BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Diyalog

Diyalog

11 Ağustos 1999 günü herkes İstanbul’da güneş tutulmasını seyredebilmek için bir telaş içinde. Kimileri tutulmayı rahat görebilmek için özel gözlüklerin, kimileri de kırık camları sisleyerek tutulmayı seyretmenin peşinde...



O anı yaşamak 11 Ağustos 1999 günü herkes İstanbul’da güneş tutulmasını seyredebilmek için bir telaş içinde. Kimileri tutulmayı rahat görebilmek için özel gözlüklerin, kimileri de kırık camları sisleyerek tutulmayı seyretmenin peşinde... İçimde akıl almaz bir sıkıntı, sanki bir şeyler hiç de iyiye gitmiyor. Tutulma güneş tutulma, sanki senin bize kendini gizlemen kötü birşeyler olacağının haberini veriyor. Dur senin o gönderdiğin enerjiyi tam alalım engelleme, karatma o güzel yüzünü... Gülmeyin kardeşim gülmeyin, güneş tutulmasını seyrediyoruz diye sevinmeyin. Dumanla sislediğiniz camlarla ne kadar güzel seyrediyorum diye sevinmeyin. İçim yanıyor. O gün, güneşin tutulması benim günlük yaşantıma da etki etmişti. Çok ilginçtir ki, tutulmanın son dakikalarına kadar eczaneme hiç müşteri gelmemişti. Duygusal tepki vermem somut aleme de etki yapmıştı. Aradan geçen bir hafta sonunda hislerimde yanılmadığım kanıtlanacaktı. 16 Ağustos 1999... Hergünki gibi aynı tempo ile uyandım. Ama ne geceydi! Sıcak uyutmamıştı beni ve ben kendimi yorgun hissediyordum. İş yerine geldim. Sanki zamanda ağırlaşma vardı ve aşırı gergindim. Verginin son günüydü ve vergimi ödemem gerekiyordu. Telefon çalıyor, arkadaşlarla telefonda konuşmak bile bana azap gibi geliyordu. İş yerimi kapayıp eve gittim, oğlum ve annem yazlıkta idi. Evin kapısını açtığımda havanın sıcaklığı ve koskaca evdeki yalnızlığım suratıma vurmuştu. Televizyonun karşı geçip serinletici bir içecek alıp kanalları değiştirmeye başladım. Uykum vardı sanki, ertesi gün ve günlerce uykusuz kalacağımı hissetmiş gibi saat 20.30’ da uyudum. Saat 21.30’da telefonun sesine uyandım. Arayan ağabeyimdi. Şaşırmıştı uyuduğumu söylediğim de. Hasta olup olmadığımı sordu. İstediğim zaman doktora götürebileceğini söylemişti. Teşekkür ettim ve iyi olduğumu sadece uykum olduğunu söyledim. Ve tekrar uyudum. Gece saat 2.30 civarlarında uykumu almış bir şekilde uyandım. Biraz evin içinde dolaştım. Uykum yok ama uyumalıydım. Yoksa ertesi gün uykumu almadığımda yine sinirli olurdum. Öğrencilik yıllarında yaptığım daha sonraları terkettiğim alışkanlığım olan, geceden çantamı defterimi hazırlama kuralını bu gece uygulamalıydım evde, yalnızdım. Uyanamazsam bir de hazırlanmak için geç kalmıyayım diyerek çantamı giyeceğim kıyafetlerimi hazırladım. Cep telefonumu da sarj ettirmiştim. Onu da çantamın içine yerleştirerek portmantonun üzerine yerleştim. Çok enteresan yatağımı da düzeltip oturma odasında kanepenin üzerine uzandım. Uğultu duymuştum. Herhalde rüzgar çıkmıştı. Uzanmamla kanepe sallanır gibi oldu. Açlıktan kan şekerim düştü dememe kalmadan daha hızlı sallanmaya başladı. Ve daha hızlı, daha hızlı... İlk başta kıyamet kopuyor artık herşey bitiyor dedim. Yaa canım oğlum onu göremeyecektim. Ama herşey bitiyordu. O da gelecek ve öbür dünyada yine beraber olacaktım. Vitrindeki cam eşyaların sallantısı, kapının pervazına sıkı sıkı tutunmam... Ve sarsıntı durdu. Durmasıyla çantamı kaptığım gibi sırtımada annemin pardesüsünü geçirerek Komser Kolombo gibi 4. kattan aşağı indim. Daha birinci kattaki komşularımız evlerinden yeni çıkıyordu. Elimde cep telefonu yakınlarımı teker teker aramaya başladım. Allah’ıma hamd olsun hepsi iyi idi. Çoğunu evlerinde bulmuştum. - Evden çıkın. diye telefonda bağırıyordum her konuştuğuma... Ve gerçeklerle yüzleşmeye başlıyordum yavaş yavaş, Avcılar’da evlerin yıkıldığını, arabanın radyosundan duymaya başladığımda benim eczanenin içindeki rafların yerle bir olduğunu tasavvur etmeye başladım. Ve gün ışıyıp da eczaneme ulaştığımda eczanemin sağlam olduğu ama yanımdaki binanın arkadaki binanın üzerine devrilmesiyle yıkıldığını gördüm. Evet komşularım enkaz altındaydı. Kimler yoktu ki enkazın altında, bir kaç gün sonra evlenecek güzel kızım, daha dünyaya gözlerini bir hafta önce açmış nüfus kağıdı bile çıkmamış bebek ve niceleri. Kurtarma ekipleri çalışıyordu. Gitmişti o mimarisi çok güzel olan bina. Albenisi çok güzel kocaman bir karpuz ama içi boş çıkar ya. İşte bizim binalarda öyleymiş. O binaları da inşa edenlerin beyinlerini, suyunu çekmiş portakala benzetsek ayıp mı olur acaba? ¥ Funda ERZURUMLUOĞLU / İSTANBUL Işığın vedası Ötelerin ötesinden bir sükût inlemekte Hayale dalmış orman ânı dinlemekte Titretir yüreğimi bir garip mûsikî Ruhum yıkanıyor bu asîl sessizlikte Hüzmelerini çekerken gün pencerelerden Gökkubbede çıkar bir kızıl yangın Dalgalar peydahlanır esrarlı denizden Hazîn biter sonu, bu ezelî raksın Issız bir gecenin gömülürken bağrına Kırık gönüllerde sonsuz hicrân Soldurur ufku saran kanlı çiçekleri Ateşten saraylarla vedâsı nûrun Geceler karartınca göğünü yüreğimin Ürpertir beni sessizliğin iniltisi Bitmeyen akışı yıldızlarla güneşin Ruhuma açılan hüzün penceresi İşte akşam, işte gök, sahilsiz ummân Başlar cümbüşü şehlâ bakışlı yıldızların Daha da griftleşir bu ummanda zaman Kararır gümüş rengi, dipsiz fezânın Işığın vedâsıyla ağlar cümle âsmân Kırık gönüllerde kalır sonsuz hicrân ¥ Şerife ŞEYDA ÜNAL / KAHRAMANMARAŞ Bir dostun ardından Bülbülü ağlattın, gülü ağlattın Hiç ağlamayan sümbülü ağlattın Firkatın acısını derunum dağladı Kabrindeki toprağı, külü ağlattın Sevgiyi muhabbeti anladık sende Bu ömür geçmezki sensiz bu günde Dökülen göz yaşları çay oldu derinde Deryayı, denizi, gölü ağlattın İhlasın yolunda insanı kamil gibi Bütün derdi gamı yüklenmiş hamil gibi Ömründe yaşadım maverayı şamil gibi Sana açılan avuçlarda dünyayı tahammülü ağlattın Kelebeğin hüzmeli nura koşusu gibi Geceden ayrılan şafağın doğuşu gibi Sabahu bekleyen güneşin doğuşu gibi Yaşamın sükutu hayalde ölümü ağlattı ¥ Bahattin DANIŞ / İSTANBUL Bülbülü ağlattın, gülü ağlattın Hiç ağlamayan sümbülü ağlattın Firkatın acısını derunum dağladı Kabrindeki toprağı, külü ağlattın Sevgiyi muhabbeti anladık sende Bu ömür geçmezki sensiz bu günde Dökülen göz yaşları çay oldu derinde Deryayı, denizi, gölü ağlattın İhlasın yolunda insanı kamil gibi Bütün derdi gamı yüklenmiş hamil gibi Ömründe yaşadım maverayı şamil gibi Sana açılan avuçlarda dünyayı tahammülü ağlattın Kelebeğin hüzmeli nura koşusu gibi Geceden ayrılan şafağın doğuşu gibi Sabahu bekleyen güneşin doğuşu gibi Yaşamın sükutu hayalde ölümü ağlattı ¥ Bahattin DANIŞ / İSTANBUL Kim kime tutsak Hep böyle uzaktan mı bakacaktın bana Pembe duvarlar mı seyredecektim Kırık aynalarda... Ölümlerle mi başlar sabahların hep senin Doğuş nedir hiç bilmez misin Bu boş vermişliğinde ne Kime tutkunsun söylesene Sevgi evreninde suçlu da kim Kim kime tutsak bilir misin Koyver yakasını umutların Kaderi prangaya vurmuşsun Bırak bahtındaki ölüyü rahat uyusun ¥ Kemal SÜHA ESEN / İSTANBUL Şikâr Ölümün arenasında derbeder Viran duygularla yalnız ve avâre Meçhul bakışlarda kıpkızıl kahır Masmavi ufuklara düştü bir nâre Yorgun yollar yoklukta düğümlenmiş Gül aydınlığına ağıtlar söylenmiş Şarkın son yâsı da küllenmiş Kanlı bir bûse ve âr düştü yâre Mahkum nefeslerle büyür melâl Esâretin halkasında hayâl bile lâl Süreyyâya vurgun ruhlarda ihtilâl Ve bir çığlık gibi düştü usâre Beyaz güvercin suskun, asrın dehrinde Aynalara hazân vurdu gölgeler şehrinde Ufuklar yandı duânın onulmaz kudretine Meçhûl bir ölüm ve nâr düştü şikâre ¥ Ömer Faruk Metin Belki Bir gün daha geçti, aynı monotonlukla, Yarın nasıl gelecek, bilemem ki; Nasıl, nerede, hangi tonda? Belki bir sürpriz bekliyor beni; Ama acı, ama tatlı, Ama umut doludur inanıyorum buna Belki bir sürpriz bekliyor beni; Dünyaları bana verecek, Belki bir sürpriz bekliyor beni; Işık olacak gönlüme, Parlak ufuklara doğru Aydınlatacak yolumu Belki bir sürpriz bekliyor beni; Yeniden doğacağım o zaman, Yeniden açacağım fide gibi; Masum, garip... ama gür. Belki bir sürpriz bekliyor beni; Bir müjde getirecek Yâren, Havalara uçacağım mutluluktan, Yıldız olacağım göklerde Belki bir sürpriz bekliyor beni; Kimbilir ne şekilde. Belki bir sürpriz bekliyor beni; Belki... ¥ Ali SANCAK / KIRIKKALE Umut Ağaçlar olmalı bahçemde Mevya veren, çiçek açan ağaçlar Dallarına salıncak kurup, Mutluluğun tablosunu çizeceğim ağaçlar Pencereler olmalı yüreğimde Sevgiye açılan, iyiliklere açılan pencereler Açılınca gökyüzüne merdiven kurup, Birlikte sonsuzluklara yürüyeceğimiz pencereler Kapılar olmalı duvarlarımda Mutluluklara ve özgürlüklere açılan kapılar İstediğimde güzelliklere köprü kurup Ve istediğimizce kaçıp uzaklardaki Mutluluk dünyasına çıkacak kapılar Ve ışıklar olmalı gözlerimde, düşüncelerimde Parlak, berrak ışıklar Işıklarla aydınlıklar kurup Kimsesiz, aç insanlara sevgi dağıtacağım ışıklar ¥ Banu ÇAĞRI / İSTANBUL
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT