Özel Raportör olarak vazifemden istifamın ardından, içimde bir ukde kaldı: İşgal altındaki Filistin topraklarına giriş çabamın İsrail tarafından resmen reddedilmiş olmasının üzüntüsü, İsrail'in, bu Birleşmiş Milletler direktifiyle işbirliği içinde yeni bir sayfa açma şansını kullanmakta başarısız olmasının üzüntüsü, fakat hepsinden daha çok, İsrail'in hem benim resmi yetkim, hem de hoşuna gitmeyen diğer BM yetkilileriyle işbirliği yapmamasından kaynaklanan büyük üzüntü. Bu durum, Filistinlilerin İsrail işgali altında her gün yaşadığı insan hakları ihlallerinin devam edeceğine işaret ediyor.

Son aylarda, özellikle, Doğu Kudüs dâhil, Batı Şeria'daki şiddet dalgası, tünelin sonunda bir ışık görmeye umutsuzca muhtaç olunduğunu göstermektedir. Filistinlilerin, özellikle de işgal altında çatışma ortamının içine doğmuş olan genç neslin, gelecek için umuda ihtiyacı var. İşgal eden güç olarak İsrail'in, barışın hem İsrailliler hem de Filistinliler açısından evvela insan haklarına saygı göstermekle başladığını fark etmesi gerekiyor.

Bu yetkiyi elimde bulundurduğum 1,5 sene boyunca Filistinli mağdurlar ve olaylara tanık olanlarla bir araya geldim, BM temsilcilerini, Filistinli hükumet yetkililerini, uluslararası ve İsrailli ve Filistinli sivil toplum örgütlerini ve insan hakları savunucularını dinledim. Durumun düzenli bir şekilde kötüye gitmesinden dolayı derin bir endişe içindeyim. Yerleşimler, Filistinlilerin maruz bırakıldığı idari gözaltılar, İsrail tarafından tutuklanan ve hapsedilen Filistinlilere - çocuklar dâhil - yapılan muamele, Duvar ve genişletilmiş hareket kısıtlamaları, İsrail güvenlik güçlerince aşırı güç kullanımına dair sürekli gelen raporlar, çok uzun sürmüş Gazze ablukası, İsrail'in Hamas ve diğer Filistinli silahlı gruplarla 2014'teki savaştaki askeri operasyonlarının ardından yeniden inşa faaliyetlerinin yavaş ilerliyor olması ve uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası savaş hukuku ihlalleri için sorumluluk alınmaması ciddi bir endişe kaynağı olmaya devam etmektedir.

Bunlar hep işgal altındaki Filistin topraklarındaki durumun ve İsrail'in oradaki politika ve uygulamalarının realitesidir. Bu durumun Filistinli bireyler üzerinde olduğu kadar Filistinli topluluklar ve genel olarak toplum üzerindeki etkisi çok büyüktür ve sivil, siyasi, ekonomik, toplumsal ve kültürel hak ihlallerini içermektedir.

BM İnsan Hakları Konseyi 2014 senesinde beni Özel Raportör olarak tayin ettiğinde çok büyük şeref duymakla birlikte, bu yetkiyi kabul etme kararını çok kolay almadım. O vakit Filistinli mağdurlarla bir araya gelebilmek, olayların tanıklarıyla yüz yüze görüşebilmek ve böylece işgalin etkisini bizzat kendim görebilmek için, onları bulundukları yerlerde ziyaret edebileceğim bilgisine sahip olmasaydım, kararım kolaylıkla başka bir yönde olabilirdi. Diplomatik kariyerim boyunca insan haklarını ilerletebilmek için çeşitli yetkilerle çalıştım. İhlalin yaşandığı bölgelere doğrudan erişim ve İsrail'in, verilen yetkiden dolayı benimle belli bir derecede muhatap olacağı umuduyla, yetkimin icaplarını etkili bir şekilde ifa edebileceğime ve yaklaşık yarım asırlık İsrail işgali bağlamında gerçekleşen insan hakları ihlallerinin mağduru olan Filistinlilerin yaşamlarında olumlu bir değişiklik yapabileceğime inandım.

Fakat ne yazık ki işgal altındaki bölgelere erişebilmek için 2014 ve 2015'te yaptığım resmi müracaatlarıma hiçbir resmi cevap alamadığım gibi, İsrail'in Cenevre'deki BM Daimi Temsilcisiyle yaptığım görüşmeler de sonuçsuz kaldı.

Bu son derece politize olmuş bir çatışma olsa da, merkezinde gerçek hayatlar bulunmaktadır ve insan haklarına saygı göstermek dâhil, uluslararası hukuka uymak buradaki temel ihtiyaçtır. Son raporumu İnsan Hakları Konseyi'ne Mart 2016'da sunuyor olacağım. İsrail'in bu BM yetkilisine karşı olan duruşunu değiştireceğine ve işbirliği yaparak bağımsız uzmanların işgal altındaki topraklara erişimini engellemeyi bırakacağına dair umudumu koruyorum. Bu, İsrail'in insan hakları konusundaki kendi itibarı için de elzemdir. Böyle bir şey olur mu, olmaz mı veya olursa ne zaman olur konusundan bağımsız olarak samimi ümidim, İnsan Hakları Konseyi tarafından bu bağımsız yetkinin sahibi olacak halefim olarak her kim tayin edilirse edilsin güçlü bir sese sahip olması ve işgal altındaki Filistin halkının uluslararası toplum tarafından daha etkili bir şekilde korunmasının bir parçası olabilmesidir.

Makarim Wibisono kimdir?

Endonezya'nın Mataram şehrinde 1947 yılında dünyaya gelen Makarim Wibisono, 2014 yılında Birleşmiş Milletler'in işgal altındaki Filistin topraklarındaki İnsan Hakları Özel Raportörü görevine atandı. Wibisono, Cenevre (2004-2007) ve New York'ta (1997-2000) Birleşmiş Milletler Endonezya Daimi Temsilcisi olarak görev yaptı. Ayrıca Güneydoğu Asya Uluslar Vakfı (ASEAN) İcra Direktörü (2011-2014) ve Asya Pasifik Ekonomi İşbirliği (APEC) Terörle Mücadele Görev Gücü Başkanı (2003-2004) olarak da görev yaptı. 2009 yılından bu yana Cakarta Endonezya Ulusal İnsan Hakları Komisyonu'nda danışmanlık görevini yürütüyor.

Makarim Wibisono, İsrail’in kendisine Filistin’deki işgal edilmiş topraklara giriş izni vermediği ve bu nedenle İsrail işgali altındaki Filistinlilere yardım çabalarının engellendiği gerekçesiyle 4 Ocak 2016 tarihinde Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Özel Raportörü görevinden istifa etti.