BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir ümidim daha kırıldı...

Bir ümidim daha kırıldı...

Allah’tan yanımda hiç para yoktu. Bu başıma gelen, üç aylığımı aldığım gün olsaydı muhakkak param elimden alınmıştı. Belki de mal canın yongası diye direneceğim için canıma da kast edilecekti...



İstanbul’dan emekli edebiyat öğretmeni M. Necdet Dursun’un ibretler alınacak hatırasını yayınlamaya kaldığımız yerden devam ediyoruz. M. Necdet Dursun bey, emekli olduktan sonra geçinmek için özel okullarda ücretli öğretmenlik aramaktadır. Yine böyle bir günde E-5 yolu üzerinde görkemli bir özel okulda iş araştırır. Okuldan ayrılırken tam kapıda bir siyah mercedes araba gözükür. Öğretmeni içeriye alırlar. Arabaya bindiğinde içinde bulunan iki kişinin amacının yardım olmadığını anlayan emekli öğretmen, “Eyvah ben ne hata ettim de bu araca bindim?” diye hayıflanır ama iş işten geçmiştir. Adamlar bu kişiyi zengin biri sanmaktadır. Emekli bir öğretmen olduğunu anlayınca ikisinin de morali bozulur. “Şimdi ne olacaktı? Bu adamlar beni soyulacak kaz zannettikleri için arabaya almıştı. Züğürt olduğumu anlayınca acep bana ne ceza vereceklerdi? İşte niyetleri belli olmuştu. Daha bir iki kilometre gittik gitmedik, hiç işaret ve sinyal bile vermeden sağdan işlek olmayan bir yola saptı mercedes. Doğrusu daha da korktum. “Allahım ya burada beni halledip bir kenara ittikten sonra çekip giderlerse.” Kalbimin küt küt attığını hissediyordum. Ama elim mahkumdu. Yapacak birşeyim yoktu. Ben bu duygulardayken şoför olanı konuştu: “Bu yolun ilersinde biraz işimiz vardı. Sizi indirelim, dolmuşla gideceğiniz yere gidersiniz” Ben bu söze çoktan sevinmiştim. Fakat dikkat ettim, sürücü öyle söylerken bir taraftan da sanki ben kapı açmayı bilmiyormuşum da benim kapımın kolunu dışarıdan açıyor, bu esnada beni indirir gibi yapıp eliyle sol göğsün üzerindeki ceket ve gömlek ceplerinde bir şişkinlik, daha doğrusu para olup olmadığını son kez kontrol ediyordu. -Çok teşekkür ederim beyefendi. Çok naziksiniz. Hiç cevap vermediler. Kapıyı kapatıp hızla hareket etti araç. Ben ise arabanın plakasına bile bakmadan neredeyse koşar adımlarla E-5 anayol üzerinde bulunan dolmuşa doğru hızla ilerledim. Yine içimden “Oh be dünya varmış” diyerek nasıl bir kaçırılma veya soyulma tehlikesi atlattığımı düşündükçe tüylerim diken diken oldu. Bu olayı daha sonra yakınlarıma anlattıkça: “Çok şükür Allahım, soyulmadım ve de hayattayım!” diye bitiriyordum cümlemi. Allah’tan yanımda hiç para yoktu. Bu başıma gelen, üç aylığımı aldığım gün olsaydı muhakkak param elimden alınmıştı. Belki de mal canın yongası diye direneceğim için canıma da kast edilecekti. Mersedesten inip de düşündükçe o an aklıma gelmeyen şeyler de tek tek zihnimde sıralanınca felaketten döndüğümü daha iyi idrak ediyordum. Beni iyi niyetle arabalarına almış olanlar ya hiç konuşmazlar, ya da evvela hal hatır sorarlar değil mi? Ama bunlar hemen “hangi binaya bakmıştın veya arsa, ev alacaktın?” diye soruyorlardı. Son model bir arabanın, hem de mercedesin kapısı kişiler içerdeyken dışardan mı açılır? Oysa sürücü, dediğim gibi bir eli göğsünde yoklama yaparken diğer eliyle kolunu camdan uzatarak kapıyı açmaya çalışıyordu. Sonra arabasına alan kişi “Sizi gideceğin yere kadar götürelim” dedikten sonra, neden beni hem de hiç beklemediğim bir zamanda yan yola dönüp bırakmıştı ki? Ama iş olmayacağını anlayınca arabasından hemen indiriverdi. En azından bir özür dilerdi. Özür bile dilemeden anında kenara çekip indirdiler. O günden sonra, toplumun gidişatına yönelik ümitlerimden birini daha kaybettim. Demek ki artık yardımseverlik de menfaat için gerekir olmuş. Meğer artık bir kimse bir kimseye en ufak bir iyilikte bile bulunmuyormuş.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT