BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Müjdeci Mektuplar'a açılan yazı

Müjdeci Mektuplar'a açılan yazı

Zaman dediğiniz muamma gerçek, akıp gidiyor. Sayılı olan her şey bitmeye mahkûm...gün, hafta, ay, yıl, para. En bitmez sanılanlar bile tükenmek zorunda.



Zaman dediğiniz muamma gerçek, akıp gidiyor. Sayılı olan her şey bitmeye mahkûm...gün, hafta, ay, yıl, para. En bitmez sanılanlar bile tükenmek zorunda. Demek ki maddi-gayrı maddi her mevcut fani. Sağlık, gençlik ve sayılamayacak kadar bir yığın hakîkat. Bunun önüne geçmek imkânsız. Çünkü ebedilik bu dünyaya mahsus değil. İnsan tezatlar içindeki mahlûk. Bir yanıyla erişilmezken, bir yanıyla yerlerde sürünmekte. Her 365 günü harcarken bir daha çılgınlaşıyor. Çılgınlaşarak kendini unutmaya çalışmakta. O eğlenceler, alkole, uyuşturucuya sığınmalar ve benzeri aklı aşan daha ne varsa ölümden kaçma arayışları. İnkâr da ölümden firar. İnkârı inkârsa en büyük hürriyet. Doğuştan âmâ bir kişi istediği kadar Ay'ı, Güneş'i, yıldızları, ağaçları ve onların yaprak renklerini, insanların esmer, sarışın, zenci oluşunu....inkâr etsin. Bu neyi değiştirir ki? Hiçbir şeyi. Başlangıçtan bugüne her doğuş ölüme, her başlangıç bitmeye yol alıştır. Bir vapur, belli gün ve saatte, belli hız ve maksatla bir limandan kalkar, bilinmeyen bir limana doğru seyreder. O seyri bilmeyen biziz. Kaderdeyse en girift, en karanlık vakitlerine kadar seyir ve akıbeti bellidir. Zaman hükmünü icra ediyor. O iradenin üzerinde bir irade var. Mutlak, değişmez, eskimez, yıpranmaz ve yıkılmaz kudret. İnsanoğlu düşünerek bunu bulabiliyor. Buldukça da ya şükretmekte veya değişmez doğrudan ürkmekte. İnsanı bir küçücük ömürle sınırlamak ne dehşettir. İnsan, hiç olamaz. Sonsuzluk onun için. Ruhlar âlemiyle başlayan yolculuk, geçici dünya hayatı, mezar denen menzil ve ebediyet. Bir taklidler dünyasındayız. Her şey gölge ve geçici. İnsan bunu muğlak bir biçimde görüyor. Ve; ya o muğlaklığı netleştirerek kendini ebediyete ayarlıyor veya muğlaklığı karanlıklaştırarak küfre doğru yelken açıyor. Körlerin fili tarifine benzer paradokslar içindeyiz. Herkes çağa bir başka yorum getirmeye çabalıyor. İyi de çağ ne? Öyle bir realite mevcut mu? Ya bunlar izafi mefhumlarsa? Teknoloji aklın imparatorluğunu ilân etmesi. Kalbin kaybı veya kayıpları ne olacak? Şifre bir yerlerde. Çağ da zaman da, fanilik de, ebediyet fikri de kendinden kaçmak veya kendinden nefret de o şifrede. Şifre İmamı Rabbani Hazretlerinde. O'nu tanımadan kurtuluş imkânsız. Zamanın bir sahibi var. Bir dolmakalemin bile mülkiyet mevzuu olurken yüce Allah, zamanı sahipsiz ve başıboş bırakır mı? Materyalist felsefe insana çok çektirdi. Hâlâ da aynı tutsaklık. Akla esir etmekle kalmadı. Nefsin zebunu eyledi. O da olmadı fani faniye tapar oldu. Madde mâbedleşti. Tüketim ibadetleşti. Tek başına diyanet de ilahiyat da yetmiyor. Milenyumda en büyük keşif İmam-ı Rabbani Hazretlerini tanımak olacaktır. Onu tanımayan milenyumun huzuru bulması beklenemez. Miladi üç bininci yılın şifresi, Hicri iki bininci yılı yenileyenin elinde. Şimdi bu iki zaman dairesi kesişmiş bulunuyor.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT