BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dialog

Dialog

Dönüp ardımıza baktığımızda neler bıraktık, fotoğraflardan başka, arkamızda kalanların birlikte tatlanmış anlara birlikte donuklaştığı belki mütebessim bir çehre, belki yumuk gözler, belki de o anda yapılmış muzipliklerin hatırlandığı, hayâllerle seslendirilen gülüşmeler, objektiflere takılmayan kelimelerden başka, ne kadar iyi insandı dedirten...



Resimlerde kalan... Dönüp ardımıza baktığımızda neler bıraktık, fotoğraflardan başka, arkamızda kalanların birlikte tatlanmış anlara birlikte donuklaştığı belki mütebessim bir çehre, belki yumuk gözler, belki de o anda yapılmış muzipliklerin hatırlandığı, hayâllerle seslendirilen gülüşmeler, objektiflere takılmayan kelimelerden başka, ne kadar iyi insandı dedirten... Zaten başka bir şey söylemez arkamızda kalanlar. Onlar da bir gün sadece o resimlerde kalacaklar. Zamanın bıraktıkları Ölümsüzlük fotoğraflarda kalmaksa eğer, her anımızı ölümsüzleştirelim. Ama fotoğraflarda ölümlü değil midir? Ne kadar iyi muhafaza edilirlerse o kadar bizden daha uzun ömürlü olabilirler. Ya muhafaza edilmezlerse? O zaman aynı toprağın içinde hücrelerimiz birleşir. Dünyada kalan resmimizin yok oluşuyla birlikte sadece hafızalardaki varlığımızla kalırız. O hafızalar da yok olduğunda... Artık dünyada yoksunuzdur. Resimlerden başka bir şeyler bırakmalı o zaman. Babasının öldüğü haberini aldığında, hıçkırıkların boğazına düğümlenip, bulanık bakışların size yöneltilip teselli arayan bekleyiş karşısında söylenecek fazla bir şey olmadığını bilmeniz size en fazla şunları söylettirir: Er ya da geç hepimiz bunu tadacağız. Ama sen iyi şeyler yaparsan, baban gittiği yerde daha huzurlu olacaktır. O zaman sen hep iyi şeyler yap. Arkamızda iyi şeyler yapacak evlatlar bırakmak, ölümsüzlüğün bir çeşidi olsa gerek. Keşke bütün insanlara iyi şeyler yapmaları gerektiğini anlatabilsem. Önce kendim iyi şeyler yaparak. Arkamdan, fotoğraflara bakıp iyi insandı denmesinden öte iyi şeyler. “Misafir gelmeden önce evlerinizi, ölüm gelmeden önce bedeninizi temiz tutun.” Bedenimin misafirine: Her zaman gelebilirsin, kapın açık, hazırım, diyebilir miyim, evime her zaman misafir gelmesi ihtimalini düşünüp temiz tuttuğum gibi? Zor anlarımın ruhuma verdiği acıda aklıma ilk gelen nedir? Haksızlığın karşısında dilsiz şeytan mıyım yoksa, imanımın en zayıf noktasından gelen sesle mi cevap veriyorum. Kalbim buğz mu ediyor sadece? Yoksa... Hayat bumerangım Herkes ve her şey O yokmuş gibi hareket eder ve hayatımın her anını O’nun yokluğu üzerine bina ederken. Veya var olduğunu bilip yokmuş gibi davranır, varlığının var olması karşısında var oluşunun gereklerini, hayatına vermesi gereken yönü, yokluğun var oluşuna göre düzenlerken. Bedenimin her zerresine söyletilmek istenen O yok, sesine karşı bir zerrem dahi olsa O var, diyebilenlerden miyim? Her sabah aynanın karşısında, hayalimin yüzünü yıkadığımda, bugün biraz daha değiştiğimin farkında mıyım? Şu soruyu sorabiliyor muyum kendime: Bugün ne yapacaksın, ardından gelenlerin senin için iyi insandı demelerini sağlamaktan başka? Akşam yatağa girmeden önce bugün ne yaptın sorusunun cevabını önceden hazırladım mı? Nefsim dünyanın güzelliklerine dalıp gidiyor. Sıcak havanın verdiği hararetin ardından içtiğim bir bardak soğuk suyun hesabının sorulacağını söylemediler mi bana? Yoksa, Ölmüş kardeşlerimin etlerini yemek çok mu tatlı geliyor? Yapacak iş kalmadı da onun bunun arkasından mı konuşuyorum? Kendime baktım mı hangi kusurumun yüzüme vurulması karşısında, teşekkür etmem gerekirken, içimde patlayan hangi sinir harbini sulhla noktalandırdım? Öyle anlıyorum ki; Nefsimle olan savaşımı kazanmalıyım önce. Kendimi fethetmeliyim. Arkasından diğer fetihlere kapı aralanacaktır. Aralanan kapı açılacaktır. Aralanan kapının açılması kapalı kapının açılmasından daha kolaydır. Önce kapıyı aralamalıyım öyleyse... Belki de ölümsüz fotoğrafları o kapının ardında bulabilirim. * Ahmet CESUR / SAKARYA Sevgisiz dünya Kalmadı, Ne bir umut, ne bir sevgi Dünya bu kadar karardı, İnsanlar bu kadar düşman... Dünya dönüyor, insan seviyor Dönen pişman, seven pişman... Beklenilen bu değil, Güvercin kanadını aya asmış Yürekler kapalı kutu, Sevginin paslı kolları İnsanları sarmıyor... Olmuyor dostlarım, Sevgisiz bir dünya Güzel olmuyor... * Mehmet CEBE - ANKARA Bizim ellerde Sıra sıra dağlar, yeşil ovalar, Yükseğinde yosun tutar kayalar. Mevsimler değişir, açar havalar, Yazlar ayrı güzel, kış ayrı güzel. Bahar gelince hep dereler akar, Uyanır canlılar, kekikler kokar. Giyinir güzeller, takılar takar, Gözler ayrı güzel, kaş ayrı güzel. Kurulur düğünler, çalar davullar, Alınır çeyizler, dolar bavullar. Halaya dizilir, kızlar, oğullar, Sıra ayrı güzel, baş ayrı güzel. Bilenler anlatır, güzel öyküler, Bir telaş içinde kilerdekiler. Kimi şarkı söyler, kimi türküler, Diller ayrı güzel, diş ayrı güzel. Karşılıklı söyler gelen âşıklar, Damadı gerdeğe salar uşaklar. Kızarır tarlada olgun başaklar, Toprak ayrı güzel, taş ayrı güzel. Güzellikleri gör bağlan hayata, Çalış, iyilik yap kalsın dünyada. Susuz, sevgiliyi gördü rüyada, Gerçek ayrı güzel, düş ayrı güzel. * Şakir SUSUZ / IĞDIR Bir adım ötesi Mutluluk, yaşadığımın bir adım ötesinde Yanımda eller var, gül bir adım ötesinde Gölgedir bedenim senin kutsal sevgine Gidemem artık sensiz bir adım ötesine Yok saysam seni gül, içerimde ben yok olurum Sevginle yeşeririm ben, seninle çok olurum Seninle mutluyum ben, gül, seninle şen Sensiz mahvolurum, gidemem bir adım ötesine Hiç böyle arzulamadım ölümü, delicesine Bilirsin gül, gölgeler mahkumdur kendi gövdesine * Bekir KALE / KOCAELİ Uçmayı öğret anne Ömür sürdüm çok tatsız Yaya koştum hep atsız El, kol bağlı kanatsız, Uçmayı öğret anne... Çile başım bağlarken Ateş tenim dağlarken Su içim kan ağlarken Gülmeyi öğret anne... Yanık dilden, saz telden Şakıyan şen bülbülden Aşka açan al gülden Sevmeyi öğret anne... El yalana çökerken Sözü eğip bükerken Havalarda sekerken Susmayı öğret anne... Ben’in öze varışı Temiz yürek atışı İnsan olma yarışı Erdemi öğret anne... İman ettim Rabb’ime Sahip çıktım nefsime Açtım baktım kalbime Özümü öğret anne... Menziline varandan Hâk ile hak olandan Erenlerdeki us’tan Aslımı öğret anne... * Nihayet AĞÇAY / İSTANBUL Yağmurun düşü Önce toprağa düşsem Sonra yaprağa Sonra da cama Ve senin saçlarına Bir çiçeğin ateşini söndünsem Irmakları doldurup taşırsam Keşke sadece nisanda Keşke sadece bayramlarda Keşke sadece bulutlar üzüldüğünde Yağmasam Hep sizin için ağlasam... * Pınar ALSAL / BİLECİK Gönül Ne kadar acayip vahşete daldı, Acaba ne zaman uslana gönül. Ne dünya kaydını görür ne ukba, Bilemedim meyli ne yana gönül. Usandım, bıktım bu gönül elinden, Ne var elin devranından, deminden. Kurtulmadı gitti, dünya gamından, Ne zaman erişir ferhana gönül. Ne utanmak bilir, ne namusu ar, Bilmem kime meftun, aşkına yanar. Azâlar köhnedi, vücut ihtiyar, El’an nazar eder, hubana gönül. Ne nasihat dinler, ne söze baktı, Cismim harabetti, ciğerim yaktı, Beni umulmadık derde bıraktı, İhtiyaç gösterdi Lokman’a gönül. Bu gönül elinden daldım günaha, Boş yere ömrümü eyledim heba, Kâh nasihat ettim, kâhi de rüsva, Yine de gelmedi amana gönül. İlmî amel kazandığım ruzi şep, Geldi gam leşkeri, yağmaladı hep, Ne ibadet kaldı bende ne edep, Ne yüz ile varır yezdana gönül. Derim; gönül Hak’ka tutalım bir yol, Vefa vermez, mal, menal, kız, oğul, Edelim ibadet olalım Özkul, Sözümü dinlemez divane gönül. * Ömer ÖZKUL / İSTANBUL Masum buse Küçük masum buseydi beni hayale salan Unuttuğum duyguydu o an içime dolan Gözlerine bakınca gönlümü benden alan Bambaşka bir hazdı bu küçücük masum buse... Bazen özlenen duygu, şimdi ise tattığım Gamsız gece geçirip, huzur ile yattığım Gönlüm firenleyip hem içime attığım Bambaşka bir hazdı bu küçücük masum buse... Karacakız Elif’im söylerim ben özümden Duygular belli olur bir çift kara gözümden Hislerimi anlarlar bir bakışta yüzümden Bambaşka bir hazdı bu küçücük masum buse... * Elif AKTAN / İSTANBUL
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT