ZİYNETİ KOCABIYIK

Yarın anneler günü. Annesi hayatta olanlar imkânı varsa gidip annesinin elini öpecek, virüs yüzünden biraz korkarak da olsa sarılacak; uzakta olanlar ise bir telefonla da olsa “Anneciğim, Anneler Günü’n kutlu olsun” diyecek. Bu cümledeki ‘anneciğim’ kelimesi anneler için en değerli hediye olacak. Bir de çocuk sahibi olup da doğduğu günden beri ‘anne’ kelimesine hasret kalan hayatını çocuğuna adamış anneler var. On yedi yaşındaki Umutcan’ın annesi Badegül Özdemir gibi...
Geçtiğimiz yıllarda Türkiye’deki tek, dünyada ise iki “Rett Like sendromu” hastasından biri olan Umutcan’ın hikâyesini bu sayfalarda anlatmıştık. Rett Like sendromu, bir tür beyin felci. Ancak beyin felcine, epilepsi krizleri, bağışıklık yetmezliği de eşlik ediyor. Dünyada ilk defa Hollanda’da bir kız çocuğunda teşhis edilmiş. İkinci hasta ise Umutcan Özdemir. İlk altı ay boyunca diğer çocuklar gibi normal gelişim gösteren Umutcan’ın yaşıtlarından farklı bir çocuk olduğu 11 aylıkken anlaşılmış. Doktorlar önce fiziksel ve zihinsel gelişim geriliği teşhisi koymuşlar. Çünkü Umutcan desteksiz oturamıyor, yaşıtlarının yürümeye başladığı sırada yürüyemiyormuş. Vücudunda hastalıklarla savaşmasını sağlayan bağışıklık antikorları üretilmediği için sık sık ateşleniyor, antikor takviyesi için 10 günde bir hastaneye gitmesi gerekiyormuş. Nörologlar her ne kadar Umutcan’ın otizmle sereral palsi arasında bir hastalığı olduğunu söylese de Badegül Hanım, oğlunun hastalığının kesin teşhisi için uğraşmayı bırakmamış. Bir taraftan oğlunun hayatta kalması için savaşırken diğer taraftan da hastalığının ne olduğunu öğrenmek için çalmadığı kapı kalmamış. Sonunda Umutcan 13 yaşına geldiğinde teşhis koyulmuş ve nadir bir hastalık olan Rett Like teşhisi alarak Türkiye’deki ilk hasta olarak literatüre geçmiş.

ANNESİNİN AZMİ ONU HAYATA BAĞLADI
Umutcan  bugün 17 yaşında. İlerleyen bir hastalığı var. Doktorların ‘Bu çocuklar zamanla yoğun bakıma muhtaç oluyor, evinizde bu şartları sağlamalısınız’ demesine rağmen annesinin mücadelesi sayesinde sapasağlam ayakta duruyor. İlk defa 2,5 yaşında yürümeyi başarmış. Yıllarca gittikleri fizik tedavi seansları, gidemedikleri zamanlarda annesinin yaptırdığı fizik tedavi ile yaşıtları gibi olmasa da ayağa kalkıp yürüyebiliyor. Beslenmesini ve diğer ihtiyaçlarını annesi karşılıyor. Söylenenleri kısmen anlıyor ancak iletişim kurmuyor. Konuşmuyor. Bütün hayatını tek evladını yaşatmaya adayan Badegül Hanım’ın en büyük isteği ise onun ağzından “anne” sözcüğünü duyabilmek...

“EVLAT AÇI” BİR İNSANDIM
Badegül Özdemir, sekiz yıl bekledikten sonra gelen Umutcan’la ilgili duygularını şu cümlelerle anlatıyor:
“Ben evlat açı bir insandım. Evlenmeden önce, eğer çocuğum olmazsa evlatlık alırım diye düşünüyordum. 7 yıl boyunca çocuğum olmadı. Allah’a ‘e olur Allahım bir çocuğum olsun bir de evlatlık alacağım’ diye dua ediyordum. 8. yılda hamile kaldım ama 8 aylıkken karnımda öldü. Ondan 1,5 yıl sonra hiç beklemediğimiz bir anda Umutcan’a hamile olduğumu öğrendim. Artık bir çocuğum olacak bir de evlatlık alacağım hayaline düşmüştüm. Umutcan’ın hayatı boyunca desteğe ihtiyacı olacağını söylediklerinde benim iki hayalim birden yıkıldı.”

BÜTÜN HAYATINI ÇOCUĞUNA VERDİ
Çocuğunun “özel bir çocuk” olacağını öğrendiğinde durumu kabullenmeye çalıştığını söyleyen Badegül hanım, “Hâlâ kabullenemedim ama her saniye savaştım. Çocuğuma gelebilecek bütün kötülüklere karşı savaştım.  Benimle yaşadığı süre içerisinde onu nasıl mutlu tutarım diye düşündüm. İşimi, arkadaşlarımı bıraktım, gün geldi ailemden uzaklaştım. Beni anlamaya çalışmayan her şeyden herkesten kendimi soyutladım Umutcan’la başka bir hayata başladım. Ben aslında onun öğrencisi oldum. Beni hayatta tuttu” diyor.

ANNELİK ÇOCUĞUNU YÜREĞİNDE TAŞIMAKTIR
Her kadın çocuk doğurabilir ama doğurmakla olmuyormuş diyen Badegül Özdemir, duygularını şöyle ifade ediyor:  Anne olmak da olmakla olmuyormuş.                         Annelik bir insanın bir başka insanı yüreğinde taşımasıymış.