ABD Yüksek Mahkeme yargıcı muhafazakar Antonin Scalia'nın ölümüyle başlayan tartışmada Cumhuriyetçiler, yeni yargıcın atanması için yeni ABD başkanının beklenmesi, Demokratlar ise atamanın hemen yapılması gerektiğini savunuyor.

ABD Yüksek Mahkeme (Supreme Court) yargıcı Scalia 79 yaşında Teksas'ta hayatını kaybetti. Yetkililer, Scalia'nın doğal yollardan öldüğünü açıkladı.

Scalia'nın ölümüyle başlayan tartışmada Cumhuriyetçiler yeni yargıcın atanması için yeni ABD başkanının beklenmesi, Demokratlar ise atamanın hemen yapılması gerektiği görüşünde.

Sadece Yüksek Mahkemedeki muhafazakar kanadın en önemli ismi değil, ülke genelinde muhafazakar kesimin (dolayısıyla Cumhuriyetçilerin savunduğu ilkelerin) de yüksek sesli sözcülerinden biri olan Scalia'nın ölümü, başkanlık seçim sürecinde olan ABD'de Demokratlar ile Cumhuriyetçiler arasında yeni ve güçlü bir tartışmanın da fitilini ateşledi.

Scalia'nın yerine Demokratların savunduğu değerleri taşıyan liberal bir yargıcın atanma ihtimali, siyasi gündemin üst sıralarında güçlü bir tartışma konusu olarak öne çıkıyor.

Mahkemenin ilk İtalyan kökenli Amerikalı yargıcı olan Scalia, 1986 yılında eski başkanlardan Ronald Reagan tarafından mahkemeye atanmıştı.

Yüksek Mahkemenin 9 üyesi bulunuyor ve yargıçlar bir kez atandıktan sonra (kendi istekleriyle emekli olmadıktan sonra) hayatlarının sonuna kadar mahkeme üyesi olarak göreve devam ediyorlar. Uzun görev süreleri ve ABD siyasetindeki etkileri sebebiyle Yüksek Mahkeme yargıçları, ülkedeki önemli siyasi gündem maddelerinden birini oluşturuyor.

ABD Başkanı Barack Obama, Scalia'nın ölümünün ardından yaptığı ilk açıklamada, mahkemeye yeni yargıcın "zamanında" atanacağını belirtti. Ancak kasım ayında yeni başkanın seçileceği ABD'de Demokrat Obama'nın atayacağı bir yargıca Cumhuriyetçi Parti'den şimdiden itirazlar gelmeye başladı.

Senatodaki Cumhuriyetçilerin lideri Mitch McConnell, yaptığı açıklamada, "Amerikan halkı, yeni Yüksek Mahkeme yargıcının seçiminde söz sahibi olmalı. Dolayısıyla yeni başkan seçilene kadar bu koltuk doldurulmamalı" ifadesini kullandı. Buna karşılık Senatodaki Demokratların lideri Harry Reid, söz konusu atamanın "derhal" yapılması gerektiğini söyledi.

Cumhuriyetçi başkan aday adaylarından Ted Cruz ve Marco Rubio da yeni yargıcın yeni başkan tarafından belirlenmesi gerektiğini dile getirdiler. Buna karşılık Demokrat aday adayı Hillary Clinton, bu tür açıklamaların "Anayasa'ya saygısızlık" olduğunu ifade etti.

Bu yönüyle Scalia'nın yerine yeni bir yargıcın atanması, başkanlık seçim sürecinin de doğal tartışma konularından biri haline gelmiş oldu.

Şimdi ne olacak?

ABD'de Yüksek Mahkeme yargıcı, başkanın önerisi ve Senatonun onayıyla göreve başlayabiliyor.

Obama, görev süresi içinde aday göstereceğini ilk açıklamasında belirtmişti. Yeni adayın kimliği belli olduktan sonra Senatonun önünde oylama için 75 ila 90 gün bulunuyor.

Barack Obama'nın adayını göstermesinden sonra söz konusu yargıcın Senatoda onaylanma zorunluluğu, Senatoda (Demokratların 46 sandalyesine karşın) 54 sandalyeye sahip olan Cumhuriyetçilerin, Obama'nın aday göstereceği yargıcın atanmasını bloke edebileceği anlamına geliyor.

Dokuz üyesi bulunan Yüksek Mahkemenin mevcut aritmetiğinde, son yıllardaki kararlarının çoğunda 5'e 4 muhafazakar yargıçların ağırlığı vardı. Bazı durumlarda Anthony Kennedy adlı yargıç liberallerle oy kullansa da genellikle muhafazakar ekiple hareket ediyordu.

Dolayısıyla muhafazakar yargıç Scalia'nın ölümü, Obama döneminde liberal bir yargıç belirlenmesi durumunda bu aritmetiğin liberaller lehine ve uzun süreliğine değişme ihtimalini beraberinde getirdiği için daha fazla önem taşıyor.

Ayrıca yeni yargıç görevine başlayana kadar mahkeme üyelerinin 4'e 4 bölündükleri durumlarda ya mahkeme davayı yeniden ele alabiliyor ya da bir alt mahkemenin verdiği karar kabul ediliyor. Ancak kritik bir karar gündeme geldiğinde nasıl bir tablonun ortaya çıkacağı ayrı bir tartışma konusu olacak gibi gözüküyor.

Obama, 2009 yılında Sonia Sotomayor'u, 2010 yılında ise Elena Kagan'ı Yüksek Mahkeme yargıcı olarak (her ikisi de liberal yargıçların yerine) aday göstermiş ve her iki aday da Senatoda onaylanmıştı. Obama'dan önce en son 1988 yılında, dönemin başkanı Ronald Reagan'ın, başkanlığının 8. yılında aday gösterdiği yargıçlar Senatoda iki kez reddedildikten sonra ancak üçüncü aday onay alabilmişti.

Yüksek Mahkemenin önemi

ABD siyasi ve hukuki sistemindeki en önemli sac ayaklarından biri olan Yüksek Mahkeme, en yüksek temyiz mahkemesi ve aldığı kararlarla ABD Anayasası'nı yorumlayan kurum olarak görev yapıyor.

Mahkeme, toplumun her kesimini ilgilendiren birçok konuda verdiği kesin kararların yanı sıra zaman zaman doğrudan siyasi süreçleri etkileyen kararlara imza atıyor.

Örneğin, 2000 yılında yapılan başkanlık seçimlerinde Demokrat aday Al Gore ile Cumhuriyetçi aday George W. Bush arasında son ana kadar netleşmeyen başkanlık yarışında süreç mahkemeye taşınmıştı. Florida eyaletindeki sonuçla ilgili Yüksek Mahkemeden çıkan karar sonucunda Cumhuriyetçi aday Bush, başkanlık koltuğuna oturmuştu.

Ancak Yüksek Mahkemenin önemi, toplumun tüm katmanlarını doğrudan etkileyen hukuki kararlarında daha belirgin şekilde ortaya çıkıyor. Göçmenlik, kürtaj, eşcinsel evlilik, (belli kesimlere) pozitif ayrımcılık, işçi/işveren hakları ve ırkçılık gibi yapısal meselelerde aldığı ve alacağı kararlar, Yüksek Mahkemeyi rakipsiz konuma getiriyor.

Mesela Obama (başkanlık emri yetkisini kullanarak), Orta ve Güney Amerika'dan ABD'ye gelen ancak vatandaşlığı olmadığı için sınır dışı edilme tehdidiyle yaşayan yaklaşık 4 milyon kişinin sınır dışı edilmeyeceğini ifade etmişti. Ancak Obama'nın bu hususta başkanlık emri (executive order) yetkisini kullanıp kullanamayacağına Yüksek Mahkeme karar verecek ve bu karar en az 4 milyon kişiyi etkileyecek.

ABD'de en çok tartışılan konulardan biri olan silahlanma meselesinde de Yüksek Mahkemenin 2008 yılında 5'e 4 aldığı karar, tarihe geçecek nitelikteydi. Mahkeme, yapılan bir başvuru üzerine ABD Anayasası'nın 2. Maddesi'nde belirtilen silahlanma hakkının, bireylerin savunma amacıyla evlerinde silah bulundurabilecekleri şeklinde yorumlanabileceğine hükmetmişti.

Kamuoyunda Obamacare olarak bilinen sağlık reformunun bazı bölümleriyle ilgili olarak da Yüksek Mahkeme şu ana kadar dört kez karar aldı ve bu kararların hepsi de toplumun bir kesimini doğrudan ilgilendiriyordu.

Scalia nasıl bir hukukçuydu?

"Anayasanın kaleme alındığı dönemde taşıdığı ruha göre kelimelerin yorumlanması" gerektiği şeklindeki "orijinalcilik" (originalism) fikrini savunan ve dokuz çocuğu olan yargıç Scalia; kürtaj, eşcinsel evlilik ve idam cezası gibi hassas konulardaki net duruşuyla tanınıyordu.

ABD toplumunda sıkça tartışma konusu olan bu tür hassas toplumsal konularda yargıç Scalia'nın muhafazakar tutumu, şimdiden mahkeme tarihine geçmiş gözüküyor.

Kürtajın yasaklanmasını savunan ve bu konuyla ilgili davalarda her seferinde bu istikamette oy kullanan Scalia, toplamda da din-devlet ilişkilerinin bugünkünden daha yakın olması fikrini savunuyordu.

Silahlanma hakkını her zaman savunan Scalia, bu konuyla ilgili bir karar metninde "Amerikan ordusu ve polisi ulusumuzun gururu olabilir ancak (vatandaşlara silahlanma hakkını veren) 2. Madde'nin ortadan kalktığını veya modasının geçtiğini söylemek bu mahkemenin görevleri arasında değildir" ifadesini kullanmıştı.

İdam cezasının da ısrarlı savunucularından olan Scalia, 1989 yılında, yaşları 16 ve 17 olan iki katilin idam edilmesine verdiği onayla tanınıyordu. 2005 yılında Yüksek Mahkeme, reşit olmayanların idam edilmesinin anayasal olmadığına karar verdiğinde de Scalia, aleyhte oy kullanmış ancak mahkeme kararına engel olamamıştı.