BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Ben Sadık Bey’in geliniyim...”

“Ben Sadık Bey’in geliniyim...”

Kamyonet, Bostancı kavşağına geldiği zaman hava kararmak üzereydi. Yol boyunca gördüğü korkunç manzaranın etkisiyle zamanın nasıl geçtiğini, saatin kaç olduğunu, hatta nereye geldiğini bile şaşırmıştı Hülya.



Kamyonet, Bostancı kavşağına geldiği zaman hava kararmak üzereydi. Yol boyunca gördüğü korkunç manzaranın etkisiyle zamanın nasıl geçtiğini, saatin kaç olduğunu, hatta nereye geldiğini bile şaşırmıştı Hülya. Sonunda kamyonet bir yokuşa saptı, yaklaşık beş yüz metre tırmandı. Tepede sıvası olmayan, tuğla evlerden birinin önünde durdu. Kadın indi önce önden. Çocuklar birbirlerine sokulup uyumuşlardı. Hülya şaşkın bir şekilde gülümsedi: - Geldik galiba... - Geldik kardeş, benim ablamın evi burası. Biz Çiftlik Köy’de oturuyorduk, evimiz çok hasarlı, kalkıp ablama geldik. Hülya kamyonetin kasasından indi, üzerini başını silkeledi. Etrafına bakındı: - Burası neresi abla? - Ümraniye’nin arka tarafı... Sen nereye gidecektin? Omuzlarını kaldırdı. Bilmiyordu ki. Aceleyle cebinden telefon numarasını çıkarttı. Uzattı. - Bu numarada sözlümün babası var! Kadın garip bir şüpheyle baktı onun yüzüne. Bu sırada kocası geldi yanına. Orta boylu, cılız bir adamdı. Gözleri zekîce parlıyordu. Yüzü vücuduna nazaran geniş ve esmer tenliydi. Karısının elindeki kağıt parçasını alıp baktı, dudak büktü: - Ne bu? - Gideceği yerin telefon numarasıymış... Adam omuz silkti: - İyi ya, gelip arasın evden, alır adresi gider... Hülya sevinçle salladı başını. İçeri girdiler. Evde gelenleri gören şişman bir kadın feryatlarla karşıladı onları. Çocuklara sarıldı, kadına sarıldı, orta boylu cılız adama sarıldı, hem ağlıyor, hem de birini bırakıp, birine koşuyordu. Sonunda sakinleşti ve Hülya’yı fark etti. Arabadaki kadın eğilip bir şeyler anlattı onun kulağına. Yüzünün hatları yumuşadı, acıma dolu bir ifade kapladı yüzünü: - Gel kardeşim, gel... Vah, vah, vah! Ne büyük felaket bu. Ayol biz tamam dedik, şimdi yıkıldık. Ne kötü salladı öyle... Enişten fırladı kalktı ayağa ama ne mümkün, duramadı adam ayakta. Ben tabii can havliyle çocuklara koştum. Hepsi uyanmış, feryat, figan... kendimizi zor attık dışarıya. Çocukları akşamları zor sokuyorum içeriye... İlk gün bahçede yattık... Bir çırpıda anlatıvermişti bütün bunları. Temiz ama basit ve ucuz mobilyalarla döşeli bir odaya girdiler. Hemen giriş kapısının yanındaki zigon sehpanın üzerinde kırmızı, tuşlu bir telefon vardı. Eliyle gösterdi kadın telefonu: - Al kardeşim, telefon burada... Ara nereyi arayacaksan. Bugün sabah çalışmaya başladı zaten. Telefon melefon yoktu, kesilmişti hepsi... Elektrik de dün geldi... Hülya dikkatle tuşladı kağıt üzerindeki numarayı. Çalmaya başladığı zaman heyecandan titriyordu. Sonunda açıldı: - Alooo! Buyur! - Ben... Orası neresi? - Gürsoy şirketi ! Ne istedin? Doğu şiveli bir adam konuşuyordu... Sesinin tonu titreyerek cevap verdi Hülya: - Şey... Ben oranın sahibinin ev adresini istiyorum. - Sadık beyin adresini mi? Ne yapacaksın ki Sadık beyin adresini? Yutkundu Hülya, sıkılmıştı bu adama laf anlatmaktan... Başını kaldırıp yan gözle odada onu dinleyenlere baktı: - Ben onun geliniyim... Tarık’ın sözlüsü... Karşı tarafta bir sessizlik oldu. Kendinden emin bir şekilde beklemeye başladı genç kız. Adamın sesi duyuldu sonunda: - İyi madem... Yaz öyleyse... *DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT