İSMAİL KAPAN


Başbakan Ahmet Davutoğlu bir araya geldiği gazetecilere sıcak gündemi değerlendirdi. Davutoğlu, “DAEŞ'e karşı koalisyon içinde olan her aktör meşrulaştı. PKK, Paralelle yaptığı paslaşmalarla Türkiye'yi köşeyi sıkıştıracağını sandı... Çözüm sürecini bitirmekle kendi can damarlarını kestiler. Bundan sonra kim PKK'nın yanında yer alırsa bizim için hedeftir” dedi. 
Davutoğlu özetle şunları kaydetti: 
PKK şunu hesap edemedi. DAEŞ'e karşı koalisyon içinde olan her aktör meşrulaştı. Öyle bir fırsatçılığa yöneldi ki Türkiye'yi DAEŞ'le özdeşleştirip kendisini meşrulaştırmaya, AK Parti'yi gayrimeşrulaştırmaya çalıştı. Paralelle yaptıkları paslaşmalarla Türkiye'yi köşeyi sıkıştıracaklarını, bu şeytanlaştırmayla kendilerini melekleştirebileceklerini sandılar. Burada hafife aldıkları husus şuydu; onları meşrulaştıran şey DAEŞ'in varlığı değil Türkiye'deki çözüm süreci.  Çözüm sürecini bitirmekle kendi can damarlarını kestiler. Bundan sonra kim PKK'nın yanında yer alırsa bizim için hedeftir. Türkiye reel olarak ağırlığını koydu. Türkiye'ye Suriye'den sızmaya kalktıkları anda her türlü tedbiri alırız.
Amerika, 'PYD'ye yardım göndermesinde bile PYD'ye değil Araplara gönderdik söylemine' ihtiyacı duydu. DAEŞ kontrolündeki yerler DAEŞ'e de karşıdır, Esed'e de karşıdır, nasıl oy kullanacak? Göstermelik sandıklar kuracaklar sonunda ve yine Esed çıkmış olacak.
ROJAVA EFSANESİ
Rusya bu konudaki tutumumuzu biliyor. Biz PYD'yi 2013'te İstanbul'a çağırdık ve çözüm süreci bağlamında 3 şartı yerine getirirlerse Türkiye'den destek görebileceklerini söyledik. Bu 3 şart yerine gelseydi PYD gibi bir problemimiz olmazdı. Ama onlar fırsatçılık yaptı. Türkiye'deki silahlı güçlerini çekmediler. Onun yerine Rojava efsanesi oluşturarak 15, 18, 20 yaş arasındaki gençleri gaza getirip Kobani'ye götürdüler. Onlar ölünce de cenazelerini Türkiye'ye getirip isyan ettiler. 
DEVLETİN NEFESİ TÜKENMEZ
Çözüm Sürecinin ardından onlar silahlı unsurlarını çekmedi. Türkiye'den silahlı unsurlarını çekselerdi sonunda herkes kazanırdı ama bunlar geriye döndüler. Rojava ve başka kazanımları kullanarak geri dönmeye kalktılar. Şimdi ise nefesleri tükeniyor ama devletin nefesi tükenmez.
Şimdi bizi yıpratmaya çalışabilirler. Ben bunu 6-7 Ekim olayında fark ettim. Bu olay önemli bir etki yaptı. Biz o zaman gerçek niyetin çözüm olmadığını anladık. Biz o zaman çok net bir karar verdik bir daha 6-7 Ekim olaylarını yaşamayacağız.
Polise de Emniyete de, ne kadar DEAŞ mensubu var; hani şimdi 'bildiğiniz isimleri niye toplamadınız' diyorlar. Allah aşkına Suriye'de DEAŞ'ı vurduğunuz anda o gece Türkiye'de kaç yüz DEAŞ'lının toplandığını biliyor mu onlar? Öyle bir riski biz alır mıyız. PKK'yı vurduğumuz gece bütün büyük şehirlerde YDG-H denilen şehir milisleri gözaltına alındı.
O SÖZÜ SÖYLEMEDİM
Bir yerde sordular 'oy durumunuz nedir?, Patlamadan sonra durum ne' diye... Ben oylarımızın yükselme trendi devam ediyor, dedim. “Patlama oyumuzu yükseltti” gibi son derece absürt bir yoruma tabi tuttular. Zinhar söylemiş değilim. Patlamayı AK Parti yaptırmış gibi saçma, başta Aristo olmak üzere mantığın bütün kurucularını şaşırtacak bir mantıksız yorumda bulundular.
5. PARTİ MHP'DEN ÇIKAR
Eğer yeni bir parti çıkarsa MHP'nin içinden çıkabilir. Ama grup kurar mı onu bilemeyiz. AK Parti birçok zorluğu aşarak buralara geldi.     5. parti suyu bulandırmak için yapılan bir çıkıştır.
Türkiye kartını oynamadı ama gerekirse kullanırız


Şimdi şu ana kadar bizim Suriye politikamızda bazılarının iddia ettiği gibi Suriye'yi ve Ortadoğu'yu dönüştürmek için fiili müdahaleye dayalı bir yaklaşım olmadı. Dikkat ederseniz bir sürü provokasyona rağmen Türkiye, Suriye sınırını fiili olarak hiç geçmedi. Ne bir uçağımız, ne bir helikopterimiz ne de tek bir askerimiz sınırı geçti.
2013 Mısır darbesinden bu yana bölgede kuşatılan ve yok edilen sadece demokrasi ve demokratik hareketler değil, o günden bu güne dikkat edin, bölge kaosla diktatörlükler arasında gidip geliyor. Demokrasi ümidini kaybetti. Tümüyle yok olmadı bu ümit mutlaka tekrar yeşerecek ama zayıfladı. Diktatörler geri döndü. Yemen'de Husilerle döndü. Esed kendini toplamaya çalıştı vs. Libya'da General Hafter çıktı. Yalnız bunlar da başarılı olamadılar.
Şimdi bu sarkajdan bölgeyi çıkarmak lazım. Biz tüm bu dönemde müdahaleci bir tavır sergilemedik.
Daha açık konuşayım:
Bir, demokrasi kuşatıldı. İki, Türkiye kuşatılmaya çalışıldı. Demokrasinin Orta Doğu'da yükselmesinden en fazla istifade edecek olan Türkiye'ydi. Demokrasi rüzgârının Ortadoğu'da bastırılması, aslında Türkiye'nin kuşatılması anlamına geliyordu. Ve birçok çıkarları birbirleriyle çatışan İran ve Körfez ülkeleri, Orta Doğu'da demokratik hareketlerin söndürülmesi ve Türkiye'nin etkisinin daraltılması konusunda ortak menfaatlerde buluştu. Şu anda ise Türkiye'nin demokratik değerleri ya bölgede tekrar neşvünema (yetişmek) bulacak. Ya bu dönüşüm daha uzun sürede tamamlanacak. Ya da Türkiye'nin sınırına dönük baskılarda bir artış olacak.
Türkiye kartını oynamadı. Türkiye doğrudan bir müdahalede bulunmadı ve bulunmayı da düşünmedi. Kendi içinde, o ülkenin kendi doğallığı içinde değişimine önem verdi.
Ha zorlanırsak. DEAŞ'ın 20 Temmuz'daki Suruç saldırısında, PKK'nın Ceylanpınar saldırısında olduğu gibi yani doğrudan saldırıya uğrarsak, işte o zaman kullanmadığımız kartları kullanmak durumunda kalırız. Elimizdeki gücü kullanmaya başlarız. Keza kullanmaya başladık da.


KÜRTLER İÇİN KİMLİK İSTEDİK
Suriye'ye 6 Nisan 2011'de gittiğimde Esed'e götürdüğüm reform paketinin 1. maddesi “Kürtler'e kimliklerini verin” olmuştu. Mesela şimdi PYD ile ilgili gelişmelerde sanki biz Kürtler'in kazanımlarına karşıymışız gibi bir tablo çizmeye çalışıyorlar. O zamanlar ben giderken dönemin BDP'lileri şimdiki HDP'liler “Aman Bakanım Esad'a söyleyin de bizimkilerin haklarını verse” diyorlardı. Ben de “Sizin söylemenizse gerek yok biz onların haklarını zaten takip ediyoruz. Ederiz” demiştim onlara.
Hedef AK Parti!
17-25 Aralık'tan sonra birçok teşebbüs oldu İdris Bal, İdris Naim Şahin gibi her formül denendi ama o tutmayınca geride tek alternatif vardı: HDP'nin barajı geçmesini sağlamak. Bunun için de çözüm sürecinin durması ve AK Parti karşıtlığına dayanan bir HDP'nin oluşması gerekiyordu. Yani çözüm süreci devam ediyor ve bu anlamda AK Parti karşıtlığına dayanmayan bir HDP olsaydı, eski bir HDP elverişli bir parti değildi, barajı geçmesi açısından. BDP'nin HDP'ye dönüşmesi ve BDP'nin aksine HDP'nin çözüm süreci bağlamında karşı tavır alması ve AK Parti karşıtlığı gerekiyordu. Siyasi mühendislik burada devreye girdi. Tam silahların bırakılacağı esnasında ortada fol yok yumurta yok tartışmayı Cumhurbaşkanlığı makamının içine çektiler. Türk solu da, Türkiye'de ki Alevi bazı muhalefeti de kendine çekti. Eklemlendi.
Kimse HDP kaç oy olacak diye bakmıyor, CHP kaç oy olacak diye bakmıyor herkes AK Parti'nin aldığı oylara tek başına iktidar olacak mı olmayacak mı diye bakıyor. 4 partili bir parlamentoda tek başına iktidar olmak da aslanın ağzında. Ankara saldırısı sonra ortaya çıkan psikolojik ortam çok açık soruyorum; AK Parti tek başına iktidar olmasına katkı mı yapar yoksa zorlaştırır mı? Aklı başında bir insanın vereceği cevap kimse bu saldırı AK Partiyi tek başına iktidar olmasına katkı yapar demez.