AA muhabiri, Paris'e sadece 280 kilometre uzaklıktaki dünyanın en kötü sığınmacı kamplarından biri olarak bilinen Jungle'da 5 gün geçirdi.

Özellikle Afganistan, Pakistan ve İranlı sığınmacıların yaşadığı Jungle, dünyadaki diğer mülteci kamplarından çok farklı. Fransızlar tarafından kaderine terkedilmiş kampta her sığınmacının tek amacı denizin diğer tarafına yani İngiltere'ye geçebilmek. Bu kamp aslında onlar için geçici bir konaklama merkezi. Ama kamp denildiğinde de aldanmamak lazım. Su, tuvalet veya yiyecek yok. Jungle, kedi büyüklüğünde lağım farelerinin cirit attığı insanların açlık ve şiddetle terbiye edilmeye çalışıldığı küçük bir bataklığı andırıyor.

Jungle, özellikle son 1 yıldır dünyanın dört bir yanından gazetecilerin akınına uğruyor. Şubatta kampın bir kısmının bölge valiliğinin kararıyla yıkılmasından sonra hem kamptaki yaşam hem de İngiltere'ye geçişler oldukça zorlaşmış.

Bir yandan polis şiddeti bir yandan Calais halkının tepkisine maruz kalan sığınmacılar, gazetecilere karşı da öfkeli. Neredeyse hiçbir sığınmacı yüzünü göstermek istemiyor. Eğer Jungle'da görüntülenirlerse İngiltere tarafına geçtiklerinde kampa geri gönderileceklerinden korkuyorlar.

Jungle sokaklarında dolaşırken elinde kamerayla gezenler, zaman zaman sert uyarılar zaman zaman da fiziksel şiddetle karşılaşabiliyor. O nedenle kampta görev yapan gazeteciler birbirilerini bu konuda uyarıp, dikkatli olunması uyarısında bulunuyor.

Çadırdan bozma küçük kulübelerden dönüştürülen bakkallarda birçok temel gıda ve ihtiyaç maddeleri satın alınabiliyor. Sığınmacıların kendi sardığı ve 10'arlı paketler halinde satılan Jungle sigarası ise kampın en popüler ögelerinden birisi.

Ana caddede ilerledikten sonra sağda ışıklı "açık" yazılı bir tabela göze çarpıyor. Afganistanlı Haşim, 6 ay önce geldiği Jungle'da tüm denemelerine rağmen karşıya (İngiltere'ye) geçemeyince para kazanacak bir yol aramaya başlamış. Welcome Restaurant'ı 24 günde tamamını tek başına inşa eden Haşim, Kandahar'dan 6 yıl önce kaçmış.

Biçimsiz kesilmiş keresteler, oldukça yüksek tutulmuş oturma yerleri ve solmaya yüz tutmuş muşambadan örtülere bakınca buranın Paris'e 280 kilometre uzakta olduğuna inanmak zorlaşıyor.

Makedonya, Bulgaristan, Almanya, Yunanistan ve Türkiye'de kalan Haşim'in nihai hedefi kamptaki tüm sığınmacılar gibi İngiltere'ye geçebilmek olsa da bu hayaline bir süre ara vermiş.

Ülkesinde hem Taliban hem DAEŞ'ten kaçan Haşim video kayıt istemese de dükkanının önünde poz vermeyi kabul ediyor.

Eşi ve 6 çocuğu hala Kandahar'da yaşayan Haşim, "Polis burayı tamamen yıkmadan lokantayı bırakıp gitmem" diyor. 

Jungle, kendi otonom yapısıyla dünyadaki diğer sığınmacı kamplarından farklı bir yapıya sahip. Ne Fransız hükümeti ne de Fransız sivil toplum örgütleri kampta etkin bir role sahip değil. Sığınmacılar kamptaki güvenlik açığından da şikayetçi. Kampın dışında gece gündüz bir polis ekibi beklese de kampta sığınmacılar arasındaki hiçbir olaya polis müdahale etmiyor. Hatta bazı sığınmacılar, polisin, kampın içine girmekten korktuğu görüşünde.

Sığınmacıların bir kısmı, kampta silah, uyuşturucu ve diğer kesici maddelerin olduğunu hatta kampın bazı bölgelerinin çeteler tarafından yönetildiğini ifade ediyor.

Gün boyu gönüllü ve gazetecilerle dolu olan kampta hava kararmaya başladıktan sonra ise karşıya geçiş telaşı başlıyor.

Hava karardıktan sonra İngiltere'ye giden kamyonların geçtiği otoyolların yolunu tutan sığınmacılara Fransız polisi göz açtırmıyor. 

Ancak Fransız polisi, yakaladığı sığınmacılara cop, plastik mermi ve bol biber gazı ile yanıt veriyor. Kampta karşıya geçmeye çalışan hemen hemen her sığınmacı polis şiddetinden nasibini almış durumda.

Biber gazı aynı zamanda Jungle'ın güne başlama rutini olarak biliniyor. Polis, gece boyu karşıya geçmeye çalışan ama başaramayan sığınmacıları kampın girişinde biber gazıyla karşılıyor. Jungle'da gün, biber gazıyla doğuyor ve kaçışla sona eriyor.