Hazreti Musa ve Hazreti Harun Firavun’la görüşmek üzere birkaç defa saraya gelir, içeri alınmazlar. Firavun onların önünden ilanihaye kaçacak değildir, bugün olmazsa yarın, bir gün mutlaka.
Firavun gizliden hazırlanmaktadır, ülkenin ağzı laf yapan 500 hatibine haber salar, Hazreti Musa’yı susturmayı düşünür aklı sıra.
Ve o gün gelir, demegoglar hazır kıta. Musa aleyhisselam sorar “Şu güneşin seyrini inkâr edebilir misiniz? Her gün gözlerinizin önünde cereyan ediyor. Günler ayları, aylar yılları izliyor. Bunları sen yaratıyor olabilir misin acaba?
Firavun ben yarattım diyemez. O doğmadan da vardır zira. Gülünç duruma düşer yoksa.
Ustalıkla mevzuyu saptırır: “Biz seni bulup büyütmedik mi? Nankörlük demezler mi buna?”
-Sen, İsrailoğullarına zulmetmeseydin, annem beni sandığa koyup, nehre bırakmazdı. Âlemlerin Rabb’i beni nerede yetiştirdi? Bizzat senin sarayında!
-Âlemlerin Rabb’inden maksadın?
-Göklerin yerlerin ve ikisi arasında ne varsa hepsinin Rabb’i. Yaratan, yaşatan ve her an varlıkta durduran…
Firavun etrafındakilere döner “İşitiyorsunuz değil mi? Benden başka ilah olduğunu söylüyor!”
-Allahü teala atalarının da Rabb’idir. Sen sonradan çıktın, ilahlık iddiasında bulunman apaçık bir isyan!
Firavun etrafındakileri tehdide başlar “Eğer bana tapınmayı bırakırsanız gireceğiniz delikleri biliyorsunuz. (Zindanında kuyular vardır, insan ancak dikine sığar, iple sarkıtır, küflü deliklerde bırakırlar.) Sonra Musa aleyhisselama döner “Sana inanmam için bir sebep var mı? Ne yapabilirsin bana?”
İMANLA İNAT ARASINDA
 Musa aleyhisselam asasını yere bırakır. Korkunç bir canavar olur, alt çene tabanda, üst çene tavanda. Felaket hareketlidir, hazırun kaçışır dağılırlar. Canavar gelir Firavun’u sıkıştırır, yutmak için hamle yapar. Tacı tahtı unutur, feryat figan yalvarır Hazreti Musa’ya.
“Tamam tamam söz! Her dediğini yapacağım. İsrailoğullarını da yollayacağım yurtlarına. Yeter ki şunu al karşımdan!”
Firavun hususi beslenmektedir, kırk günde bir defa def-i hacete çıkar, canavarla burun buruna gelince kimyası bozulur, içindekileri tutamaz. O akşam kırk defa koşacaktır helaya.
Hazreti Musa elini canavarın ağzına sokar, asa olur tekrar. Sonra elini koynuna sokup çıkarır, ortalık nur gibi aydınlanır, Firavun’un gözleri kamaşır âdeta. Muhteşem bir mucize: Yed-i Beyda!
Firavun Allahü tealanın gücünü görür, yumuşar. Hazreti Musa “eğer Allahü tealaya inanırsan saltanatını elinden almaz, gençliğini iade eder ve uzun bir ömür verir sana. Ölünce de cennete gidersin, nimetler içinde yüzersin sonsuza kadar.” der.
-Biraz mühlet, düşünmem lâzım.
Sabah veziri Haman gelir. Damarına damarına basar “Ne bu döneklik, söyle ne oldu sana?”
Olup biteni anlatır, “sanırım haklı Musa!”
MAKYAJLA BOYAYLA
Haman asabileşir “Onu kovman lazımdı, attırsaydın ya dışarıya!”
-Ah o kadar kolay olsa…
-Sen tapınılan bir tanrısın, eğer Musa’nın Rabb’ine inanırsan “kul” derler sana! Söyle diğerlerinden ne farkın kalır sonra?
-Ama bana uzun bir ömür, sıhhat, saltanat ve ebedi cennet vadetti. Ve bunlar hayal değil, hakikat!
-Bütün hepsi bir günlüğüne tanrı olup tapınılmaktan cazip değil ki. Saltanatın zaten yerinde duruyor, gençlik desen kolay, saçını sakalını boyarız, cildini ovarız nebati ilaçlarla.
-Ya o canavar?
- Kesin sihirdir, daha usta sihirbazlar çağıralım, gününü göstersinler ona. Hem de halkın huzurunda.
Efendimiz zamanında (sallallahü aleyhi ve sellem) Kureyş’te edebiyat zirvededir, Kur’ân-ı kerim şairleri aciz bırakır belagatıyla. Mısır’da da büyü sihir pek ileridir, itibar sihirbazlara.
Nitekim ülkenin en mahir büyücülerini toplar, dünyalık vadederler onlara. Sayıları hakkında değişik rivayetler var. 19 bin diyenlere göre 7 bini usta sihirbazdır, 700’ü ise çok usta. Sâbur, Âdur, Hatvat ve Musta adında dört liderleri vardır ki mütehassıstır bu hususta.
Ve bir sürü ıvır zıvır, ipler, taşlar, kemikler, çomaklar. Bunları 60 deve taşıyabilir anca.
ASAYI ALABİLİRSENİZ…
Gösteriye çağırılanlar arasında iki kardeş sihirbaz vardır. Gelip babalarına danışırlar “Musa’nın bir asası varmış, yere bırakınca ejderha oluyormuş. Karşısında hiç bir şey duramıyormuş, yutuyormuş taş, demir ne varsa.”
-Uyurken yaklaşabilir misiniz ona?
-Yaklaşırız herhâlde.
-Asayı alabilir misiniz?
-Deneriz.
-Unutmayın ki hiçbir sahir uyurken sihir yapamaz, eğer asa kendiliğinden davranıyorsa Allah’ın has kuludur, korunuyordur. Bilin ki hiç şansınız yok karşısında.
Dediği gibi de olur gizlice almaya yeltenirler asa felaket saldırır onlara. Hazreti Musa ve Hazreti Harun gürültüye uyanırlar, “hayrola?”
Sihirbazlar babalarından duyduklarını aktarırlar. “Şimdiden tebrik ederiz, zafer sizin! Büyücüler aciz kalacak karşınızda.”
NEREDEN NEREYE?
 Ve o gün gelir,  işaret verilir. Sihirbazlar aletlerini ortaya atar, kimi yılan olur, kimi çiyan. Boynuzlu, kanatlı, kalkan kulaklı, ters yüzlü, uçan, kaçan, ağzından ateş saçan.
Sıradan insanlar ürkebilir lakin Hazreti Musa ve Hazreti Harun gülerler onlara. Çünkü göz bağıdır bir zarar veremez insana. Nitekim Musa aleyhisselam asasını yere bırakır, devasa bir canavar olur, alayını yutar. Tutunca tekrar asa olur, yuttuğu bunca şeye rağmen hacmi değişmemiştir, bu da bir mucizedir ayrıca.
Sihirbazlar mağlubiyeti kabullenir. Bu Allahü tealanın kudreti olabilir anca. Yapılacak tek şey vardır: Musa ve Harun’un Rabb’ine inanmak, secdeye kapanmak.
Firavun “bak sizi öldürürüm” dese de geri adım atmazlar. Kollarını bacaklarını çapraz kestirip hurma dallarına astırır, tek biri dönmez imanından.
Sabah evlerinden kâfir müşrik olarak çıkmışlardır, akşam katılırlar salihler sadıklar kervanına.
O gece ay şehidlerin üzerine doğar.  
Makamları âlâ ola.
> DEVAMI YARIN<