Gücünü yerel Peştun kabilelerinden alarak 11 Eylül'den bu yana güçlenen Pakistan Talibanı, İslamabad yönetiminin örgütü bitirme çabalarına rağmen, sivillere, orduya ve yönetime karşı tehdit oluşturmaya devam ediyor.

Tehrik-i-Taliban Pakistan (TTP) diğer adıyla Pakistan Talibanı, çoğu zaman Afganistan'da kurulan ve 1996-2001 yıllarında ülkeyi yöneten Taliban ile karıştırılıyor. TTP, ABD'deki 11 Eylül saldırısı sonrasında ortaya çıkan Afgan Talibanı'ndan bağımsız ve kabilelere dayalı bir örgütler topluluğu olarak biliniyor. Pakistan ve Afganistan Talibanlarının ortak noktası ise Peştun halkına dayanıyor olmaları.

Pakistan Talibanı'nın temelleri

TTP'nin doğuşunu anlayabilmek için öncelikle Pakistan’ın Hayberpaktunhuva eyaleti ve kabileler bölgesindeki (FATA) siyasi ve coğrafi yapıya bakmak gerekiyor. Hayberpaktunhuva eyaleti, neredeyse tamamen Peştun nüfusa sahip. Peştun halkının Pakistan nüfusunun yüzde 11'ini oluşturduğu sanılıyor.

Afganistan sınırında bulunan bu bölgede Pakistan'ın kuruluşundan bu yana ciddi bir devlet otoritesinden söz edilemiyor. Bu eyaletin hemen kuzeyinde bulunan FATA ise tamamen kabilelerden oluşan ve yine devlet otoritesinin son derece zayıf olduğu bir bölge. Her iki bölge de dağlık arazilerden oluşuyor.

Pakistan Talibanı bu dağlık ve devlet otoritesinin olmadığı bölgede, ABD'deki 11 Eylül saldırıları sonrası ortamda ortaya çıktı. ABD'nin Afganistan'ı işgalinden sonra Afgan Talibanı büyük oranda Pakistan sınırlarına çekildi, mücadelesine buradan devam etti. Ancak Pakistan'da Taliban'ın filizlenmesi, ABD ile Afgan Taliban'ı arasındaki savaşa Pakistan ordusunun da müdahil olmasının sonucuydu.

İslamabad yönetimi, 11 Eylül sonrası dönemde ABD'nin Taliban'a karşı yürüttüğü mücadeleye destek verdi. Bununla bağlantılı olarak 2004'te Pakistan ordusu ülkenin kuruluşundan bu yana ciddi varlık göstermediği FATA bölgesine operasyonlar düzenledi. Ordunun FATA bölgesine müdahalesi, kabilelerce sert karşılık buldu ve ordunun varlığına karşı ciddi bir direniş başladı.

Orduyla yaşanan çatışma sürecinde yerel dini liderler etrafında kümelenen ve birbirlerine genellikle kabile bağlarıyla da bağlı olan yerel örgütler ortaya çıktı. Bu kabile destekli yerel dini örgütler, 2004 ile 2007 yılları arasında Pakistan ordusu ile aralıklarla çatışmaya devam etti.

TTP'nin doğuşu

Pakistan ordusunun başkent İslamabad'da bulunan Lal Mescid'e militanların burada kümelendiği iddiasıyla operasyon düzenlemesi sonucu mescitte bulunan militanlar ve aileleri öldürüldü. Ancak 2007'deki bu olay Pakistan için büyük şiddet olaylarının başlangıcı olarak nitelendiriliyor.

Lal Mescid operasyonun ardından, FATA bölgesinde ordu ile çatışan örgütler, TTP şemsiyesi altında birleştiklerini duyurdu. Böylece, 2007'de FATA bölgesinde faaliyet gösteren on üç yerel örgütün Beytullah Mehsud liderliğinde bir araya gelmesiyle Pakistan Talibanı resmi olarak kuruldu.

Pakistan'da rejim değişikliği hedefleyen TTP, Pakistan devletini düşman olarak görüyor. Örgütün saldırılarının büyük kısmı Pakistan ordusunu hedef alıyor. Örgütün kurucusu ve lideri Beytullah Mehsud, 2009 yılında Amerikalıların düzenlediği İnsansız Hava Aracı (İHA) saldırısında öldürüldü, yerine Hakimullah Mehsud geçti. Mehsud'un ölmesinin ardından da TTP liderliğine Kasım 2013'te Molla Fazlullah getirildi.

ABD, TTP'yi Eylül 2010'da terörist örgütler listesine ekledi.

"Saldırıları özellikle Afganistan'a sığınan militanlar yapıyor"

FATA ve Hayberpaktunhuva'da beş yıl görev yapmış, militan gruplar uzmanı emekli General Esad Münir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Taliban'ın amacı Pakistan'da istikrarsızlık yaşatmak, halkın devlete olan güvenini sarsmaktır" dedi.

Münir, Pakistan ordusunun terörle mücadelede yüzde 90 başarı elde ettiğini söyleyerek "Ancak Taliban, bunu kabul etmiyor. Kendini ispatlamak için ses getiren saldırılar gerçekleştiriyor" ifadesini kullandı.

Taliban militan gruplarının son operasyonlarla dağıtıldığını ama henüz mücadelenin sona ermediğini belirten Münir, "Özellikle Afganistan'a sığınan militanlar bu tür saldırıları yapıyor. Önemli olan, söz konusu teröristlerin etkisi altında olan FATA bölgesi ve Hayberpaktunhuva eyaletinde ordunun kontrolü sağlamasıdır" diye konuştu.

Münir, ayrıca Taliban'la mücadelede başarı sağlanması için Ulusal Eylem Planı (NAP) ve Zarb-e-Azb operasyonun sıkı biçimde devam ettirilmesi ve uygulanması gerektiğine dikkati çekti.

Hayberpaktunhuva eyaletinin başkenti Peşaver kentinde yaşayan, bölge uzmanı Fakhar Kakahel de Taliban içinde bazı grupların son dönemde DAEŞ'e yakınlaştığına işaret ederek "Baça Han Üniversitesi saldırısını Ömer Mansur üstlendi. Bu TTP'den kopmuş, DAEŞ'e yakın bir grup" dedi.

Ordunun Taliban'la mücadelesi

Pakistan ordusu 14 Haziran 2014'te aşiretler bölgesi olarak bilinen Kuzey Veziristan'da Taliban militanlarına karşı kapsamlı askeri operasyon başlattı. "Zarb-e-Azb" olarak adlandırılan operasyon kapsamında, bir buçuk yılda 3 bin 400 terörist etkisiz hale getirildi, 488 Pakistan askeri hayatını kaybetti.

Bu operasyondan birkaç ay sonra ülkenin kuzeybatısındaki Hayberpaktunhuva eyaletinin başkenti Peşaver'deki okul baskını, Pakistan'ın terörle mücadelesinde yeni bir dönüm noktası oldu. Bu saldırı, teröre karşı Ulusal Eylem Planı'nın (NAP) uygulamaya konmasında öncü olurken, 20 maddeden oluşan NAP, ülkenin bütün siyasal partilerinin desteği ile Başbakan Navaz Şerif tarafından açıklandı.

Pakistan'da Taliban'ın 16 Aralık 2014'te 130'dan fazlası çocuk 150 kişiyi katlettiği Peşaver'deki okul saldırısının ardından İslamabad yönetiminin başlattığı operasyonlar sonucu ülke genelinde terör saldırılarında ciddi azalma görüldü. 

Teröre karşı kapsamlı planın uygulanmaya başlamasının ardından hükümet, idam cezalarının askıya alınması kararını da kaldırdı. Bu kararın ardından resmi rakamlara göre, 303 kişi idam edildi. Terörle mücadele çerçevesinde kanun değişikliği yapılarak teröristlerin yargılanması amacıyla iki yıllık süreyle askeri mahkemeler kuruldu.

Pakistanlı ünlü yazar ve siyasi analist Zahid Hüseyin AA muhabirine daha önce yaptığı açıklamada, "Operasyon başarılı ancak bazı eksiklikler var. Örneğin, 20 maddelik eylem planında medreselerin kayıt altına alınması ve mali denetimi konusunda bir şey yapılmadı. Ayrıca, Kuzey Veziristan bölgesinden terör nedeniyle göç etmek zorunda kalan binlerce kişi hala geri dönmedi" değerlendirmesinde bulunmuştu.

Resmi verilere göre, Pakistan'da halen kayıt dışı 50 binden fazla medrese bulunuyor.