Mısır'da darbe karşıtlarının toplandığı Rabiatul Adeviyye ve Nahda meydanlarına yönelik kanlı müdahalenin ikinci yılında, ABD'li bazı Müslüman gruplar, batılı ülkelerin Mısır'da yaşanan insan hakları ihlallerine karşı tepkisiz kaldığını savunurken, Türkiye'nin Mısır'daki demokrasiyi destekleyen nadir ülkelerden biri olduğunu söyledi.
ABD'li bazı Müslüman gruplar, Mısır'da 3 Temmuz 2013'te askerin yönetime müdahale etmesi sonucu başlayan gösterilerin ardından 14 Ağustos'ta Rabiatul Adeviyye ve Nahda meydanlarında toplanan darbe karşıtlarına yönelik kanlı müdahalenin ikinci yılını AA muhabirine değerlendirdiler.
ABD Müslüman Organizasyonları Konseyi (USCMO) Genel Sekreteri Usame Cemal, iki yıl önce Mısır'ın Rabia meydanında yaşanan katliamı "trajedi" olarak tanımlayarak olayların ikinci yıldönümünün insan hakları ihlalinin varlığına işaret ettiğini dile getirdi. Cemal, yüzlerce barışçıl gösteri yapan insanın öldüğü bu katliamları gerçekleştirenler hakkında hala bir soruşturma başlatılmamış olmasına dikkati çekerek, bu durumdan derin endişe duyduklarını ifade etti.
"Uluslararası toplumun bu büyük ihlal karşısındaki sessizliği ve tamamen bilmemezlikten gelmesi bizi daha çok hayal kırıklığına uğrattı. Böyle yaparak, Ortadoğu'daki insanlara demokrasinin önemli olmadığı mesajını vermiş oluyorlar," diyen Cemal, bu şekilde Mısır ve Ortadoğu'da demokrasi, insan haklarının korunması, ifade ve din özgürlüğünü isteyen insanlara yanlış bir mesajın iletildiğine dikkati çekti.
Cemal sözlerini şöyle sürdürdü:
"Maalesef uluslararası toplumun devam eden sessizliği, Mısırdaki rejime, bu şekilde devam edebileceklerine ve eylemlerine karşılık bir tepki almayacaklarına yönelik çok kötü bir mesaj verdi. Bu mesajlar IŞİD (DAEŞ) ya da el Kaide gibi aşırı gruplara da insan haklarına veya demokrasinin uygulanmasına karşı kimsenin aldırış etmediği mesajını veriyor."
Kuzey Amerika İslam Camiası (ICNA) Başkanı Naim Beig de Cemal ile aynı görüşü paylaşarak, uluslararası toplumun Mısır'daki yönetimin tekrar demokrasiye dönüşmesi için çabalamadığını savundu. Beig, Mısırdaki askeri yönetimin kurduğu ceza mahkemelerinin yasal bir süreci olmadığını hatırlatarak, Mısırda adalet olmayışına global güçteki ülkelerin sadece sessiz kaldığını belirtti.
Mısırdaki askeri yönetimini "utanç verici" olarak tanımlayan ve yüzlerce insanın hapse atıldığını hatırlatan Beig, bu kişilere kendilerini savunma imkanının verilmediğinin altını çizdi.
Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Washington DC ve Kuzey Amerika Temsilcisi İbrahim Uyar da uluslararası toplumu demokrasi ile insan hakları adına sesini çıkarmaya çağırdı.
"Bunun yanı sıra batıdaki bazı sözde demokratik ülkeler Mısırdaki insanları ve onların seçtiği ilk Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'yi görmemezlikten geldiler," diyen Uyar, Mursi'nin cumhurbaşkanlığını desteklemeyenlerin sessiz kalarak bunu bir gerekçe olarak gösteremeyeceklerini savundu.
- "Türkiye Mısır'da demokrasiyi ve insan haklarının korunmasını destekleyen az ülkeden biri"
Cemal, uluslararası toplumda sessizliğini sürdüren ülkelerin yanı sıra, Mısırdaki demokrasiyi ve insan haklarını destekleyen ülkeler olduğuna da değinerek, Türkiye'nin bu ülkelerinden biri olduğunu ve bundan ötürü Türkiye'ye minnettar olduklarını belirtti.
"Prensiplerine bağlı kalan ülkeler de var ve biz Türkiye'ye, Türk halkına, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kendine ve partisine bunun için minnettarız. Türkiye Mısır'da demokrasiyi ve insan haklarının korunmasını destekleyen az ülkeden biri olmuştur" diye konuşan Cemal, bazı ülkelerin dünyanın geri kalanı için özgürlük feneri taşıdıklarını savunduklarını ancak Mısır'da yaşanan olaylara karşı sessiz kaldıklarının altını çizdi.
Cemal, özellikle Batılı ülkelerin iddia ettikleri demokrasi prensiplerini yerine getirme noktasında yetersiz kaldıklarını söyleyerek şöyle devam etti:
"Bu ülkelerin demokrasi ve insan haklarını temsil ettiğini biliyoruz ancak bu batılı ülkelerdeki iktidarlar, kendi vatandaşları tarafından dünyanın her yerinde insan haklarını, demokrasiyi ve ifade özgürlüğünü korumaları için seçildiler. İşte bu, Türkiye gibi olan ülkelerle bir şeyler yaptığını iddia eden ama yapmayan ülkeler arasındaki büyük farktır."
Beig de Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ve Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu'nun, konu hakkında birer basın bülteni dağıtmanın ötesinde, her fırsatta konuyu dile getirerek kamuyla paylaştığını söyledi.
Türkiye'nin duruşunu "cesur" olarak değerlendiren Beig, "Türkiye'nin Mısırdaki insan hakları ihlalleri, adaletsizlik ve zalim askeri yönetiminin karşısındaki duruşu övgüye layık. Çoğu global güçler sessiz dururken, Türkiye'nin duruşu bazen bu güçler arasında çok popüler olmayabiliyor ancak çoğu Müslümanlar arasında popüler" diye konuştu.
- "Yakın bir zamanda Mısır'da bir düzelme görmüyorum"
Georgetown Üniversitesi Çağdaş Arap Çalışmaları Merkezi Profesörlerinden Emed el-Din Şahin, iki yılın ardından Mısır'daki insan hakları ihlallerinin ve rejimin düzelmesini kısa vadede beklemediğini söyledi. Şahin, 3 Temmuz 2013'teki askeri darbeyi gerçekleştiren ve bir yıl sonra Cumhurbaşkanı olan Abdulfettah es-Sisi üzerinde "hakiki bir baskı" olmadığını belirtirken, bugüne kadar batılı ülkelerin kınama kelimesini tek bir kere bile kullanmadığının da altını çizdi.
Sisi'nin hem Mısırdaki hem de uluslararası ölçekteki sivil toplum kuruluşlarına karşı sıkı önlem aldığını söyleyen Şahin, Sisi'yi toplumu kutuplaştırmak ve korku salmakla suçladı.
"Yakın bir zamanda Mısır'da bir düzelme görmüyorum çünkü o (Sisi) daha da sıkı önlemler alıyor ve ona karşı duranlarla çarpışıyor," diyen Şahin, Mısırdaki olayların daha geniş bir tartışmanın parçası olmadıkça değişmeyeceğini savundu.