BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > D i y a l o g

D i y a l o g

Hiçbir acı evlat acısı kadar sarsıcı olamaz. Şu son sekiz yıldır bayram sabahları, sabah ezanı ile uyanıyor annem. Acılı yüreğinde neler hissettiğini kim bilebilir? Annemi, aynı acıyı yaşamayan kaç kişi anlayabilir.



Şehit annesinin bayram sabahı Hiçbir acı evlat acısı kadar sarsıcı olamaz. Şu son sekiz yıldır bayram sabahları, sabah ezanı ile uyanıyor annem. Acılı yüreğinde neler hissettiğini kim bilebilir? Annemi, aynı acıyı yaşamayan kaç kişi anlayabilir. Annemi, kaç kişi teselli edebilir? Ne büyük bir acı, ne büyük bir sabır. Annemi kurtaran inancı... Ölmeyen şehit Bu bayram sabahı bekleyecek yine. Bir ihtimal var, mavi gözlü paşası gelecek. Kapıya, pencereye koşacak, camdan bakacak, onu bayram namazından dönenler arasında ısrarla arayacak. Hattâ bir an uykuya kaldığını varsayarak uyandırmaya kıyamayacak, bekleyecek... "Şehitler ölmez" demişlerdi. Madem şehitler ölmezdi, bu yüzden bekleyişini sürdürecek gene bu bayram sabahı. Öyle bir zil çalacak ki, işte kuzum geldi diyecek. Biliyor musunuz, bu düşten hiç uyanmamak için bütün imkânlarını zorlayacak. Ne yazık ki, aynı düşü her bayram sabahı gördüğünü hatırlayacak ve yine üzülecek. Bir an cama vuran yağmur damlalarından etkilenecek yaşlı gözleri. Duvarda asılı duran evladının üniformalı fotoğrafının hiç yaşlanmadığını, göz göze geldiğinde düşünecek. Şimdi neden dokunamıyordu üniformasına, anlamaya çalışacak. Sokakta koşuşturan çocukların arasından sıyrılan küçük bir çocuk ellerini öpecek, bu bayram sabahı. Cebinde bozuk para taşıyan annem, şeker istemeyen o afacanı sevindirecek. Annenin bayramı Hiç kuşkusuz, bu kadar bayram sabahı sabırla beklemek annemi hiç bıktırmıyor. Hangi anne evladının yolunu beklemekten bıkar ki? Bu bayram gelemezse, bir dahaki bayrama gelir diye bekleyecek yine... Her zaman yaptığı gibi bu bayram sabahı da erkenden kendini sokağa atacak. Kısa bir yürüyüşten sonra adımlarının götürdüğü yer şehitler mezarlığı olacak. Bu mezarlıkta vatanımızın ve milletimizin bölünmez bütünlüğü uğrunda şehit düşmüş onlarca kahramanın , onlarca ana kuzusunun arasında, kendine has üslubuyla mavi gözlü paşasına selam duracak. Ama onun selamını, onlarca şehit alacak. Asker selamının arasından, bir film şeridi gözlerinin önünden geçecek. Mavi gözlü paşasını on yedi yaşında askeri okula uğurlamıştı. Yıllarca, askerini düşlerinin en güzel yerinde sakladı. Ne yazık ki yirmi dokuz yaşında, hain bir pusuda şehit düşen mavi gözlü paşasını bayrağa sarılı kanlı bir tabut içerisinde teslim almıştı. Ama hâlâ onun ölmediğine, nöbete kaldığına, bir gün döneceğine inanıyor annem. Hiç bitmeyecek bir nöbet, kara toprağın bağrında, ne tuhaf annemin sabrını tüketemiyor. "Bayram sabahı olsa da kutsal nöbetini terk edemez." diyor annem. İşte bu bayram sabahı da buz gibi bir mezar taşına evladım diye sarılıyor, onlarca kahraman ana kuzusunun arasında... Cebinden çıkarttığı bayram şekerlerini şehidinin mezarına bırakıyor. Şehidinin arkadaşlarına da ikram etmek istiyor. Ama nöbette şeker yenmez, biliyor. Ve vazgeçiyor. Birer kırmızı karanfil bırakıyor şehit mezarlarına. Hâlâ o kahramanlar gözlerini kırpmadan nöbet tutuyor şehitler mezarında. Kimi Gabar'da, kimi Pamukgeçidi'nde kimi de Dargeçit'te hepsi de adını ilk defa duydukları kuş uçmaz, kervan geçmez dağ başlarında Türkiye tarihine geçtiler. Hepsi birer kahraman olsa da, onlar hâlâ birer ana kuzusu değil mi? Bu kahramanların mezar taşları başkaları için buz gibi olabilir ama şehit anneleri için sımsıcak... Kim aynı sıcaklığı hissedebilir? Buz gibi bir mezar taşını "mavi gözlü paşam" diye okşamak çok mu kolay? Kaç anne bu cesareti gösterebilir ki? Annemin ve bütün şehit annelerinin dramı bu... Sabır, yine de sabır Bayram sabahı şehidinin mezarındaki kara toprağı, evladının saçları diye okşayan, üzerindeki çiçekleri evladının kokusu diye ciğerlerine çeken, çoğu zaman da derin bir uykudan uyanmak istemeyen şehit anneleri bizim fedakâr annelerimiz değil mi? Şehit annesinin bayram sabahı, evladının saçlarını okşamak hakkı değil mi? Yaşatabildiğince, yaşayabildiğince şehidini yaşatacak. Şu dokunduğu mezar taşı, şu avuçlarından kayan kara toprak, şu evladının üzerindeki yeşil örtü müthiş bir inancın direnişi, sabırlı bir bekleyiş değil mi? Deli divane olmak kime ne fayda sağlayacak ki, şehit annesi bayram sabahı isyan etsin. Şehit annesine isyan yakışır mı? Şehit annesi metanetini hep koruyacak. Belki bayram sabahı gözyaşı dökecek. Ama asla isyan etmeyecek... İnancı gereği bilecek ki, şehitler ölmez. Bu inancını, ne olursa olsun hiç yitirmeyecek. Ve herkese "işte bu şehit annesi" dedirtecek. Şehit annesine de yakışan bu değil midir? Şehitler mezarlığını terk etmeden, buz gibi bir mezar taşına evladının alnına kondurur gibi buz gibi bir öpücük konduracak şehit annesi, bayram sabahı yine. Şehit annesine de yakışan bu değil midir? Kimbilir ne zaman bitecek bu hasret. Şu bayramların bir sonu var mı? Bilinmez. Sabırla beklenecek sonsuza kadar... ||> Ayhan HAMLI / SAMSUN Sesini duydum Deniz yandı güneşten, gönlüm gibi Ateş mızrağında sesini duydum Hayâlin göründü bir an gözüme Dalganın sesinde sesini duydum Çiğ düşmüş kumsallar, hasret izine, Seni sevdim dedin, kandım sözüne Suçlu bensem eğer, gelmem yüzüne, Sabâ rüzgârında sesini duydum El ele, göz göze, yanak yanağa Kor olan kalplerle dudak dudağa Günleri bitirdik soluk soluğa Yıldızlar düşerken sesini duydum Bir gemi geçiyor, enginde sessiz Bir dalga uyuyor, sahilde sessiz Balıklar duyuyor, denizde sessiz Martı kanadında sesini duydum Bahar, güz geçti de kışa dayandık Allardan vazgeçtik, kara boyandık Şimden geri, yeni cenge soyunduk Karın yağışında, sesini duydum Üşüdüm, dondum da saran olmadı Aç mısın, tok musun soran olmadı Ömrüm boşa geçti gören olmadı Azrail sesinde sesini duydum ¥ Mustafa YAMAN / İZMİR Öldüğümü anladım Yaşamla bağlarımın kesildiğini gördüm, Köşedeki dilencinin gözlerinde. İlk defa böyle bakıyordu yüzüme, Taşlaşmış bir kalbe söyleyecek Bir şeyi yoktu herhalde... Sonra bir çocuk gördüm yerlerde, Dizleri parçalanmış, gözlerinde kan damlaları Hayatla kavgası vardı neden diye, Bir türlü soramadığımı, öldüğümü anladım. Ölmüştüm evet ölmüştüm, Sorulmadan yıkanmadan öylece gömülmüştüm. Bir yırtık gömlek bir de yanan yüzümle, Bitmeyen türkümle küllenip söndürülmüştüm. ¥ Levent KARAAĞAÇ /ORDU Küçüğüm Ne kadar masum gözlerin, O çocuk yüreğinle Günün bu saatinde hâlâ hırçınsın Küçüğüm... Bugün taranmamış olmalı saçların Yüzün yıkanmamış, akşamı karşılamakta Biliyorum, Minnacık gözlerin, Umutların oyuncak Küçüğüm... Biliyorum şimdi yıldızlar sana uzak Daha öğrenmedin Sabah olduğunda neden kaybolduklarını Sen daha küçüksün Anlamaz büyüklerin hayâllerini Ve sen küçüğüm bugün Günün nasıl bittiğini anlamadan Sabahı göreceksin... ¥ Necla BARIŞ / MANİSA Bir güneş doğuyor Bir güneş doğuyor, Kötülüğün ve acıların solduğu, Sevginin ve iyiliğin, Çiçek açtığı diyarlarda Ufuk aydınlanıyor, Semada bir pembelik... Bir güneş doğuyor, Acılardan yorgun, İnsanların yüreğine Isıtıyor yüreklerimizi, Bir gökkuşağı beliriyor Yüzler çiçek açıyor... Bir güneş doğuyor, Felaketler, savaşlar, Açlık bitiyor İnsanlar birbirine, Mermi yerine çiçek atıyor Acılar son buluyor... Bir güneş doğuyor, Rüyalarıma Çocuk yüreğimi aydınlatıp, Umutla dolduruyor Bir güneş doğuyor içimde, Geleceğimin hayâllerine... ¥ Kadir ORHAN / İSTANBUL Gül Açılır seherde kıpkızıl güller Üstüne serpilir âşık jaleler Her çiçek güzel de şahları güldür Gül yanında boynun büker lâleler Güller açar sultan bahçelerinde Niyaz vardır bülbül nağmelerinde Bizim güller gönül sarayımızın Açar solmaz, cennet bahçelerinde Meclisine girdik gül yüzlülerin Sohbetine daldık hak sözlülerin Zaman ile mekân gayrı yok oldu Aynasında bizdik yâr yüzlülerin Gönül gülü katmer katmer açılsın Misk kokusu burcu burcu saçılsın Gül derende Hakk'ın gülistânından Mest olan ruh artık nasıl ayrılsın ¥ Nagâhan AKAY / İSTANBUL Kadir Gecesi Bu gece kul için ihsandır Hak'tan Arşa giden yoldur Kadir Gecesi Dileğin ne ise iste Allah'tan Arzuların bildir Kadir Gecesi Saf tutar melekler secdeye varır Kullar için yaradana yalvarır Kalpler temizlenir, yüzler ağarır Fazileti boldur Kadir Gecesi Bu gecede indi ol yüce Kur'an İyiye yol açan, şerri durduran Emeği zay olmaz secdeye duran Uzanan bir koldur Kadir Gecesi Kadir Şinas Kur'an vermiş adını O söndürür cehennemin odunu Yürekten isteyen alır tadını Aç karına baldır Kadir Gecesi Bu gecenin büyük fazileti vardır Karşılıksız ikram izzeti vardır Doyulmayan eşsiz lezzeti vardır Meyve veren daldır Kadir Gecesi Bu gününü yarın için yitirme Zaman çalmak için sakın oturma İbadet et, boş bedeni yatırma Uyuyanı kaldır Kadir Gecesi Köprü kurar kullar için Allah'a Sebep olur af olacak günaha Belki ömrün vefa etmez bir daha Nasibini doldur Kadir Gecesi Günahta sevapta konuşan dilde Ferahla kalbinin pasını sil de Pişmanlık duyarak tövbeye gel de Günahını sildir Kadir Gecesi ¥ İbrahim GÜLEÇ / İSTANBUL Nemli gözler Vuruldu yürekten bir dilbere âşık, Yandı gönlü aşk ateşiyle derinden. Bu böyle nasıl bir dert bir sevda ki, İçten içe dumansız yanar insan... Gelir diye gece gündüz, Yollarda gözleri her an. Kimbilir ne hayâller kurdu Gelecek diye o, zaman zaman... Geçip gitti yıllar, akıp gitti zaman. Kalmadı saçlarda siyah, dizlerde derman. Bekler onu âşık hâlâ özlem ile Gözleri nemli, yüreği üzgün, gönlü perişan... ¥ İsa YAKAN / BALIKESİR
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT