BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Fransa ne ilk ne de son; bize düşen bölgeye sahip çıkmak

Fransa ne ilk ne de son; bize düşen bölgeye sahip çıkmak

Üniversite ve orta dereceli okullarımızda Fransızca eğitim-öğretim durdurulmayacaksa, Fransızların Maraş, Antep, Hatay, Şam, Lübnan ve Cezayir'de yaptığı katliamlar gündeme getirilmeyecekse, Fransız mallarına boykot uygulanmayacaksa, Fransa'nın dünyanın dört bir tarafındaki sömürgelerinde yerli halka çektirdikleri konuşulmayacaksa...



Üniversite ve orta dereceli okullarımızda Fransızca eğitim-öğretim durdurulmayacaksa, Fransızların Maraş, Antep, Hatay, Şam, Lübnan ve Cezayir'de yaptığı katliamlar gündeme getirilmeyecekse, turistik seferlerimiz iptal edilmeyecekse, ihalelerle ticari münasebetler tekrar gözden geçirilmeyecekse, Fransız mallarına boykot uygulanmayacaksa, ön saflarda dedeleri Fransızlar tarafından şehîd edilmiş vatandaşlar olmak üzere insanlar sokaklarda yürümeyeceklerse, Fransa'nın dünyanın dört bir tarafındaki sömürgelerinde yerli halka çektirdikleri konuşulmayacaksa... Kısacası ticari, iktisadî, kültürel ve tarihi tepkiler gösterilmeden Fransa'ya karşı hangi müeyyide uygulanmış olur? Fransa'nın anladığı lisan hangisidir? O, yasama organında soykırım ithamıyla bizi katil ilân ederken biz neden iddia sahibinin sabıka kaydını TBMM'ye getirip hakkında bir karar çıkartmayalım? Neden bu karar etrafına Kafkas, Orta Asya, Ortadoğu devletlerini toplamak için çaba harcamayalım? Neden aldığımız kararları, Birleşmiş Milletlere taşımayalım? Bunlar çok doğru... Ama buna rağmen dikkatli olmalı, diplomatça davranmalı. İtalya'yı PKK'ya verdiği destekten dolayı kınarken protestocuların kasa kasa domatesleri yerlere döküp çiğnedikleri durumların tekrarlanmaması gerekir. Sıraladıklarımızdan bir kısmı belki daha başka ilavelerle birlikte bir plan-program dahilinde uygulanabilir. Eğer millî stratejimizi gerçekleştirmezsek kendi kendimize zarar veririz. Üstelik geliştirilecek bu stratejinin sadece Fransa'ya karşı da olmaması lazım. Fransızların çıkarttığı kanun, Ermenilere ilk arka çıkma değildir. Öncesi de var, sonrası da gelebilir. Acı olansa küçücük Ermenistan'la dünyadaki Ermeni lobisinin Türkiye'yi zora sokmalarıdır. Ne gariptir ki bu da yeni değil. Aynı zor durumlar, Rumlarla Kürtçüler tarafından da meydana getiriliyor. O halde ilk görmemiz gereken dış politika ile lobicilikteki eksiklerimizdir. Domates tepeleyerek, kravat yakarak, elçilik taşlayarak bir yere varılmaz. Cesur olmak, gerçekleri bütün çıplaklığı ile tartışmaktan da korkmamak şart. "Tarihi tarihçilere bırakalım" mantığı kaçak dövüştür. O yüzden mevzubahis zamandaki Ermeni katliamını her vasıta kullanılarak dünya kamuoyu nun gözleri önüne serilmeli. Tehcir denilen göçe mecburi olarak tabi tutmanın sebepleri tek tek sıralanmalı. Varsa İttihad Terakki rejiminin yanlışlıkları kınanmalıdır. Ondan sonra da Ermenistan, barışa zorlanmalı. Türkiye bölgenin büyüğüdür. Dün ve bugün beraber olduğu ırklarla bir vakittir sıkıntısı var. Ermeniler, Rumlar, Kürtler. Türkler, bu ırkları yüzyıllarca idare etmiş, onlarla et-tırnak misali kaynaşmış, asırlarca huzur içinde yaşamıştır. Türklerle onları Ruslar, İngilizler ve ötekiler vuruşturdular. Bir Rusya olmasa Ermeni, bir İngiliz olmasa Rum ve Kürt meselemiz olmayacaktı. Kendilerine "medeni" diyenler, petrol menfaati başta olmak üzere emperyalist iştihaları için halkları kullandılar. Yoksa dedelerimiz, ninelerimiz en sıcak komşuluk ve dostlukları yaşatıyorlardı. O günün İslam nüfusu ile Rum veya Ermeni veya bir başka dinden komşuları arasındaki yakınlık bugünkü sosyal hayatta iki Türk komşu arasında bile yok. Onlar birbirlerine mallarını, canlarını, namuslarını dahi emanet edebilmekteydiler. Bu dediklerimiz, tehcir sırasında da yaşandı. Ermeni milislerinin mezaliminden Ermeniler, İttihatçıların taşkınlığından da Ermeniler komşularını, onların çocuklarını veya mallarını sakladılar. Bu herkes için söylenemezse de örneği az da değil. Bir soru: Biri iç diğeri dış, üst üste çakışan şu iki olay tesadüf müdür? Türkiye, kendine göre bir istikrar içinde giderken âniden mali kriz patlak verdi, üç ayda inanılmaz ölçülerde fakirleşti, peşinden Fransız parlamentosu böyle bir ihaneti sergiledi. Buna tesadüf demek içimizden gelmiyor. Her ne ise. Düşmanın merhameti ile yaşanmaz. Türkiye'ye düşen Kürt'e, Rum'a Ermeni'ye, Azeri'ye, Arab'a, Arnavut'a, Bulgar'a... imparatorluk bakıyyesine veya daha yerinde bir ifade ile diğer mirasçılara da sahip çıkmak, hüsnü kabul ve adalet sahibi bir ağabey olmaktır. Bir taraftan kimle bir ihtilafı varsa onlarla diyaloğa girecek, diğer taraftan da düşmanlık yapmaya kalkışanlara anladıkları dilden tepki gösterecek. En doğrusu, lakin en zoruysa düşmanı dostluğa zorlamak, hatta onu dost yapmaktır. Tabiî halkın millî hassasiyetini de köreltmeden. Emperyalizmin Ermeni oyunu Haberi magazin basitliğine düşürmeden veren, spikerlerinde ses disiplin ve görüntü ciddiyetine dikkat eden, zevkle dinlenen sohbet programları sunan, seyircinin ağırlıklı olarak ekran karşısında bulunduğu saatlerde bile "seyredilmez" iddialarına iltifat etmeden belgesel yayınlayan TV 8 televizyonu, saydığımız vasıfları ile takdir toplamakta. "Emperyalizmin Ermeni Oyunu" bu kanalın Ermeni meselesinin iç yüzünü aydınlatmak için yaptığı çok değerli bir hizmet olmuştur. Ne var ki "te-ve 8" Kablodadır. Geniş seyirci kitlesinin görmesi icap eden bu belgeselin diğer "ulusal ti-vi"ler tarafından da neşri millî bir vazifedir. Bu kadarcık bir külfetten kaçınmamalılar. Hele TRT1 ve TRT-İNT için şart.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT