BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Diyalog

Diyalog

Ne bitip tükenmez merdivendi bunlar. Ve o kadar da dik. Kıvrıla kıvrıla yükseliyorlardı. Ayşe hanım neredeyse kalbinin çatlayacağını sandı. Ellerindeki poşetleri merdivene bıraktı, büküldü ve bir kaç kere derin derin nefes aldı.



Mutluluk mahreçli telgraf Ne bitip tükenmez merdivendi bunlar. Ve o kadar da dik. Kıvrıla kıvrıla yükseliyorlardı. Ayşe hanım neredeyse kalbinin çatlayacağını sandı. Ellerindeki poşetleri merdivene bıraktı, büküldü ve bir kaç kere derin derin nefes aldı. "Yok yok" dedi, kendi kendine. "Benim işim bitmiş, ama direniyorum işte. Bu daha ne kadar sürer, Allah bilir. İnşaallah, günün birinde merdivenlerde düşüp kalmam. Sen yardım et Allahım." Biraz rahatlar gibi oldu. Bir kat daha çıkacaktı. Fazla yüksekte oturmuyordu zaten. İki oda, mutfak ve banyodan oluşan dairesi üçüncü katta idi. Merdivenlere şöyle bir baktı, gözü korktu, ama, 'haydi gayret' dercesine poşetleri aldı ve ağır adımlarla yürüdü. Kapıyı sırtıyla çarparak mutfağa geçti, poşetleri masanın üstüne bıraktı. En yakın sandalyeye çökercesine oturdu, uzun süre hareket etmeden gözlerini bir noktaya dikmiş, öylesine kalakalmıştı. Derin bir göğüs geçirdi. Sanki içinden bir tel koptu. Tarifsiz bir acı geçirdi. Yüreği yandı, gözleri buğulandı. Fısıldarcasına: "Evlatlarım" diyebildi. Kalktı, poşetlerden boşalttığı bir kilo elma, bir kilo soğan, yarım kilo yeşil fasulyeyi buzdolabına yerleştirdi. Ocağa çay koydu. Yeniden sandalyeye oturdu. "Evlatlarım" diye tekrarladı. Ayşe hanımın iki erkek, bir kız çocuğu vardı. Büyümüşler, evlenmişlerdi. Büyük oğlu ve kızı Ankara'da oturuyorlardı. En küçükleri Yaşar da karşıda, Üsküdar'da idi. Analarını çok az hatırlar, bayramlarda birer tebrik kartı göndermekle yetinirlerdi. İşlerinin çokluğunu bahane ederek analarının elini öpmeye bile gelmezlerdi. "Ah, Ömer'im. Sen sağ olsaydın bu durumlara düşer miydim?" Kocası Ömer'in hasreti onu yiyip bitiriyordu. O sağ olsaydı her şey daha değişik olurdu... Beklenmedik haber Zil sesi. Ayşe hanımı sarsmıştı. Ürktü. Hay Allah, kim olabilirdi. Kendisini arayanı, soranı yoktu ki... Ağır adımlarla kapıya yürüdü. Bitkin bir sesle: "Kim o?" diye sordu. "Postacı, hanımefendi, telgrafınız var." diye kapının arkasından bir ses geldi. Ayşe hanım anahtarı çevirdi. Karşısında güler yüzlü bir postacı vardı. "Buyrun efendim. Burayı da imzalayın." Postacının ayak sesleri merdivenlerde yankılanıyordu. Ayşe hanımın ise elindeki telgraf bir ateşti sanki. Çocuklarının başına bir felaket mi gelmişti yoksa? Bayram değildi ki ona telgraf çeksinler. Acaba ne olmuştu. Acele acele telgrafı açtı. Yüreği ise güm güm atıyordu. Gözleri satırlara kaydı: Sevgili öğretmenimiz! Pazar günü anılarımızı tazelemek için düzenlediğimiz hatıra gününe sizi bekler, ellerinden öperiz."Ayşe hanıma bir şeyler oldu. Yüreğine çoktandır hissetmediği sıcacık duygular doldu. Sanki odaya ılık bir bahar rüzgârı akın etti. Ağustosun kavurucu sıcağında gönlüne serin su serpildi. Gözleri parladı. "Geleceğim yavrularım, yanınıza geleceğim..." Hasrete vurulan kelepçe... Pazar sabahı erken kalktı. Evin günlük temizliğini yaptı. Bunlan seneler önce gençlik yıllarındaki gibi, sevdiği kahvaltıyı hazırladı. Dolaptan uzun zamandır giyemediği bayramlık elbiselerini çıkardığı, ayna karşısına geçti ve buruk bir hisle kendine baktı. Birden zamanın ne kadar acımasız olduğunun bir kere daha farkına vardı. Buna rağmen gülümsedi. Bu gün güzel bir gün idi. Ayrıcalıklı bir gün, mutluluk dolu bir gün. Talebeleriyle buluşma müjdesi güne bu ayrıcalığı tanıyordu. Lise, Ortaköy'de, deniz kenarında, üç katlı, çok güzel bir okuldu. Bahçe, Ayşe hanım gibi yaşlı, ama kökleri derinlere kök salmış, toprağa sımsıkı sarılmış ağaçlarla çevriliydi. Sarmaşıklar duvarlara tırmanmış, pencerelere doğru uzanıyorlardı. Pervazlara onlarca kuş konuyor, kanatlanıp uçuyor ve denize doğru süzülüyorlardı. Ayşe hanım adımını okul bahçesinden içeri atar atmaz kalbine bir şeyler oldu. Yıllar önce çalıştığı bu okula yeniden gelişi yüreğini hoplatmıştı. Baygınlık geçirecek durumdaydı. Düşeceğini zannetti. Bir elin onu tutmasını, düşmemesi için birinin yardımını candan diledi. Oysa bir değil, onlarca el uzandı. Onu gören eski öğrencileri hemen tanıdılar. Hep bir ağızdan: "Hocam!" diye sesler yükselmeye başladı. Herkes bir şeyler söylemeye çalışıyor, öğretmenlerinin ellerini öpüyorlardı. Ayşe hanım ise farkında olmadan onların saçlarını okşuyordu. Çok, çok bahtiyardı. Bakır renkli bulutlar Hep beraber 11/A sınıfına geçtiler. Herkes bir zamanlar kullandığı sırasına oturdu. Hepsini teker teker hatırlamaya çalıştı. Oturuşları, bakışları, hareketleri, hatta yüzlerini avuçlarına alıp dirseklerini sıralara dayamaları ona çok şeyler anlatıyordu. Bir çoğu kendi boylarından uzun çocukları ile gelmişlerdi. Ne zaman büyümüşler, ne zaman yaşlanmışlardı? Bazılarının saçları bile ağarmıştı. Olsun, onlar yine de onun çocuklarıydı. Sadece dört beş yer boştu, bu boş sıralar korkunç bir şekilde yürekleri sızlatıyordu. Yoklama yapıldı. Boş bulunan sıraların sahipleri yetmiş dört Kıbrıs Barış Harekâtı'nda şehit düşmüşlerdi. Ayşe hanımın içi yandı. Kürek kürek kor döküldü üzerine. Önce saçları, sonra bütün vücudu alevler içinde yandı. Gözlerinden yaşlar süzüldü. Karşıda güneş batıyordu. Gurubta bulutlar bakır renge bürünmüş, dalgaların taş duvara Dede Efendi'nin nağmeleri gibi vuruşu duyuluyordu. İhtiyar bir öğretmen ve başını hocasının göğsüne bırakmış, yaşlı bir talebe geçmiş zamanlardan eski bir portre gibi kalabalığın ve akşam karanlığının içinde kaybolup gidiyordu... ¥ Arif ALTINDAĞ / İSTANBUL Hatıralar Depreşti duygular göz yaşlarımda Tefekkür ederken geçmişe doğru, Hatıralar film gibi geçti o anda Hülyamda seyrettim çocukluğumu. Ömür, desen desen zaman örgüsü, Günler, çeşit çeşit bir iplik olmuş. Kimi sevinç dolu, kimi kederli Kaderime hatıralar böyle dokunmuş. Yüklü duygularım gönlümde mahpus, Damla damla akar göz yaşlarımdan Zaman merdiveni, esrarlı çıkış, Hisli anıları gönlüme yığan. En masum bakışlar, tatlı gülüşler, Çobanlık günlerim, yayla,sürüler Duygu dolu orta okul, liseler Bir hatıra olup, geçip gittiler. ¥ Mehmet VERİM / DENİZLİ Ağlama Yıldızlara bakar mısın geceleri Ve sayar mısın kayıp gidenleri, İnsan sayısınca yıldız varmış, Ölünce insan yıldızı da kayarmış... Sen de bir yıldız tut, o ben olayım, Sen şarkılar söyle, ben parlayayım Ve, bir gece aniden, yıldızın kaydığı zaman, Sen şarkına devam et, ağlama sakın arkamdan... *Fatih HAFIZOĞLU / BURSA Anadolu Sıcak güneş toprağında, Yeşilliğin taze bahar. Düşüncemsin, heyecanım, Ümidimsin Anadolu... Dağlarında, taşlarında, Binbir pınar, çok gözdesi Bol bereket dopdoludur, Hissim, duygum Anadolu... İç içeyiz, sevgi dolu, Şu ömrümü versem sana Yetmez gibi gelir bana, Ümidimsin Anadolu... Mevsim senle taze bahar, Gecelerin yıldız yıldız, Bulutların huzur yüklü, Hissim, duygum Anadolu... Çiçek açmış dallarında, Sen benimle, ben seninle. İç içeyiz sevgi dolu, Ümidimsin Anadolu... Rüzgârların sevda serper, Soğuk suyun pul pul olmuş Gecelerin çok serindir, Gündüz sıcak Anadolu... Mevsimlerin içimdedir, Ay ışığın nurlu, ferah Gecelerin gündüz gibi Apaydınlık Anadolu... Sıcak güneş toprağında, Yeşilliğin taze bahar, Düşüncemsin, heyecanım, Ümidimsin Anadolu... *Nazım TAŞTAN / KONYA Nur içinde uyu Mühüründü ellerinin nasırı Ey kuşlar gelin, mezarına konun. Hep sana yas tutar tarlası, kırı Artık o toprak senin, sen de onun! Elinin değdiği yerler gül açmış, Maharetin nice güzellik saçmış, Yokluk, zorluk sana diz çöküp kaçmış Artık o toprak senin, sen de onun! Dua okudum kabrinin başında, Bana 'hoşgeldin' demedin kalkıp da Teselli aradım tek gözyaşımda Artık o toprak senin, sen de onun! Sesi kısık kısık feryadımızın Toprağında kaldın ecdadımızın Anavatanda sönecek yıldızım Artık o toprak senin, sen de onun! Bu ayrılık acı, diner mi sızım Babacığım sensiz ne çok yalnızım Derdime derman olur ay yıldızım Artık o toprak senin, sen de onun! * Lâtif KARAGÖZ / ÇORLU İsterim Solmayan gül, Susmayan bülbül, Leyla, Mecnun gibi, Sevda isterim... Aydınlık bir yüz, İçten bir gülüş, Özveri gönüllü, İnsan isterim... Batmayan güneş, İnsanlığa eş, Sevgi, barış dolu, Dünya isterim... * Sevim ŞİŞMAN İSTANBUL Kardeşime... Sanki yağmur habercindi, Bu dünyadan gidişini Bir sevgi hazinesiydi, Gülen dudakların bitti. Kalbimde daima ışıksın, Hep gözlerimin önündesin, Unutmak mümkün mü? O yanağındaki gamzeni. Onu bütün cihan sevdi, Cömertti, herkesi severdi. Bizi böylece kıskandırdı, Allah alırmış sevdiğini. Şu kapıdan gireceksin gibi, Abla diye sarılacaksın gibi. Biliyorum bizi bekliyorsun, Kardeşim, eminim... * Beyhan TAŞDEMİR / İSTANBUL Yağmurlu akşam Tel tel iniyor gökten Tel tel düşüyor yere Hafif bir ıslaklık Başlıyor kaldırımlarda Sonra küçük bir dere Yüzlerdeki nem Yerini terk ediyor kedere Garip bir karanlık Başlıyor kaldırımlarda Dalıyor insan Sonu gelmez hayâllere * Gazanfer SANLITOP / İSTANBUL
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT