MURAT ÖZTEKİN

Eserin oyuncu kadrosunda Coen Kardeşlerin “The Ballad of Buster Scruggs”ında hafızalardan silinmeyecek bir kadını canlandıran Zoe Kazan’ın yanı sıra Esben Smed, Jack Fulton ve Finlay Wojtak-Hissong gibi isimler yer alıyor. Film, iki çocuğuyla birlikte zalim polis kocasından kaçan bir kadının yaşadıklarını ele alan feminist temelli bir hikâye sunuyor.

MACERADAN KÂBUSA
Filmde tanıdık bir refleksle “kötü bir koca” tasvir ediliyor. Clara ve iki çocuğu, ilk başta ne yaptığını dahi tam olarak bilemediğimiz kocasından kaçmaya koyuluyor. Bir gece yarısı çocuklarını da yanına alan anne, New York’a gidiyor. Ancak önce bir macera gibi başlayan kaçış, giderek bir kâbusa dönüşüyor. Yeterli parası olmayan kadın, evinden uzakta birkaç gün zarfında sefaletin dibini buluyor. Polis memuru babanın kendilerini bulmaya çalışması en büyük korkularına dönüşürken hayatlarına giren eski bir suçlu, hikâyeyi başka bir noktaya taşıyor. Filmde beni en çok celbeden şey, Clara’nın şık kıyafetleriyle kokteyllerden ve otel servislerinden apardığı lüks havyarlar ile aç çocuklarını doyurduğu sahneler oldu. Belki yönetmenin muradı tam tersi ama kadın ve çocuklarının soğuk şehirde yaşadıkları, aile sıcaklığının kıymetini hatırlattı.

SEFALETİN MİZAHI
Muhkem temeller üzerinden ilerlemeyen hikâye, buna rağmen ironisiyle sefaletin içerisinden mizah çıkarmayı başarıyor. Filmin alt metni ise kanıksadığımız eşitlik argümanlarıyla süslü! Ancak bunlar esere soft bir şekilde zerk ediliyor. Yönetmen Lone Scherfig’in adımlarını takip etmediğinizde film üzerinden farklı okumalar yapmak mümkün oluyor. Geçen senenin dikkat çeken Berlinale filmlerinden olan sıra dışı eseri, iki hafta boyunca BluTV üzerinden seyretmek mümkün.