Hacdan gelenleri bilirsiniz sözü döndürür dolaştırır Uzak Doğuluların kibarlıklarına getirir, bilhassa Endonezyalılardan 
sitayişle söz açarlar. 
Hakikaten öyledir, Endonezyalılar Ramazan-ı şerife helalleşerek başlar. Eş dost, hısım akrabayı dolanır “ne olur” derler, “kusurlarımı yok say, beni bağışla!” 
Nasıl ama… Yalvarırcasına. 
Yardımseverdirler de… Ramazan-ı şerifte gizlice iane dağıtır, iaşe kolileri bırakırlar fukaranın kapısına. 
Kadınların pratik bir namazlıkları (mukena) vardır. Üstte fitilli bir başörtü, ki döküm dökümdür belini aşar. Altta ise uzun etek, ayaklarını örtecek kadar.   Açıkların da çantalarında bir mukena olur, mescide girerken kuşanıverirler icabında. 
ONUN YERİ BAŞKA
Endonezyalı hanımların belki onlarca mukenaları vardır ama birini dantel gibi işler, kenarlarda saklarlar. Ne zaman ki hac yolu göründü, çıkarırlar sandıktan.
Erkekler üstlerine hakim yaka mintan giyer altlarına sarong denilen bir peştamal dolarlar. Sarognlar genellikle iri çizgili ya da ekosedir, renkleri canlıdır kir tutmaz, zaten kolay yıkanır çabuk kururlar. Resmî merasimlerde mutlaka sarong giyer, namazlarını sarongla kılarlar.
Endonezya tropikal bir ülkedir malum, parfüm çıkarılacak bitkileri tanırlar. Itriyat işini ciddiye alır, zevkli de kokarlar. 
Gözleri mescittedir, kulakları ezanda.  Temiz ve nezih çıkarlar Allah’ın (Celle Celalüh)  huzuruna.  
İMSAKİYEYE İHTİYAÇ YOK 
Endonezya’da iki tane yaz vardır. Biri kuru yaz nisandan eylüle, öbürü ıslak yaz ekimden marta…  Ekvator kuşağına yakın olduğu için günler geceler uzayıp kısalmaz. Umumiyetle sabah 4’e doğru sahur yapar, akşam 6 civarında iftara otururlar. Hep aynıdır, takriben 14 saat oruçlu olurlar. 
Halbuki Şili de gün 7 saattir, İngiltere’de ise 19 saat. Rabbim dağına göre kar veriyor, hikmetinden sual olunmaz. 
Endonezyalılar sahuru davulla duyururlar. Palmiye ağacına koyun gönü gererek yaptıkları antika bir davulları vardır “bedug” derler ona. Yanında maniler de söylerler ayrıca. 
Sahurda genellikle çorba içer, kahvaltı yaparlar. Meyve ve hurmadan da hoşlanırlar. Bol bol su içerler, hava sıcaktır zira. Ezan okununca sabah namazına koşar, mümkünse kuşluğa kadar cami derslerine katılırlar. Kayluleden taviz vermez, öğle uykusunu kaçırmazlar. 
Lokantalar ikindiye kadar kapalıdır, yabancı fast food zincirleri de ramazan menüleri hazırlar.  Akşama doğru çarşılar mutfağa döner, tencereler, ızgaralar… Ortalık duman altında... Sokak satıcılarında iştah açıcı gıdalar vardır, hesaplıdırlar da. Genelde hazır yemek alır, kadınlara ibadet için vakit bırakırlar. Seyyarlarda rengârenk billurlar olur, şerbetleri hoş kokar. 
ZEHEBEZ -ZAMA…
İftara doğru caddeler lebalep motorla dolar, ezan okunmalı oldu mu el ayak çekilir, tek tük insan kalır ortalıkta. O kadar çok iftar veren olur ki ev sakinleri nadiren yemek yerler baş başa. 
Akşam namazlarını iftardan önce kılar, sofraya rahat oturur, tadını çıkarırlar. Onlar da oruçlarını hurmayla açar, biz çorba ile başlarız onlar sütlü meyveli bir tatlı olan “tajii” ile siftah yaparlar… 
Mutfak kültürleri Hindistan, Ortadoğu, Çin ve Avrupa'dan çok şey almıştır.  Fıstık ve soya sosunu sık kullanırlar. Bir kadın acı hususunda ne kadar mahirse kocasının gönlünü o kadar yapar.  Bu arada hatırlatmış olalım acılarının şakası yoktur, Antep’miş, Urfa’ymış vız gelir onlara. Bunların ki acı ötesi, eğer dokunduysanız, elinize mukayyet olun. Es kaza bi gözünüze sürecek olsanız var ya… 
Ünlü yemekleri Rindang Hindistan cevizi ile terbiye edilmiş ve soslarla bezenmiş bir et yemeğidir. Tabii ki yanında pilav ve hudarat (yeşillik). Bunları muz yaprakları arasında sunarlar dostlara. 
"Gadu gadu" ise bir nevi türlüdür. Biber acısı, meyve tadı, limon ekşisi hepsi bir arada.  
Parmakla yemekten hoşlanırlar, lokantalarda bir kap içerisinde temiz su gelir, içinde limon parçaları vardır, bununla ellerini yıkarlar. 
Muz ve ananas boldur. Hindistan cevizlerini koparsın diye maymun eğitir, ağaca çıkartırlar. Meyveyi pala ile kesip doğrarlar. Portakal, guava, mango ve avokado suyuna bayılırlar. Çay (teh) ve kahve (kopi) yetiştirirler. İyi de tiryakidirler. Biz kuluz der kul gibi yere otururlar sofrada. 
Endonezyalı hanımların mutfağında yüzün üzerinde baharat olur. Tamarind (demirhindi), köri, zencefil, limon yaprağı, safran. 
Maluku (Baharat Adası) karanfil, hint cevizi, havlıcan yollar dünyaya… 
Kuzu, tavuk, balık etlerini ve pirinci genellikle safranla pişirir yanına acı biber ile hazırlanmış "Sambal" koyarlar. Evde Hindistancevizi sütü yoksa tatlı yapmazlar. 
İnce bir pirinçleri vardır, güzel kokar. Kevgirle daldırıp haşlar, servise çıkarırken üstüne yağ bırakırlar. Kızarmış pilav, safranlı pilav, sütlü pilav… Ekmeksiz sofra olur, Pilavsız asla. Yeri gelmişken söyleyelim çeltik tarımında başa oynarlar.
Pilav yerken Resul-i Ekrem'i (Sallallahü aleyhi ve sellem) hatırlarlar salavatlarla...