Tesadüfi başladığı iş hayatında kendini bularak iyi yerlere gelmeyi  başaran İlknur Üstündağ ile samimi bir sohbet yaptık... Bize anneliğinden, kariyerinden, hayatına dair tüm detaylardan bahsetti. Bir de bu mesleği yapmak isteyenlere ufak tüyolar verdi... Buyurun hepsini kendi ağzından dinleyelim.

- Bu işe ne zaman, nasıl başladınız?
Meslek hayatıma üniversitede öğrenciyken başladım. Günümüzde hâlâ problem olduğu gibi benim öğrencilik yıllarımda da çok bilinçli bir seçim yapmamıştım. Tesadüfen girmiştim iletişim fakültesine. Ancak başlar başlamaz mesleğimi bulduğumu hissettim. Mesleğin enerjisi hemen yakaladı beni... İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde okudum. Şanslıydım bizim fakültede hayat vardı:)  Öğrenciler arı gibi çalışıyordu. Kimi dergide, kimi gazetede, kimi de televizyonda. Fakültenin de haber ajansı, gazetesi, stüdyoları vardı. Ben de ilk İstanbul Üniversitesi Haber Ajansı'nda gazeteciliğe başladım. Çok heyecan verici yıllardı. Yaptığım haberler gazetelerde yayınlanıyordu. Hayatın başında, daha birinci sınıf öğrencisi bir genç için inanılmaz güzellikte yıllardı. Araştırmanın, yeni şeyler keşfetmenin dayanılmaz sevinci içindeydim. O heyecanla sürekli haberler yapıyor, araştırma yazıları yazıyordum. Ve o yıl Hürriyet Gazetesi Genç Gazeteciler Yarışması'nda Haber Röportaj dalında birincilik ödülü aldım. Sonra da Hürriyet Gazetesi'nde çalışmaya başladım. Üniversite yıllarım çalışarak geçti. Üniversiteden sonra TRT'ye girdim. TRT'de işe başlamanın hayatımın en büyük kazançlarından biri olduğunu düşünüyorum. Çünkü TRT belki klişe olacak ama benim için gerçek bir okul oldu. Sonrasında Kanal D Haber, mesleki anlamda beni farklı bir boyuta taşıyan zorlu ama bir o kadar da beni geliştiren bir süreç oldu. Aslında geçmişe dönüp baktığımda hayatımın ne kadar güzel geçtiğini görüyorum. Ve 'vavvv' diyorum 'sonsuz şükürler olsun!' 
- Çocukluktan gelen bir istek miydi?
Çocukluktan gelen bir istek değildi. Dediğim gibi tamamen tesadüfiydi. Çocukken bilime ilgi duyardım. O ilgi hâlâ var tabi ama artık sadece merak  olarak kaldı. Bugün her şeye yeniden başlamak mümkün olsa yine bu mesleği seçerdim. Gerçekten mesleğimin, hayatımdaki en büyük şanslarımdan biri olduğunu hissediyorum. Çünkü sonsuz seçenekler sunuyor görmesini bilenlere...
- Meslek hayatınızda pişman olduğunuz bir dönem oldu mu?
Üniversitenin ilk senesiydi. Parlak bir öğrenciydim. Hocalarım sürekli övüyorlardı, yüreklendiriyorlardı beni. İtiraf edeyim ki bu çok hoş bir duyguydu. Derken Tempo dergisinde çalışma durumum söz konusu oldu. Benim için büyük bir fırsattı. O zaman derginin başında Emre Aköz vardı. Hiç unutmam bana demişti ki: 'Eğer iyi bir gazeteci olmak istiyorsan eleştiriye açık olmalısın.' Ama ne yazık ki ben eleştiriye hiç açık değildim. Sanırım eksiğim buydu. Benden bir yazı istemişti ve sonra acımasızca eleştirdi. Aslında özellikle bunu yapıyordu ama ben hiç alışık değildim. O anda tek düşüncem vardı oradan kaçıp gitmek. Gerçekten de bunu yaptım. Büyük bir zayıflık örneği ve büyük bir hataydı. Uzunca bir süre bu gerçeğimle yüzleşmemek için kendimden de kaçtım. Zihnim unutturdu bu olayı. Yıllar sonra bunun ne büyük bir hata olduğunu fark ettim ve aşmak için büyük çaba gösterdim. 
- En komik anınız nedir?
Hangi birini anlatayım ki... Hayatım durum komedileriyle dolu desem yeridir herhalde. Tüm ciddiyetine rağmen hayata eğlenerek bakmayı, kendi hatalarımla eğlenmeyi seviyorum. Belki bu yüzden böyle hissediyorum. Her gün, gün içinde öyle çok şey yaşıyorum ki ama şimdi hemen aklıma gelmiyor. 
- Herkesin yolun başından bir hedefi olur. Siz hedefinize ulaşabildiniz mi?
Benim hiç kesin hedeflerim olmadı. Hep hayatın getirdiklerini yaşadım. Ama öyle kuzu kuzu değil. Hakkını vererek yaşadım. Kadere inanırım. Önümde bir yol açıldıysa 'vardır bir sebebi, bakalım neler getirecek bana' der yürürüm o yolda. Çünkü biz düşünürüz isteriz, hayat bambaşka yerlere götürür bizi. Büyük konuşmayı sevmem ama  işimi en iyi şekilde yapmaya çalışırım. Çünkü işim benim için kutsaldır, Allah'ın bana sunduğu büyük bir lütuftur.  Böyle hisseder, işime özen gösteririm. İnanırım ki emek verilen, sevgiyle, özenle yapılan her iş başarıya da beraberinde getirir. 
- Bir muhabir arkadaşım yayına başlamadan önce annesini arar. Sizin böyle bir durumunuz var mı?
Her canlı yayından önce içimden dua ederim. Tek alışkanlığım budur. Allah mahçup etmesin diye...


ÜSTÜNDAĞ: ALLAHIN NASİP ETTİĞİ YOLDA YÜRÜDÜM
Uzun yıllardır medya sektörünün içinde olan İlknur Üstündağ, bulunduğu yere gelmesini, "Allahın nasip ettiği yolda yürüdüm" diyerek açıklıyor. Üstündağ, "Uzun bir geçmişin kısa özeti bu" şeklinde yorum yaparken mesleğe yeni adım atacaklara da tavsiyeler verdi. 

- Bu mesleği yapmak isteyenlere tavsiyeleriniz nelerdir?
Ekran cezbedici bir şey. İnsanlar kolayca etkisine kapılabilir. Ama bizim mesleğimiz sadece ekran önünde boy göstermekten ibaret değil. Kendinizi ne kadar geliştirir ve zenginleştirirseniz, ekrandan yansımanız da o kadar etkileyici olur. Bu arada tabi bu mesleğin gerçekten size uygun olup olmadığını bilmek de önemli. Araştırmaktan, yeni şeyler öğrenmekten, okumaktan hoşlanmıyorsanız başarılı olamazsınız. 
- Program dışında neler yapıyorsunuz?
TGRT Haber'de yaptığım program dışında TRT'ye de programlar yapıyorum. Daha ziyade belgesel niteliğinde programlar oluyor bunlar. Dolayısıyla sürekli yeni konularda araştırmalar yapıp ufkumu genişletmeye çalışıyorum. Kızım hayatımın merkezi. Onunla zaman geçirmeye çalışıyorum. Birlikte seyahat etmeye, yeni yerler keşfetmeye bayılırız. Mesela. Dostlarım azdır özdür. Onlarla zaman geçirmekten büyük keyif alırım. Sinemayı her zaman severim, bilim kurgu dizilere bayılırım. Ve klişe belki ama kitap okumayı çok severim. Bir kitabın içinde kaybolmak, bunu çok az kitapta yakalayabilirsiniz, müthiş bir haz verir bana. 
- Aile içinde nasıl birisiniz?
Genel olarak sevgi dolu olduğum söylenir. Ve duygusal... Tabii tüm anneler gibi 'önce çocuğum' diyen fedakâr bir anne olduğumu söyleyebilirim:)
- Annenizin ilk yayınınızda ki tepkileri ne olmuştu?
Annem Almanya'da yaşıyordu o yıllarda. Çok heyecanlandığını biliyorum tabi. Eskiden beri haberlerimi, yayınlarımı takip eder.  Ama bahsetmeden geçemeyeceğim burada. Annem Almanya'da olduğu için beni sevgiyle büyüten, hemen belirteyim hiç kolay bir çocuk olmadım. Bu yüzden benim bütün kahrımı çeken canım teyzem hep yanımda olduğu için onun gözlerinin sevinç gözyaşlarıyla dolu olduğunu söyleyebilirim. Bu hâlâ değişmedi desem yeridir. Artık televizyon izlemese de benim programlarımı mutlaka izler. Gözlerinde hep aynı bakış vardır. Hoş bu sadece ekranda değil  bana baktığında da o bakışı hissederim. Sevgi vardır. Çok derin anlamlar vardır o bakışta. Sözlerle dile getiremese bile çok şey anlatır. Her zaman da şükrederim Allah'a onun için. Hakkını asla ödeyemem. Hayatımda imzası vardır. Güçlü karakterini, dürüstlüğünü her zaman örnek almışımdır. Ve böyle özel bir kadın tarafından yetiştirildiğim için de kendimi hep şanslı hissetmişimdir
Tabii annemi de ihmal etmeyeyim bu arada:) O da sevgi dolu, dünya güzeli bir anne. Ancak uzun yıllar ayrı kaldığımız için birbirimizi yeni yeni keşfetmeye başladık. Bu da beni çok mutlu ediyor:)
Röportaj: ÇAĞLA TÜRK / cagla.turk@tg.com.tr
Fotoğraf: BÜNYAMİN ÇELİK