BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Gerçek müflis kimdir?

Gerçek müflis kimdir?

Yaşadığı acı olaylardan ders alan akıllı ve tedbirli kişiler umulmadık bir değişim ve gelişimin feyizli atılımlarıyla geleceği aydınlatan ümit ışıltıları saçarlar.



Müflis, bilindiği gibi iflâs etmiş, tükenmiş kişilere denir. İflâs, ticaret erbâbının korkulu rüyasıdır. Ticarî ve ekonomik ilişkilerde iflâs noktasına yaklaşmış kimselerin itibarları da (kredileri) tükenmiş sayılır. İmalâtçı firmalar, güçlü kapital sahipleri iflâsın eşiğine gelmiş olanlara mal verme veya kredi açma konusunda çok nazlı hattâ genellikle olumsuz veya çekimser tavır belirtirler. Hele mevcut mal varlığı borçlarının altında kalmış ve böylece iflâsı resmîleşmiş olanlar, artık aynı ticarî alanda her türlü itibar ve güvenilirliği tamamen yitirmiş sayılırlar. Alacaklılar mağduriyetlerini asgarîye (en aza) indirebilmek için icrâ ve haciz yoluyla borçlunun menkul veya gayr-i menkul mallarına bir an önce el koymanın yollarını ararlar. Bu acı durumu yaşayan bir ticaret adamının sosyal mevkiinin ve medenî anlamda onurunun ne denli yara aldığını uzun uzun anlatmaya bilmem lüzum var mı? Hısım akraba, konu komşu ve eş dostun gözleri önünde sözgelimi salondaki halı veya televizyonun, mutfaktaki buzdolabı veya bulaşık makinesinin icrâ memurlarınca el konularak evden çıkarılması böyle ağır bir mahcûbiyeti daha önce yaşamamış haysiyetli bir insan için ne kadar dayanılmaz bir olaydır! Fakat bütün trajik ve esef verici boyutlarına rağmen dünyadaki ticarî iflâsın insanı karşı karşıya bıraktığı acı ve utanç dolu muamele ve oluşumların şu veya bu şekilde telâfî edilmesi, kaybedilen itibarın yeni baştan elde edilebilmesi yolunda çeşitli imkânlar bulunabilir. “Zararın neresinden dönülürse kârdır” özdeyişince (fehvâsınca) hareket edilirse nice utanç verici sahnelerden, yüz güldüren oluşumlara yol bulunur. Yaşadığı acı olaylardan ders alan akıllı ve tedbirli kişiler umulmadık bir değişim ve gelişimin feyizli atılımlarıyla geleceği aydınlatan ümit ışıltıları saçarlar. Kısacası dünyadaki hüsran ve pişmanlıklar, insanın ömrü ve yaşama fırsatı olduğu müddetçe tamamen olmasa bile en azından kısmen telâfî edilebilir. Dünya, nedâmetin, pişmanlığın şu veya bu şekilde mutlaka fayda sağladığı bir imtihan yurdudur. Âhıret ise pişmanlıkların hiçbir yarar getirmediği, aksine insanın acı ve hasretini kat kat artırdığı bir mücâzât (ceza) mekânıdır. Kibir ve gıybetten kaçınılmalıdır Âhırete yönelik amel ve aksiyonlarında eksik ve hatâ olanlar, dünyadaki nefsânî muhasebelerle (özeleştiri) niyet ve davranışlarını düzeltir ve sağlamlaştırırlarsa ebedî hayatın doyulmaz haz ve saadetini yaşarlar. Yalnız unutmamak gerekir ki âhıret yurdunun gerçek mutluluğuna ulaşmak için sadece uhrevî yönü herkesçe bilinen belli ibadet ve kulluk vazîfeleri yeterli değildir. Namazında, orucunda, zekât, sadaka ve hayır işlerinde, hac, umre, zikir ve tesbîh gibi tamamen âhıretle ilgili amellerde birçoklarının gıpta ettiği (imrendiği) nice insanlar vardır ki bunlar belki kendilerince haklı olarak Yüce Allah’tan çok büyük ecir ve mükâfat beklerler. Bunlar aslında ne kendi boğazlarından ne de nafakasıyla sorumlu oldukları âile fertlerinin boğazından haram lokma geçmemesine de büyük dikkat göstermiş, maddî ve parasal anlamda hiçbir kulun hakkını yememişlerdir. Ama gelin görün ki onlarda belki ibadet ehli olmanın gereksiz ve anlamsız gururuyla beliren bir ucup (kendini beğenme) ve kibir (başkalarını küçük görme) gibi bir duygu vardır. Bu duygu onlarda her fırsatta öne geçmeyi, başkalarını horlamayı telkîn eden acaip ve garip bir tutku geliştirmiştir. Böyleleri, şahsını yüceltecek sebep ve imkânlar kendisine yeterince övünme fırsatı tanımıyorsa çevresini ve arkadaşlarını kötüleyip küçülterek büyüklük gösterisinde bulunmayı en ucuz ve kolay yol (!) olarak görürler. Eş dost meclislerinde oruç ağızla bile rahatlıkla irtikâp edilen (işlenilen) bu aşağılık suçun adı gıybettir. Onun bir adım ötesi bühtan ve iftiradır. Gıybet, nedense aşağılama ihtiyacı duyduğumuz hemcinsimizin (ister Müslüman olsun isterse gayr-i müslim) araştırıp tesbît ettiğimiz eksik ve hatâlarının o kişinin gıyabında (bulunmadığı bir toplantıda) söz konusu edilmesidir. Şeytan, pek çok Müslümanı makul gibi görünen hassas bir noktadan yakalamaktadır. Gıybetçi, şâyet uyarılacak olursa hemen “Efendim, doğruları söylüyoruz. Olmayan bir şeyi var gibi göstermiyoruz ki” diye savunmaya geçer. Fakat hiç merak etmeyin; gıybetçi, bir adım ötesi olan iftira ve bühtana çok uzak değildir. Ondaki muharrik (provokatör, kışkırtıcı) güç, kendini beğenmişlik ve kibir olunca olmayan bir kabahat ve kusurla aşağılamak istediğini toplumda küçültebiliyorsa ne gam! Hattâ gerekirse namus ve iffetle ilgili dedikodu pazarından derlediği bilgilerle kazif ve isnatlarda da bulunabilir!? İffetsizlik edenler lânete uğrayacaklar Kazif, bilindiği gibi öyle ciddî bir hastalıktır ki, İslâmiyet ona mübtelâ olanların şahitliklerini hükümsüz kılmıştır. Günahsız bir insana hiçbir ciddî delil ve isbatı olmaksızın iffetsizlik suçlamasında bulunanlar dünya ve âhırette ilâhî lânete uğradıkları gibi bir nice ibadet ve tâatin, hayır ve hasenâtın yüklü ecrinin dünyada çekiştirdikleri günahsız kişilere verildiğini görünce ilâhî huzurda öyle bir nedâmet, şaşkınlık yaşayacaklardır ki bu müessif ve trajik tabloyu bizim âciz kalemimizle şimdi tarif edebilmemiz mümkün değildir. Fakat şu kadarını belirtelim ki, Yüce Peygamberimiz (S.A.V) böylelerinin gerçek müflis olduğunu bildirmiştir. Çünkü bunlar manevî yönden rencide ettikleri kimselere ecir ve sevaplarını dağıtmakla işin içinden çıkamayınca mağdurların günahlarını da yüklenerek cenneti beklerken cehennemlik olmanın acı tecellîsini yaşarlar. İşte gerçek iflâs onlarınkidir!
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109156
    % 1.14
  • 3.8206
    % -0.38
  • 4.5076
    % 0.05
  • 5.1028
    % -0.67
  • 153.399
    % -0.43
 
 
 
 
 
KAPAT