BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Zor dönem

Zor dönem

Önümüzdeki 5 yıl, yani AB süreci, Türkiye için fevkalade zor bir dönemdir. Bu süreçte devletin içinde ayrılıklar görülecektir. Gerekli olan, bu ayrılıkların devlet krizine dönüştürülmemesi ve diyalogdur..



Önümüzdeki 5 yıl yani Avrupa Birliği süreci Türkiye için fevkalade zor bir zaman dilimidir. AB üyesi ülkelerin bu süreçte üyelik bağlamında Türkiye’ye olmadık taleplerde bulunacağı ve Türkiye’nin de bunları karşılamakta zorlanacağı ortadadır. Dahası, bu dönemde devletin içinde de farklı bakışların olacağı ya da ayrılıkların görüleceği kesindir. Dolayısı ile bu geçiş sürecinde özellikle de devletin içinde gerekli olan, diyalog kapılarının kapatılmamasıdır. Eğer kapatılırsa bugünkü gibi devlet krizi tehlikesiyle karşı karşıya kalınacaktır. Devlet krizi Gelelim devlet krizinin ne olduğuna? Başbakan Ecevit’in, KHK’nın ikinci kez Cumhurbaşkanı Sezer tarafından imzalanmaması halinde meydana gelecek kaos olarak tanımladığı devlet krizi olgusu, bir devletin başına gelebilecek en büyük belalardan biridir. Böyle bir kriz beraberinde çok daha kötü şeyleri getirir. Bu itibarla da yapılması gereken, hangi hal ve şartta bulunulursa bulunulsun diyalog kapıları açık tutulmalıdır. Kapatılırsa kavga kaçınılmazdır. Onun için biz dünkü yazımızda Cumhurbaşkanı Sezer’in Başbakanlar için Perşembe günleri mutat olan randevuyu hem de iki haftalığına iptal etmesinin krizin oluşmasına KHK’dan bile fazla katkı yaptığını belirttik. Yanlışlar Şimdi düşünün: İçeriğinde mutabık olunan bir KHK olayında bile Cumhurbaşkanı ile Başbakan bu biçimde köprüleri atabiliyor ve devlet zirvesinde tabir yerindeyse deprem meydana gelebiliyorsa, yarın AB standartlarına erişme veya AB taleplerini karşılama noktasında iş nerelere varacaktır? Böylesine kayganlığı mutlak olan bir zeminde devletin en önemli iki makamı diyalog kurmayı bile beceremezse sorarım sizlere Türkiye Avrupa Birliği’ne nasıl girecek? Meydana gelen buhranda sorumluluk bize göre öncelikle Sayın Cumhurbaşkanı’na aittir. Sayın Sezer randevu iptali ile diyalog zeminini ortadan kaldırmıştır. Evet Köşk’ten yapılan “yaz dönemi sebebiyle İstanbul’a gittiler açıklaması” bir gerekçedir de, inandırıcılığı çok değildir. Aynı şekilde Sayın Başbakan’ın üslubu ve “devlet krizi olur” resti de çok şık olmamıştır. Ne kadar haklı olunursa olunsun sonuçta Sayın Sezer bu ülkenin seçilmiş meşru Cumhurbaşkanıdır ve dahası, onu öneren de seçtiren de Sayın Ecevit’tir. Yapılması gereken, derhal herşeyin unutulup duruma vaziyet edilmesidir. Zaten ortada muhteva ile ilgili bir ayrılık da yoktur, hadise tamamen hukuk içtihadı ile alakalıdır. Bize göre Sayın Sezer politika yapan ve de intikam hevesinde olan çevrelerin etkisine girmeyip KHK’yı imzalamalı ve ardından da dün Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz’ın da söylediği gibi Anayasa Mahkemesi’ne gitmelidir. Sayın Sezer eski Anayasa Mahkemesi yargıcı ve başkanıdır diye bu kurumun görevleri Çankaya Köşkü’ne taşınamaz ki!. Fethullah Gülen olayı Gelelim Fethullah Gülen Hocaefendinin tutuklanma kararına? Mahkeme kararı olduğu için yargıya saygımızdan, kararın doğruluğu ya da yanlışlığı noktasında bir şey söylemeyeceğiz. Ancak bu karar zamanlama olarak bazı çevrelerin ekmeğine yağ sürecektir, istismar büyüyecektir. Bir başka şey; ben hayatımda Sayın Gülen’i hiç görmedim, kendileriyle ilgili bilgilerim de, medyada çıkanlarla sınırlıdır. Lakin daha önce de yazdım, yine yazacağım: Sayın Gülen’in yurt dışında açtırdığı okullar bu ülkenin yüzakıdır ve dahası Clinton’ın bile işaret ettiği 21. yüzyıldaki Büyük Türkiye’nin öncü kuvvetleridir. Hayır bunları afaki söylemiyorum, bu okulların pek çoğunu Cumhurbaşkanlarımız ve Başbakanlarımızın resmi seyahatleri esnasında birebir gördüm. Bu kararla bu okullar etkilenirse açıkçası ona üzülürüm..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT