BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sert uyarı gündemi sarstı

Sert uyarı gündemi sarstı

GENELKURMAY Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun açıklamaları sadece 28 Şubat sürecinin devam ettiğini değil, aynı zamanda yeni ve kararlı bir sürecin başladığını da gözler önüne seriyor. Genelkurmay Başkanı’nın Çankaya Köşk’ünden geri çevrilen KHK’nın içeriğinin gerekliliğinde gösterdiği kararlılık, işin ciddiyetini ve de vahametini ortaya koyuyor. Askerin KHK ısrarı aynı zamanda devletin bu konuda kesin bilgilere sahip olduğunu da tescilliyor.



Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun sözleri belki muhtıra değildir ama kesin olarak ültimatomdur. Adres de önce TBMM ve hükümet, sonra da bütün Türkiye’dir. Evet Genelkurmay Başkanı kamuoyunu sarsarcasına uyarıyor. Hayır Sayın Org. Kıvrıkoğlu’nun yaptığı bu açıklamalar öyle ayaküstü sarf edilmiş sözler değildir. Açıkçası biz böyle bir çıkışın olacağını Gazi Ordu Evi’ndeki davete gitmeden de iki açıdan kestiriyorduk. Birincisi; yıllar yılı bizim de aralarında bulunduğumuz sadece 4 büyük gazetenin Ankara Temsilcileri çağrılırken önceki akşam 60 medya yöneticisi ve yazarı davetliydi. Bu kalabalık davet bile aslında bir işaretti. İkincisi ve kesin işaret ise; halef-selef Kara Kuvvetleri Komutanları Orgeneral Ateş’le Orgeneral Özkök’ün devir teslim törenindeki konuşmalarıydı. Kararlı süreç Peki ama askerde birdenbire yükseldiği gibi görünen bu tansiyon niye? Önce askerin bu konuda acul değil fevkalade sabırlı olduğunu belirtelim. Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun KHK’nın içeriğinin gerekliliğinin kaçınılmazlığını ifade eden sözleri ya da patlaması ayların değil, yılların birikimidir. Asker, 28 Şubat 1997’den beri Milli Güvenlik Kurulu’nda tavsiye edilip hükümetçe onaylanan kararların uygulanmasını bıkmadan-usanmadan beklemiştir. Bugün-yarın derken aradan yıllar geçmiş, son olarak da Cumhurbaşkanı Sezer’le Başbakan Ecevit arasında malum olaylar yaşanmıştır. Tabii geçen sürede hassas olunan ve tehlike addedilen konular daha da kangren halini almıştır. İşte Genelkurmay Başkanı önceki akşam böyle bir tabloda gür bir tonla kamuoyunu uyarmak zorunda kalmıştır. Vehim ve tehdit Hayır Sayın Kıvrıkoğlu’nun uyarısı soyut bir vehimin ürünü de değil, somut ve kesin verilerin yansımasıdır. Kurallarda ve tutarlılıkta fevkalade dikkatli olan asker bir konuda böylesine ısrar ediyorsa, belli ki eli çok güçlü ya da çok önemli bilgilere sahip demektir. Aslında Başbakan Ecevit’le yardımcıları Bahçeli ve Yılmaz’ın KHK’ya takındıkları malum tavırlar da bunu teyit ediyordu. Ne var ki devleti henüz yeterince tanımayan yeni Cumhurbaşkanımız olayı okuyamadı ve bu noktaya gelindi. Açıklıkla söyleyelim Çankaya Köşkü’nde eğer Sayın Sezer değil de Sayın Demirel oturuyor olsa idi askerler bu biçimde konuşmak zorunda kalmazlardı. Kalmazlardı zira Sayın Demirel bu noktaya gelinmeden gerekeni yapar ve ortalık süt liman olurdu. Oysa şimdiki görüntü askeri “dayatan”, sivilleri de ona “boyun eğmeye” mecbur olan bir görüntüye sokuyor ki hadise elbette öyle değildir. Asker yukarıda söylediğimiz gibi yasadan aldığı yetkiyle koruma-kollama görevini bu biçimde yapmaya mecbur kalıyor. Şimdi düşünün bu yasa meclise gelecek, orada kesin kabul edilecek ve Cumhurbaşkanı da tereddütsüz onaylayacak. Bütün bunlar olmazsa buhran kapıda yani asker bir adım daha atmaya mecbur demektir. İyi de KHK’yı onaylamak yerine böyle bir tabloyu hazırlamak olacak şey midir? Kim gelirse gelsin Demirel’den iyi olur diyenlere bu tabloyu armağan ediyoruz. İyi ise alın tepe tepe kullanın. Yeni dönem Hiç kuşku edilmesin vakarı ve ciddiyeti tescilli Genelkurmay Başkanımız bu çıkışı yapmışsa bu işin geriye dönüşü ya da çark edilmesi mümkün değildir. 30 Ağustos 2000 akşamı 28 Şubat kararlarının ödünsüz uygulanmasına start verilme yani kuvveden fiile kesin geçiş tarihidir. Orgeneral Kıvrıkoğlu’nun yaptığı açıklamaların içeriğine bakın, orada sadece hedef alınanlar değil, aynı zamanda yargı hakkında ifade edilen sözlerle de kesin kararlılık ortaya konmuştur. Diyeceksiniz ki AB sürecinde bütün bunlar olacak iş midir? Teorik olarak haklı olabilirsiniz de fiilde bu pek geçerli değildir. Bize göre demokratik sistemlerin de subapları vardır ve olmalıdır. Kendini korumayı bilmeyen sistemlerin siyasi literatürdeki karşılıkları anaşzimle benzer şeylerdir. Evet Türkiye’nin gündemini sarsan ve akisleri bize göre haftalar sürecek olan bu açıklamalar bazılarının iddia edeceği gibi tehdit şu bu değil, devleti ve milleti var oluş değerleri ile koruma ve kollama olayı ve de bunun için samimi bir ikaz ya da çağrıdır. Enstantaneler Gelelim Gazi Ordu Evi’ndeki davette şahit olduğumuz siyaset dışı genel enstantanelere. Öncelikle organizasyon mükemmeldi. Onuncu Yıl Marşı ile bahçeye giren Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı davet boyunca eşleriyle özel bir bölümde oturdular ve çok çok sıcak görüntüler vermediler. Gecede ANAP lideri Yılmaz, DYP lideri Çiller, FP lideri Kutan ve CHP lideri Öymen hazır bulunurken, MHP lideri Bahçeli yoktu. Çok sayıda bakan ve az sayıda işadamının katıldığı 30 Ağustos davetinde yapılan havai fişek görüntüleri doğrusu görülmeye değerdi. Komutanların tamamı medyaya olağanüstü sevecendi. Dahası, müthiş ve keyifli spor sohbetleri de oldu. Fenerliler’in hüsranı Bizim gibi Fenerli olan Genelkurmay Başkanımız Orgeneral Kıvrıkoğlu “Bu sene pek ümitli değiliz, Beşiktaş iyi” derken şu espriyi yapmaktan da geri durmadı: “Bizim komuta heyeti Fenerli. Fenerli olmayan terfi edemez.” Vallahi doğru değil. Gece boyunca uzun uzun konuşma imkanı bulduğumuz Kara Kuvvetleri Komutanımız Orgeneral Hilmi Özkök’e tuttuğu takımı sordum. Özkök Paşa gülümsüyor: “Sayın komutanımız da diğer komutan arkadaşlarımın önemli bir bölümü de Fenerli ama ben Beşiktaşlıyım.” Hilmi Paşa’ya tekrar iyi bir taraftar olup olmadığını soruyorum. Özkök: “Hayır değilim. İki kere maça götürdüler ikisinde de kaybettik. Birinde tuttuğum Beşiktaş kaybetti, diğerinde de Fenerbahçeli yöneticiler maça götürdü, Fener kaybetti. Kimin için gidersem o kaybediyor.” Futbol muhabbeti sürüyor. Bu kez yine Fenerbahçe aşığı Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ı dinliyoruz: “Cumhur Paşamla beraber Fener-Gençler maçına gittik. Maç biter bitmez tribünde yanımızda oturan Gençlerbirliği Başkanı’na dönerek Sayın Cavcav sakın bu sonuca sevinmeyin dedim. İlhan Bey şaşırarak ‘neden’ diye sordu. Ben de ‘bu takıma kim olsa 3 gol atar’ dedim. Dememle de Fenerbahçe’nin Başkanı Sayın Yıldırım mahçup mahçup yüzüme baktı.. Ne diyeyim çok içten bir Fenerli olarak bu sene çok rahat olduğumu söyleyemiyorum.” Öcalan’dan haberler Hürriyet yazarı Emin Çölaşan, Genelkurmay İkinci Başkanımıza Öcalan’ın İmralı’daki korunma olayını soruyor. Org. Büyükanıt: “İmralı’da üç değişik statü var. Cezaevinin içini Adalet Bakanlığı, dışını ise Jandarma koruyor. Ayrıca İmralı askeri bölge olduğu için Ada’yı biz koruyoruz.” Peki PKK elebaşı gazete okuyabiliyor ve TV seyredebiliyor mu? Org. Büyükanıt: “Gazeteleri okuyor. TV yok. Sadece radyo verilmesine izin verildi ve oradan da TRT FM’i dinliyor.” Peki ya PKK yayın organlarına demeç vermesi? Org. Büyükanıt: “Avukatları çarşamba günleri görüşüyor. O kanaldan olabilir ancak Öcalan’a atfen çıkan haberler afaki olablir. Yani ona rağmen yazılabilir. Bu vesile ile dikkatinizi PKK cezaevleri sorumlusu olan Sabri isimli bir şahsa çekmek istiyorum. Bu terörist Bursa Cezaevinde ve buradan yönetiyor.” Neden müdahale edilmiyor? Org.Büyükanıt: “Cezaevlerinin içi bize bağlı değil. İlgililere sormak lazım.” Gazeteciler duymasın Sohbet turumuz sürüyor Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Erdil’den deprem hatıralarını dinledikten sonra Karadeniz’de en güçlü donanmanın bizim donanmamız olduğunu öğreniyoruz. Ve ardından Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ergin Celasin ile sohbet. Celasin Paşa tebdil-i kıyafetle hafta sonları Kızılay’a inip kitapçıları dolaştığını ve müzik marketlerden aldığı CD’lerle kitapçılardan aldığı kitapları anlatıyor. Müzik-kitap muhabbeti derken Hürriyet Genel Yayın Müdürü Ertuğrul Özkök “Aman Paşam İstanbul’a geldiğinizde haber verin sizi caz-bar’a götürelim” diyor. Ergin Paşa’dan cevap: “Olur olur ama gazeteciler duymasın, malum yanlış yansıtırlar olayı.” Bu ince espriye müthiş bir kahkaha tufanı kopuyor: Sonuç: Asker tatlı ama tatlı olduğu kadar da görevinde titiz mi titiz. Askeri farklı ve inandırıcı kılan oradaki homojen yapı ile ideal ve inanç birliğidir. Hangi kuruma bakarsanız bakın orada yok çürümüşlük, yok siyasi taraftarlık, yok mezhep birlikteliği, yok hemşehrilik yok şu yok bu aranıyor, ama askerde bütün bunlar asla yoktur ve zaten onu bu özelliği ayakta tutuyor ya da başka bir ifadeyle asker onun için eşittir devlet demek oluyor. Açıkçası iyi ki de öyledir. Yoksa 1000 yıllık devlet için malum tabloya oturup ağlamamız gerekiyordu...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT