Yaptığı mikro-heykelleri ile Guinness Rekorlar kitabına giren Willard Wigan “İğne deliğinden geçecek” mikroskobik heykelleri ile sıra dışı olmayı aklına koymuş ve başarmış bir sanatçı. Cerrahi operasyonlarda kullanılan minik keskilerle çalışan Wigan, figürlerini pirinç tanelerini oyarak, iğne deliklerine kum ve şeker tanecikleri yerleştirerek yapıyor.  
İngiliz sanatçının 0.005 mm boyutlarında yaptığı heykeller, dünyadaki en ilginç sanatlardan biri. Bu sanata başlama hikâyesi de oldukça ilginç. Willard Wigan, Disleksi  (dinlenme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme ile matematik yeteneklerinin kazanılmasında ve kullanılmasında önemli güçlüklerle kendini gösteren bir öğrenme bozukluğu) hastası. Willard, zor ve yalnız geçen çocukluğu sayesinde eşsiz yeteneğini, yani çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük boyutta sanat eserleri üretme becerisini nasıl keşfettiğinin hikâyesini anlatıyor.
“Yeteneğim  zihinsel sınırlarım sayesinde  gelişti” diyor.  “İlkokul öğretmenim  Mrs. Adams, beni  başarısızlık örneği olarak kullanırdı. Beni okul içinde gezdirir, diğer  çocuklara ‘Eğer  öğretmeninizi dinlemezseniz Willard gibi olursunuz’ derdi. Konuşma  yeteneğimi de kaybetmeye başladım, çünkü  gerek olmadığını  düşünüyordum. Ancak bu sayede  ‘iyi bir  dinleyici’ olmayı öğrendim.” ifadelerini kullanıyor.
   Sanatçının iğne deliğine veya toplu iğne başı üzerine yaptığı heykelcikler ya da sahneler ancak mikroskop altında görülebiliyor. Hangi malzemelerle yaptığına inanamayacaksınız; halı tüyü, uçuşan toz tanecikleri, örümcek ağı, kum tanesi, ölü bir sinekten aldığı kıl, cam kırıkları, hatta altın...
KİMSEYİ HOR GÖRMEM
Willard “Sanat konusunda hep öz güvenim vardı, zaman zaman yaşadığım diğer  travmalar  aklıma gelir; dolayısıyla  hiç kimseyi ve hiçbir şeyi  hor görmemem.” diyor. 
Daha beş yaşındayken karıncalara ev yaparak başlamış bu işe. ‘İçinde minik sandalyeler bile vardı’ diyor Willard. Okuma yazmayı bilmediği ve sürekli çevresi tarafından küçük düşürüldüğü için kendini bu şekilde ifade  etme yolunu seçmiş.  
  Willard Wigan şunları söyledi: “Bir  şeyi  çıplak gözle  görmüyor  olmanız onun orada olmadığı anlamına gelmez.  Eserlerim kendimin bir yansıması. Yapmak istediğim şey küçük şeylerin aslında en büyük şeyler olabileceğini dünyaya göstermek. Kafamızı indirip yere baktığımızda orada hiçbir şey olmadığını düşünüyoruz hepimiz. Ve “hiçbir şey” tabirini kullanıyoruz. “Hiçbir şey” diye bir şey yoktur. Zira her zaman bir şeyler vardır. Çocukken annem bana küçük şeylere her zaman saygı göstermem gerektiğini söylerdi.
  Aslında  öğretmenlerim bana iyilik yaptı. İnsanlar sizi ‘dünyanın 8.ci harikası’ olarak  tanımladıklarında  bunu daha iyi anlıyorsunuz. Prens  Charles’tan MBA  ödülümü alırken kendisi bana; “bunu  hak ettin”  dedi ve  elimiz  sıradaki herkesten çok daha uzun süre  sıktı. Sevinçten uçtum…”
Wigan, minik  sanat eserlerini yapabilmek  için, sinir sistemini kontrol etmeye çalışıyor bunu da meditasyon yardımı ile yapıyor. Ellerinin titremesini önlemek için, iki kalp atışı arasındaki zamanda heykele dokunuyor. Yani her dokunuş için sadece bir buçuk saniyesi oluyor.
2007 yılında Wigan İngiltere Kraliçesi Elizabeth tarafından ödüle layık görüldü.  Wigan’ın uzmanlığı dünyadaki birçok mikro cerrah, Nano teknoloji uzmanı ve üniversite profesörü tarafından da aranıyor. Sanat ve bilimin kesiştiği bu çalışma, birçok insan için bir ilham kaynağı oldu. Dünyaca ünlü boksör Mike Tyson, Willard’dan 20.000 pound karşılığında heykelini yapmasını istemiş. Wigan, sipariş üzerine, unutulmaz aktör Bruce Lee’nin de ahşap bir heykelini yapmış. Son eseri ise Amerika Başkanı Barack Obama ve ailesi. Dünyanın pek çok ünlü isminin de hayranlığını kazanmış olan Willard’ın 70 sanat eserini  satın alan bir koleksiyoner eserleri 20 milyon dolara sigortalatmış.

Disleksi’den dünya sanat duayenliğine

“Umarım benim serüvenim insanlara ilham vermeye yeter. Ben hiçbir eğitim, okuma yetisi veya telaffuz yeteneği olmadan da  başarılı olunabileceğine tanıklık ediyorum. İnsanların  farkında olmadıkları becerilerini bulmaları gerekiyor. Annem her  zaman şöyle derdi;  ‘Ölmekte  sorun yok, esas sorun  hayattayken yaşamıyor olmandır.’ Okuyamıyor olabilirim ama hayattayken yaşayabilmeyi öğrendim…”