BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İngiliz’den kurtuldular ama...

İngiliz’den kurtuldular ama...

Delhiye dönüşümüz “Palace on the whell” (tekerlekli saray) diye takdim edilen ekspres bir trenle oluyor. Kilometrelerce tek tümseğin görünmediği Pencap ovasından sonra yine dümdüz, Uttar Pradesh eyaletine ve Hindistan’ın kalbi Delhi’ye varıyoruz. Trende Hindistan’ın meşhur dal çorbasıyla tanışıyoruz. Trenler çok estetik değil ama çok sağlam. Çinli bir çocuk (küçük de değil) 5 saat boyunca yemek yemeğe mahsus tablanın üzerinde zıplıyor, hiç bir şey olmuyor. Delhi’ye iki gün ayırıyor, hem dinleniyor, hem geziyoruz. Burada silahlı koruma ve eskort yok. Dışişleri görevlisi Bay Bijender Kumar’ın yönetiminde genç bir turizm şirketi görevlisi ve tonton şoförle Başkent’in derinliklerine dalıyoruz. Delhi eskisiyle bir tarih ve kültür hazinesi, yenisiyle bir şehircilik nümunesi. Rehber Summit işinin ehli. Türk olduğumu öğrenince işe Kutup Minar’dan başlıyor. Kutup Minar Hindistan’ın Taç Mahal’den sonra gelen simgesi. Babürlüler zamanında yapılan 7 şerefeli minarenin üst iki şerefesine bir İngiliz uçağı çarpmış ve yıkmış. Öyle muazzam bir minare ki insana “olmaz böyle şey” dedirtiyor. Bu minarede 370 basamak var ki beheri 30 santim desen 100 metreyi aşıyor.



Biliyorsunuz bir ara İngilizler, üzerinde güneş batmayan bir imparatorluk kuruyor, Avustralya’dan Kanada’ya kadar onlarca ülkeye yayılıyor ve dünyanın kanını emiyorlar. Bunun içinde Hindistan var, Pakistan var, Afganistan var... Mısır, Irak, Arabistan ve Anadolu’dan koparılmaya çalışılan topraklar var. İngilizler Babürşahlar’ın güç kaybettiği yıllarda Hindistan’a musallat oluyor, ülkeyi genel vali diye adlandırılan acımasız askerlerle yönetiyorlar. Uzunca bir süre Hindistan’ın zenginlikleri Britanya’ya akıyor, ancak bu sessiz ve dağınık halk bir araya geliyor ve benzeri az görünen bir mücadele başlatıyor. İngilizlere göre “en iyi Hintli ölü Hintli” olduğu için silah kullanmaktan çekinmiyor, her şehirde ama her şehirde kan döküyorlar. İşte Amitsar’da 2 bin kişiyi katlettikleri meydan o günkü gibi duruyor. Duvarlarda hâlâ kurşun izleri var ve direnişin hatırasına açılan müzede katliamın resimleri sergileniyor. Halk işgale birlikte direniyor, farklı meşrep ve inanıştaki insanlar omuz omuza duruyor. Mozaikten parçalar Neyse biz gezimizi anlatmaya devam edelim. Amitsar’daydık değil mi? Altın tapınak Sihlerin genel merkezi. Rahipler bizi ayakta karşılıyor ve galoş uzatarak “isterseniz ayakkabılarınızı çıkarmayabilirsiniz” diyorlar. Mermere basmaya karar veriyorum, memnun oluyorlar. Ancak bu tapınakta başı açık dolanmanız yasak kafanıza bir örtü bağlamalısınız. Golden Temple’nin altın kubbeleri sularda aksediyor. Tapınakta 34 ton altın kullanılmış ve sarı binayı gören Sihler hemen secdeye kapanıyorlar. Sihler Hindistan’da % 2’lik bir azınlık ama bu yörede güçlerini hissetiriyorlar. Bunlar tek tanrılı bir inanca sahip ve heykellere resimlere itibar etmiyorlar. Avluyu kuşatan amfilerden yanık sesli bir müzik çınlıyor. Günde yaklaşık 100 bin kişinin yemek yediği “langar” denilen mutfağa giriyoruz. Burada dev kelimesinin bile cüce kaldığı büyüklükte kazanlar görüyorum. Tek tencerede 300 kilo (6 çuval) mercimek kaynayıp çorba oluyor. Sihler vejeteryan ve burada sadece sebze pişiriyorlar. Bu imarete bağış yapanların adları mermerlere kazınıyor, kadınlar ibadet eder gibi sebze ayıklıyorlar. Aynı Anadolu’daki gibi hamurları önce beze yapıyor sonra el kadar açıp kızgın sacın üstüne atıyorlar. Uzaktan gelenler misafirhanelerde ağırlanıyor. Sihler, Müslümanlardan çok şey öğrenmişler. Onlarda nefsin alçaklığından bahsediyor, belli zamanlarda ibadet yapıyorlar. Koşun çorbaya Sihlerin parlamentosu Altın Tapınak’a bitişik. Bizi ünlü mabedin deposuna alıyorlar... Önümüze yüzlerce kiloluk altın plakalar çıkıyor. Bunlar tapınağın yedek parçaları, biri düşerse hemen öbürünü takıyorlar. Neyse ilahiler kesiliyor, gurular (rahipler) haykırmaya başlıyor öğlen ibadeti için herkes tapınağa dönüyor. Merasim bitince tapınağın içine girebilmek için sıraya diziliyorlar. Burada ziyaretçiler güçlerine göre bir para verip helva alıyorlar. Gurular birşeyler mırıldanıp tatlıyı mıncıklıyor ve onu da helva dağına katıyorlar. Yani çorba var, sebze var, helva var ve de her inançtan insana ikram var. Kuzeybatı ekseninden izlenimim şu: Hindistan’da gerçekten inanışlara saygılı bir sosyal yapının varlığı. Amritsar’da dolaşırken muhteşem bir cami görüyorum. Günlerden pazar, hocaları başlarında, minik-büyük birçok gencin cami avlusunda din dersi yaptıklarını görüyoruz. Hindistan tropikal bir iklimde yer alıyor ve çarşı pazar allı morlu meyvelerle bezeniyor. O gün korumalarıma bir meyve partisi vermeye niyetleniyorum. Kilolarca meyve (Papaya adlı kavun benzeri meyveden Hindistan cevizine) alıyorum. Hepsi 5 dolar tutmuyor. İnanca saygı Dışişleri görevlileri ile yaptığımız görüşmelerden arta kalan zamanlarda Delhi’nin özellikle Müslüman kesimini dolanıyorum. Müslümanlar ülkenin genel ekonomik yapısına paralel olarak yaşıyorlar. Fakirlik heryerdeki gibi. Ama gezdiğim cami, dergâh ve türbelerde inançlarını yerine getirmede bir problemleri olmadığını gördüm. Hepsi serbestçe bağış topluyor, talebe yetiştiriyor, kazan kaynatıyor. Daha da önemlisi İslâm büyüklerinin türbelerinde Hindu ve Sih inancında olan bir çok insan görüyorsunuz. Onlar da kendilerine göre dua ediyorlar. Bu arada İmam-ı Rabbani Hazretleri’nin hocaları Muhammed Bakî Billah Hazretleri’nin, Seyyid Nur Muhammed Bedavani, Mazhar-ı Can-ı Cânan, Abdullahi Dehlevi, Nizamüddin Evliya ve Türk asıllı Emir Husrev Hazretleri ile Çeştiyye yolunun büyüklerinden Kutbuddin Bahtiyar Kâkî Hazretleri’nin kabirlerini de ziyaret imkânı buluyoruz. Ve sıra geliyor dünyanın yedi harikasından biri olan Taç Mahal’e... Aralarında Agra ve Racalar ülkesi Racestan’ın da bulunduğu 1500 kilometrelik etabı bir buçuk günde bitirebileceğimizi kimse mümkün görmüyor. Bu arada talihim açılıyor, İstanbul’da üç yıl kalan Bay Jagwant Singh Sodhi ile beraber oluyoruz. Bay Sodhi ve iki oğlu ile tam bir takım oluşturuyoruz ve ralli başlıyor. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT