BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ya şehr-i Ramazan

Ya şehr-i Ramazan

Menkıbeleri ile büyüdüğümüz Behlül sıradan bir derviş değil, devrinin önde gelen muhaddislerinden biridir.



Bir gün Bağdat’ta... Vüheyb bin Ömer Sayrâfî meşhur olan adıyla Hazret-i Behlül ünlü muhaddislerden Eymen bin Nâbil, Amr bin Dînâr ve Asım bin Ebin-Necid’den okur, hatırı sayılır bir âlim olur. Artık önü açıktır, belki kadı olacak belki devlet kademelerinde yükselip duracaktır. Ancak Bağdat sokaklarında dolandığı günlerden birinde ağlayan bir çocuk görür. Ona şeker ve oyuncak alacağı kadar bir para vermek ister, lâkin çocuk acı acı güler “Bunlar da ne” der, “biz oyun için mi yaratıldık?” Bu hâl Behlül’e çok tesir eder. İşini, gücünü bırakır, aşıklar kervanına katılır ki o devirde onlardan çok vardır. Hatta merâklının biri “Basra’daki Hakk aşıklarını sorar. Mübarek “onlar hesaba gelmez” der “ama istersen Allah’tan gafil olanları sayabilirim”. Behlül sıkıntılı bir hayat yaşar ama bundan tat almasını bilir. Bir ara kulübesini bile terkeder, kabristanı mekân edinir. “Niye?” diye soranlara “Bunlar dirilerden daha emin” der, “eziyet etmiyorlar, gıybet bilmiyorlar.” Kütüklü nasihat Bir gün Harûn Reşîd, kulubesinin önünde oturan Behlül’ün yanına gelir ve nasihat ister. Mübârek, ona iri bir hurma kütüğünü gösterir. -Tut şunun ucunu, haydi kaldırmayı dene. Halife zor da olsa kütüğün bir kenarını kaldırmayı becerir. -Şimdi de öbür ucundan tut, tamam, kaldır bakayım. Halife denileni yapar ama nefes nefese kalır. -Şimdi ortaya geç iki ucunu da havalandır. -Ama bu mümkün değil. -Bak bu ucuna dünya diyelim, öbür ucu ahiret olsun... Hazret-i Behlül dönüp giderken Hârun Reşid önünü keser “İyi ama” der, “nasihat bunun neresinde?” -Sen, sen ol ikisini birden kaldırmayı deneme. İşine bak Kûfe’li çocukların Behlül’e sataşıp eylendikleri günlerden birinde. Muhafızlar görünür. Alel acele yolu boşaltır, hattı kordon altına alırlar. Çok geçmeden Harun Reşid’in muhteşem konvoyu görünür ki, hac farızasından dönüyordur. Tam önlerinden geçerlerken Behlül bağırır “Hey Harun!” Konvoy çakılmış gibi durur. Halife devesinden iner. -Ooo Behlül sen ha? -Rivayet olunur ki Resulullah Efendimiz de (Sallallahü aleyhi ve sellem) Arafat dönüşü aynen senin gibi deveye binmişti. Ama onun etrafında “yol verin” diye bağıran münadileri yoktu ve kimse itilmezdi. -Yanlış mı yapıyoruz? -Elbette, halkının arasına karışsana. -Doğrusunu istersen böyle bir nasihata ihtiyacım vardı. Ama senin de bakıma ihtiyacın var. Bak elbiselerin de benzin gibi solmuş. Üstüne başına yeni bir şeyler alsana. Behlül uzatılan keseyi görmezden gelir, “Onu kimden aldınsa ona ver.” diye geri çevirir, “Yakana yapışılmadan helâllik iste.” -Bariborcun varsa söyle de onu kapatayım. -Borç, borç ile ödenmez. -Bir ihtiyacını olsun temin etmek isterdim. -Seni hatırlayan Rabbim beni unutur mu? İhtiyaçlarımı bilmiyor mu? Her koyun Bir gün Harun Reşid, Behlül Hazretlerine gelir. “Biliyor musun” der, “halk senden çok şikayetçi.” -Yine ne yapıyor muşum? -Onları kendi hallerine bırakmıyor, her işlerine karışıyormuşsun. Koyver, ne halleri varsa görsünler. Bilmez misin her koyun kendi bacağından asılır. Behlül hiç bir şey demeden çıkar, ancak bir kaç gün sonra sarayı dayanılmaz bir koku sarar. Muhafızlar arar, tarar, kuytuya asılmış koyun cesedi bulurlar. Altında şöyle bir yazı vardır “İşte kendi bacağından asılmış bir koyun. Söyleyin kime zararı var?” Bir zaman kıtlık olur, fiyatlar alır başını gider. Millet Behlül Hazretlerine gelir dua etmesini isterler. Mübarek güler “Vallahi ben bu işe karışmam” der, “bir buğday tanesi bir dinar olsa bile sesimi çıkarmam. Bereket isteyen Rabbimin istediği gibi yaşar.” Bir gün mahallenin haylazları mübareği taşa tutarlar. Hem lâfla sataşır, hem kahkahalar atarlar. Hasan bin Sehl çocukların önlerine geçer ve onları dağıtır. Behlül memnun olmuşa benzemez “Niye” der, “niye bu neşeyi onlardan esirgedin ki?” Behlül Hazretlerinin evine hırsız girer. Komşuları akıl verir, “Aman karakola git, kadıya söyle” derler. Dervişimiz umursamaz “Eğer onu yakalatmak isteseydim kabristan kapısında beklerdim. Zira mutlaka oradan geçecek.” Sen yanmışsın Behlül bir gün sarayda dolanırken tahtı boş görür ve oturuverir. Muhafızlar onu yaka paça indirir, üstelik hırpalayıp, incitirler. O sıra Harun Reşid görünür. Mübarek, mânâlı mânâlı güler “Kardeşim sen yanmışsın” der, “şu koltuğa bir kerecik oturdum canımı çıkardılar. Bir ömür oturanı bilmem ne yaparlar?” Harun Reşid, bir gün Behlül’ün sohbetlerini özler. Onu sarayında görmek ister. Muhafızlar yüce veliyi mezarlıkta bulurlar. Bir çukura yatmış uyumaktadır. Apar topar Halifenin huzuruna getirirler ki daha mahmurluğu üzerindedir. Yüce Veli, Halifeye döner “Ne güzel rüya görüyordum” der, “meğer saltanat sahibi imişim, hizmetkarlarım, askerlerim, nedimlerim...” -Uykudaki saltanattan ne olsun? Rüya işte. -Peki senin saltanatının farkı ne? Ben uyandım hayata döndüm, sen gözlerini yumsan saltanatından olacaksın. Birisi gelip “Oğlum öldü, kabir taşına ne yazayım” dediğinde Behlül gülümser: “Dün ayaklarımın altında ezilen çimler bu gün üstümde yeşerdiler. Ey yolcu bil ki toprak günahtan başka herşeyi örter.”
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT