BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Yılân Hikayesi” üzerine

“Yılân Hikayesi” üzerine

Mehmet Ali Alabora ve Meltem Cumbul üniversiteye davet edilerek bir panele katılıyorlar. Bir genç çıkıyor, eleştirilerini sıralamağa çalışıyor.



Mehmet Ali Alabora ve Meltem Cumbul üniversiteye davet edilerek bir panele katılıyorlar. Bir genç çıkıyor, eleştirilerini sıralamağa çalışıyor. Bazı gerçekleri dile getirmek istiyor, ama bırakmıyorlar. Öncelikle orada bulunan öğrenci topluluğu ıslıklarla, itirazlarla çocuğu susturmağa çalışıyor. Üniversiteli genç salonu terketmek üzre kalkıp gitmeğe yelteniyor, fakat M. Ali Alabora gitmeyip kalmasını ve düşüncelerini söylemesini istiyor. Çocuk anladığım kadarıyla demek istiyor ki “Sizin bu diziniz Amerikan polisiye filmlerinin kötü bir kopyasıdır.” Yanlış da değil söylediği. Devam ediyor “Burada bulunanlar hayran değil bir sürüdür...” Sonra bir kargaşadır gidiyor. Genç konuşturulmuyor. Ne olursa olsun “sürü” dememesi gerekirdi. Gerçi toplum zaman zaman sürüleşir ve değer ölçüleri ortadan kalkar... Güzeli çirkini değerliyi değersizi ayırdedemez hale gelir bu doğru; ama sürü kelimesi yerine düşüncelerini, incitici olmayacak biçimde ifade edebilirdi. Bununla beraber gencin cesur çıkışı doğrusu beni düşündürdü. Birilerinin zoraki yönlendirmelere “Hayır! bu böyle değildir böyle olmamalıdır” demesi gerekiyor artık. Genç “Bizden olmayan birşeyi neden alkışlamalı?” demek istiyor yahut “Neden kendi varlığımızla, kendi sanat gücümüz ve arayışlarımızla birşeyler ortaya koymuyoruz?” demek istiyor. Sahi bu kadar özgün konularımız varken, bu kadar yaşanmış ve yaşanan olaylar varken niye o ve benzeri diziler? Kahramanların ille de komiser ve ekibi olması gerekiyorsa bizdeki bir sürü canlı örnekten ve belgelerden niçin yola çıkılmaz? Bir defa ben baştan beri bu diziye fazla ilgi duymuyorum. Meltem Cumbul iyi bir oyuncu olmasına, değişik fiziğine rağmen bir türlü “köylü kızı”nı veremedi. Erkek kahramanın üzerine basa basa yetmiş kez “köylü kızı” demesine rağmen... Çünkü Meltem Cumbul’da bir Rumelili, Egeli şehirli kızı fiziği var. Söz gelimi, bir üniversiteli kızı, bir asistanı, genç bir doktoru, öğretmeni, servet sahibi bir ailenin kızını başarıyla canlandırabilir... Ama o kıyafetlerle, saç ve makyajıyla kırsal kesimden gelmiş bir kız olamıyor. Ya Ayten Gökçer? Yılların tiyatro sanatçısı. Devlet sanatçısı ayrıca. Burada üçüncü derecede bir rolle yetinmek durumunda. Ezilmemiş ama bu bir tür ablalık rolüyle Zeyneb’i ve Memoli’yi pohpohlamaktan öte bir şey yapamıyor. Oysa Ayten Gökçer tek başına bir oyunu omuzlar götürürdü. Ama diziler böyledir. Birileri birşeyler tasarlar, kimbilir kimler araya girer önayak olur, bir sürü paralar konuşulur, okeyler alınır, tasarı nerelerden geçer nerelere ulaşır, bütün bunlar seyircinin uzak kaldığı bir iştir. Sonra oyuncular gündemde tutulur, bakarlar ki dizi oyuncularla sürüklüyor, uzatılır da uzatılır artık. Ne zaman biteceğini tahmin bile edemezsiniz. Tabii uzadıkça da tadı bozulmağa başlar. Konserve gibi ya da benzeri şeyler...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT