BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bayram düşünceleri

Bayram düşünceleri

İnsanlarımız bayramlarda yalnızca tatil yapmak için bırakmıyorlar evlerini. Bir gerçek daha var; iç göçün yıllardır ordan oraya savurduğu, parçalanmış ailelerin de bir bakıma buluşması demektir bu.



İnsanlarımız bayramlarda yalnızca tatil yapmak için bırakmıyorlar evlerini. Bir gerçek daha var; iç göçün yıllardır ordan oraya savurduğu, parçalanmış ailelerin de bir bakıma buluşması demektir bu. İstanbul özellikle 60'lardan bu yana göç şehirlerinin başında geldiğinden, Anadolu uzantısı pekçok insanı bağrında taşıyor. Öğrenciler ya da yeni bir hayat kurmak üzre baba ocağını bırakıp gelenler işte böylesi günlerde köylerine şehirlerine koşuyorlar. Hem yakınlarına hasret giderme, hem de hava değişikliği babındaki bu akış sadece tatil kavramı çevresinde değerlendirilmemeli. Bana ters gelen şey, temelde bir hatırlaşma, büyüğü küçüğü hatırlama, yoksullara kucak açma ve sevgi alışverişi demek olan bayramı asıl gayesinden saptırmak... Bayramı yalnızca bir eğlence bir dinlence olarak görmek... Ama önemli olan başkalarının ne yaptığı, görev ve sorumluluklarını ne denli yerine getirdiği değil, kendi yaptıklarımız yapamadıklarımızdır... Ben genellikle bayramlarda şehri terketmeyenlerdenim. Giderek de öyle oldum. Gelenekleri arıyorum, onlara sığınıyorum. Bayram yolcuları daha arefe öncesinden yola koyulmaya başladılar mı, şehir boşaldı mı bana da bir gariplik çöküyor... Bunların kaçı sağ salim dönecek sorusu da var bu garipliğin içinde. Çağın trajedisi bu... O insanlar kimbilir ne heyecanlarla, ne telâşlarla yola çıkmışlardır. Sonrası... İnsan yaş ilerledikçe daha bir gelenekçi oluyor. Ben de öyle... Giderek annelerimizin haletine bürünüyorum. Kaç gün öncesinden pek önemsediğim hazırlıkların içine giriyorum. Eh ne de olsa küçükler gelip el öpecekler, eş dost ziyarete gelecek... Aman bir kenarda tatlımız olsun... Marketlerden ya da tatlıcılardan alınmış hazır tatlıyla bayramı geçiştirmek fikrini bir tarafa koyup, el emeği birşeyler yapma isteği beni de sardı... Yalnız tatlı mı bakarsınız, yemeğe gelen olur, alışveriş gerek... Aslında bu bayram alışverişte aşırıya kaçmamayı aklınıza koymuşsunuzdur. Malum ekonomik darboğaz... Ama yine de ölçüyü kaçırırsınız marketlerde. "Kahvaltılıkları yenileyelim, eh meyve de gerek. Bir miktar et, çikolata şeker almadan olur mu hiç? Biraz yufka lâzım, biraz da tel kadayıf... Aman canım tel kadayıfın hazır kızarmışları var; alıver, dök şurubunu, olsun bitsin... Aa hiç olur mu? Fırında senin pişirmene benzer mi? Tepsiye kendin döşeyeceksin tel tel... Öyle ne kalın ne ince. Arasına da dövülmüş bolca ceviz... Kadayıfa başkası yakışır mı? Diyelim ki fındık koydunuz. Olmaz! İlle de ceviz." İnsanlar birşeyleri yerine getirmek kaygısını taşımazlarsa, yaşadıklarını anlayamazlar. Onun için pekâlâ kendi kendimize mecburiyetler icad edebiliriz. Bu bizim farkına varmadığımız bir güç katar içimize. Birşeyler yapıyoruz, bir işe yarıyoruz diye mutluyuzdur. Toplu halde yaşamanın, birileriyle birşeyleri paylaşmanın örnekleridir bunlar. O zaman varoluşumuzu duyarız derinden. Çünkü bizler başkalarıyla birlikte varız.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT