BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Aşk düşen mısralar

Aşk düşen mısralar

Uzun yıllardır, yazdığı birçok şiiri bestelenen, ödül alan, eğitim verdiği öğrencileri gerçek ve güzel şiirin gölgesinden yürüten Celalettin Kurt, yeni kitabı "Dibace-i Aşk"la, şiir serüveninin farklı bir kesitini sergiliyor.



Uzun yıllardır, yazdığı birçok şiiri bestelenen, ödül alan, eğitim verdiği öğrencileri gerçek ve güzel şiirin gölgesinden yürüten Celalettin Kurt, yeni kitabı "Dibace-i Aşk"la, şiir serüveninin farklı bir kesitini sergiliyor. 1989 yılında Türkiye Çocuk Dergisi tarafından, çocuk edebiyatına yaptığı katkılardan dolayı "Yılın Öğretmeni" seçilen Kurt'la yeni kitabı çerçevesinde şiiri ve aşkı konuştuk. * Kitabınızın adını niçin Dibâce-i Aşk koydunuz? C.KURT: Arz üzerinde söylenmedik hiçbir sözün kalmadığı anlatılır. Zübde-i âlemde mutlaka her söz söylenmiştir ama; ben, söylenip de bizlere ulaşmayan sözlerin dibâcesini yazmayı deniyorum. Zübde-i âlemde her söz söylenmiş olmasına rağmen, kıyamete kadar aşk adına daha çok şeylerin yazılıp çizileceğine, bunun da hiçbir zaman bitmeyeceğine inanıyorum. Zirâ, arz üzerinde ne aşk bitmiştir; ne de sevda. İşte bu vesileyle son kitabımın adını Dibâce-i Aşk koydum. Yani söylediklerim, aşkın perspektifinde daha dibâce. Aşkı yüreğimde doğuran güç, şu an kaydıyla aşkın ilk sözlerini, yani önsözünü söyletiyor bana... Yarın neler söyleyeceğimi ise bilemiyorum. Taklit peşinde değilim * Şiirlerinizde genellikle hece veznini kullanıyorsunuz. Fakat bu kullanımınız, geleneksel halk şiirimizin dışında bir tarz. Gelenekle aranız nasıl? C.KURT: Kendimi sadece hece veznine bağlamıyor, şiir nasıl geliyorsa öyle yazıyorum. Serbest tarzı da, hece veznini de şimdiye kadar şiirlerimde denedim. "Adın Kaldı Yüreğimde" adlı eserim, hemen hemen klasik hece tarzıyla oluşan bir kitaptı. Serbest tarzdan oluşacak çalışmalarım da kitaplaşmak üzere. Ancak burada şunu söylemek durumundayım ki, ben beşinci kuşak Karacaoğlan veya Dadaoğlu taklidi bir şair olmak istemiyorum. Hece yazıyorsam, hecede de yeni açılımların sahibi olmak durumundayım. Zaten Türkiye'de beşinci kuşak taklit zaviyesinden gelen on binlerce şair var. Onun için, şiir adına yeni şeyler söylemenin ve şekiller geliştirmenin gerekliliğine inanıyorum. Gelenekten beslenme konusuna gelince, elbette gelenekten besleniyorum. Gelenekle gelecek arasında köprü kurmaya çalışıyor; mısralarımı bu kavşakta birleştirmeye çalışıyorum. Ne sade gelenek, ne de sadece gelecek şiirlerimi beslemiyor. Klasik Türk edebiyatı ile modern Türk edebiyatının bir köprüde neşv-ü nemâ bulduğu bir alan beni çekim alanında tutuyor. Çoğu zaman da bu alanda dolaşmaya çalışıyorum. Vuslat ve hasret... * Son şiir kitaplarınızda aşk teması daha çok işleniyor. Sizce, aşk ve vuslat hangi perspektifte olmalı? Aşkta hasret mi, vuslat mı daha önemli? C.KURT: Aşk, iki ayrı düşünceyi bir araya getiren ya da uzaklaştıran bir olgu. İki yürek göçünün bir araya geldiği zamana vuslat deniliyorsa, gönül göçlerin ayrı iklimlere düşmesine de hasret denilir herhalde. Vuslatı bir anka kuşunun getirdiği muştu gibi görürsek, hasreti de delice kuşlarının alıp, uzak diyarlara götürdüğünü sanabiliriz. Ama şunu söylemek gerekir ki, vuslat da, hasrette âşk için gereklidir. Vuslat âşıkları bir uzlete salabilir ve aşkın o büyülü gücünü azaltabilir. Zaten vuslat aşkı azaltır sözü de buradan kaynaklanmaktadır. Ben de aynı kanaati taşıyanlardanım. Hasretinse her zaman aşkı daha da büyüttüğünü ve kalıcılıklar arz ettiğini anlayanlardanım. Benim tercihim aşkta kalıcılıklar için hasrettir. Çünkü hasret; aşkı, her şeye meydan okutturan bir hayatın içine sokar. * "Aşk her şeye meydan okur mu" gerçekten? C.KURT: Mutlak mânâdaki aşkın, her şeye meydan okutturacağına inanıyorum. Hayatın her vechesinde, gerçek aşk insanların yüreklerine inmişse eğer, aşkın her şeye meydan okutturan bir olgu hâline geldiği görülecektir. Dünden bugüne bu hâl görülmüştür de. Şahit olduğumuz ve dünden bugüne dinlediğimiz sayısız aşk hikayelerinin içinde; yetmişinde yüreği harman olanları, âşıkları aşkın bir vurup pir vurduğunu, aşkın sultanlara bile aman dilettirdiğini hep okumuş, duymuş ve görmüşüzdür. Ferhat'ın külüngle dağları delmesi, Mecnûn'un aşkı için çöllere düşmesi, Züleyha'nın gönül titreşimleriyle gerilmesi; sizce aşkın her şeye meydan okutturduğunun delâleti değil midir?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT