarlar, tahkikatlar, davalar, “profesyonel sanık” pozisyonu, yapılan her icraat ile ilgili mükerrer soruşturmalar. Hiçbiri umrumda değil. Zira, bilerek boğazımdan haram geçmedi (inşallah bilmeyerek de geçmemiştir), başkalarına da izin vermedim, göz yummadım. Önemli olan, vicdanen rahat olmak ve “asıl, büyük hesap gününe” göre hazır bulunmaktır. Zira, herkesi aldatmak mümkündür de, Cenab-ı Hakk’ı asla. Bugünün çalkantılı ortamında, huzuru ve güveni güç odaklarına değil, gerçek sığınağa dayanarak bulabiliriz. Rabbimiz bize yeter.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT