BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Terk edeceklerdi köylerini...

Terk edeceklerdi köylerini...

İlk çocukları Tuncer doğduğu zaman keyiflerine diyecek yoktu yeni evlilerin. Hatice ve Baki de torunlarını el üstünde tutuyorlar, ellerinden geldiğince şımartıyorlardı. Hele erkek çocuk olması daha bir böbürlenmesine sebep oluyordu çiçeği burnunda dedenin.



İlk çocukları Tuncer doğduğu zaman keyiflerine diyecek yoktu yeni evlilerin. Hatice ve Baki de torunlarını el üstünde tutuyorlar, ellerinden geldiğince şımartıyorlardı. Hele erkek çocuk olması daha bir böbürlenmesine sebep oluyordu çiçeği burnunda dedenin. Tuncer ufak ufak yürümeye başlayınca bozulmuştu işleri. O sene bütün ağaçlara tuhaf bir hastalık gelmiş, verimi yarı yarıya azalmıştı ürünün. Dalında eriyordu dutlar adeta. Zor bir kış geçirdiler... Depoladıkları bulgurları kıtı kıtına yetmişti. Her sene kilere koydukları altmış, yetmiş gırat (teneke) bulgur yerine o sene ancak kırk iki gırat depolayabilmişlerdi. Ora halkının baş gıdasıydı bulgur. Onu çeşitli şekillerde öğütüp ayırırlardı. Tam altmış yedi çeşit köftesini yaparlardı bulgurun. Fasulye yaprağından asma yaprağına kadar akla gelen her şeyle sarmasını sararlar, hünerli elleriyle hazırladıkları çeşitlere “küfte” derlerdi. Yanına yaptıkları ayranla birlikte bütün gıdalarıydı bulgur. O kışın ardından gelen senede aynı şekilde geçmişti. Yarı yarıya fakirleşmiş gibiydiler adeta. Baki geceleri sabahlara kadar evlerinin önündeki avluda oturup, sarma sigarasını içiyordu kara kara düşünerek. Ailedeki herkes durgundu. Yaklaşık elli dut ağacından alınan verim yarıdan fazla düşmüştü. Yakup bir gün babasının yanına bağdaş kurup oturmuştu: - Baba, böyle olmayacak. Bir iş bakayım şehre inip. Hekimhan’a, Malatya’ya gideyim... İzin ver... Kaşları çatıldı Baki’nin. Derin bir nefes çekti sarma sigarasından. Gözlerini kısarak baktı oğluna. Yüzünde derin çizgiler oluşmuştu son bir senedir: - Otur oturduğun yerde. Genç karını nereye koyup gidecen? Olmaz öyle şey. Allah rızkımızı verir. Meraklanma... Bir sene daha geçti böylece. Tuncer üç yaşına girdiği sene Zehra bir bebeği daha olacağını müjdeledi kocasına. Yakup sevinsin mi üzülsün mü bilemedi. Sonunda sevinci ağır bastı. Yeni doğacak bebeğinin heyecanına kapılarak unuttu bir süre yaşadığı sıkıntıyı. Asiye doğmuştu. Tıpkı anası gibi kara kaşlı, kara gözlü bir kızdı. İçinden birşeylerin koptuğunu hissetti Yakup kızını kucağına aldığı zaman. Bir tuhaf tutkuyla bağlandı bu minik bebeğe. Birkaç sene daha güçlükle idare ettiler. Bir gün Baki dut toplamaya çıktıklarında aniden geliveren bir krizle hayatını yitirdi. Yakup çok sarsıldı babasını kaybedince. Kendisini boşlukta hissedivermişti bir anda. Hatice ise kara yaslara bürünmüş, durmadan ağlıyordu artık. Çok yaşamadı kocasının ardından. Zaten evvelden beri karnında bir hastalık olduğunu söyler dururdu. Köy yerinde kendi yöntemleriyle çare bulmaya çalışmıştı onca zaman derdine. Zehra, Ümit’i doğurduktan iki ay sonra o da öldü. Artık başlarında kimse olmadan kalmışlardı genç evliler. Yakup yaşadığı art arda gelen sıkıntılar sonunda yaşlanmıştı. Çakır gözlerindeki sevgi ve ümit dolu bakışlar artık yerini karamsar, dalgın nazarlara bırakmıştı. Biraz daha idare ettiler. Köyün diğer gençlerinin yaptığı gibi yerini yurdunu terk edip gitmek istemiyordu. Mücadele etmekti niyeti. Ama küçük Emine doğunca çaresizliği had safhaya ulaşmıştı. Dört çocuğun nafakasını çıkaramıyordu artık elindeki ağaçlar. Bir de üzerine o sene baharda bütün bölgeyi vuran sel faciası ağaçların yarısını kökünden söküp devirince iyice kalmışlardı orta yerde. Bir kuruş birikimi yoktu. Aç kalma tehlikesiyle karşı karşıyaydılar. Karı koca uykusuz geçen bir gecenin sabahında kararlarını vermiş olarak başladılar güne. Herkesin yaptığı gibi terk edeceklerdi köylerini. Zehra’nın ağabeyleri Yakup’u hiç sevmemişlerdi. Bu yüzden onlardan yardım istemek çok saçma olacaktı. Onlara kalsa çekip alacaklardı dört tane yavruyu hesaba bile katmadan kardeşlerini. Zaten Bilekçi Tahir’in artık söz hakkı da kalmamış gibiydi. Yaşlanmıştı. Oğulları bütün idareyi eline almış, istedikleri gibi yönetip duruyorlardı. Onlar da hayvancılık yapıyorlar, iki erkek kardeş geçinip gidiyorlardı. Yakup’u başından istememişlerdi damat olarak. Ama Tahir’in o zaman sözü geçerdi. Baki’nin verdiği başlığı da görünce düşünmeden evet demişti. Yakup ve Zehra köyü terk etmeye karar verince korku dolu günler yaşamaya başladılar birbirlerine fark ettirmeden. * DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT