BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Suudi Prenses nasıl esir aldı?

Suudi Prenses nasıl esir aldı?

S. Arabistan Kraliyet ailesinden bir Prenses Kahire’de yapılan Türk gecesinde mankenlerin saçını çok beğenince Ersan Yılmaz, Salih Pehlivan ve Adnan Serter’i ülkesine davet etti. Usta kuaförler 7 valizle Kahire’deydi. Ancak Prensesin elinden kurtulmak kolay olmayacaktı.



Eskiden mahalle aralarında küçük küçük dükkanlardaki kuaförlerin yerini, kalabalık ekiplerin çalıştığı son derece şık büyük mekanlar alıyor. Kadınlar güzelleşmek için daha çok para harcadıkça salonlar da büyüdü deyim yerindeyse. Sektördeki değişimi, işe çocuk yaşta başlayıp çekirdekten yetişen üç büyük ustayla konuştuk.. Kuaför olan abisinin yanına gittiğinde bambaşka bir dünyayla karşılaşan ve bugün özellikle saç boyama konusunda işinin en iyilerinden olan Salih Pehlivan, babası da kuaför olan ama oğlunun bu işi yapmasını istemeyen Adnan Serter ve daha çok ünlü isimlerin saçlarını tararken gördüğümüz Ersan Yılmaz. İki makas bir koltuk devri bitti -Büyük, şık salonlar, kabarık faturalar. Pek çok insanın aylık gelirini aşan rakamlar ödeniyor saç boyamaya, röfleye artık. Ve çok büyük yatırımlar yapılıyor, şubeleşme başladı. Kârlı bir iş kolu mu kuaförlük? A.S-Kârlılık aslında çok düştü, ama insanların kuaför ihtiyacı, gidişi arttı, pazar büyüdü. Hizmet kalitesi de yükseliyor, bu da fiyata yansıyor. Eskiden üç koltuklu dükkanlar vardı, şimdi 20 koltuklu 200 metrekare yerler var. İki makas, bir koltuk devri bitti. S.P.-90 yılına kadar Türkiye’de kuaförlük başka bir noktadaydı, sonra büyük bir değişim gösterdi. 1990’a kadar şubeleşmiş kuaför hemen hemen yok gibiydi. Ama o yıllarda Avrupa’da 400, 600 salonlu zincirler vardı. Türkiye’de daha 20’yi aşmadık. Türk kadını sarışınlığı seviyor -Sizleri bulmuşken saç konusundaki yeni trendleri soralım. Türkiye bu yenilikleri takipte hangi noktada? A.S-Dünyada aslında birkaç trend var. Kozmetik firmalarının üretim ekiplerinin çalıştığı modacılar var.. O modacının koleksiyonuna göre renkler, ürünler tasarlanıyor. Firma ürünlerini Türkiye’de empoze ediyor. Kuaför de hangi firmayla çalışıyorsa onun ürünlerini ön plana çıkarıyor. S.P-Kişinin doğrularını ön plana çıkarmak önemli olan. Bu işi yaparken yılın akımlarını yaşatmak gerekiyor ama ten, göz rengine tarzına göre müşteriyi yönlendirmek lazım. Uzun yıllardır ülkemizde doğru veya yanlış sarışınlıktan vazgeçilmiyor. Avrupalı kuaförler ülkemize geldiklerinde hayretle bakıyorlar. ‘Bu kadın sarışın olmamalı, nasıl yapıyorsunuz?’ diye. Türkiye’de hâlâ işte ‘Gülben Ergen’in saçı gibi yap’ deniyor ve ben buna çok üzülüyorum. E.Y- Dünya hep böyle ama. O sanatçı da bir başkasının saçı gibi olsun istiyor. İdol olarak aldığı kim varsa hayatını onun gibi yapamadığından saçını ona benzetiyor. Birebir aynını yapmıyoruz tabii. Müşteriye uygun hale dönüştürmek gerekiyor. Türk kadını kabarık, krepeli saçları severdi, şimdi daha inceltilmiş saçlar var. ‘Sibel Can kendine başka kuaför arasın’ -Kuaförlük sadece salonda saç yapmak değil. Pek çok ünlü isimle tv ya da sahne programlarında, dizi setlerinde de çalışıyorsunuz. Bu ikisini karşılaştırırsak neler söylersiniz? E.Y- Kulis kültürü bilmeyen kuaför kulise girmez. Bülent Ersoy’u kaç kuaför sahneye hazırlayabilir mesela? Dükkanda olmak aslında daha iyi, sahne olayı biraz daha nankör. Geçenlerde bir TV programında Sibel Can’a ‘saçınızı nerede boyattınız?’ diye soruyorlar, ‘Londra’da kuaförler bana imaj çalışması yaptılar, saçımı onlar boyadı.’ diye cevap veriyor. Halbuki saçlarını burada boyattı. Niye Londra diyorsun ki? Sibel Can’la on yıldır çalışıyorum ben, birlikte Antalya’ya, Moskova’ya gittik, orada ölümden döndük. Bu bir hatır, gönüldür. Benim evimi, çocuğumu bilir, her şeyi paylaştık on senedir. Bu saatten sonra çalışmayı düşünmem kendilerine kuaför arayabilirler yani. Evet Sibel Can bir sanatçı ama, biz de kendi sanatımızı yapıyoruz. Saçını yaptığım kişinin ‘beğendim’ demesini bekliyorum. Para falan hikaye şeyler. A.S- Kazandığımız paradan öte müşterinin gözündeki pırıltıyı görmek bizim için önemli. Prenses uçaktan çevirdi A.S.-Suudi Arabistan Kraliyet ailesinden bir Prenses Kahire’de yapılan bir Türk gecesinde mankenlerin saçını çok beğenince bizi Kahire’ye davet etti. 6-7 valizle gittik. Boyalar, şampuanlar, masajcılar dükkan kurduk oraya. ‘Onu getirin, şunu getirin’ o kadar kolay ki onlar için. Prenses Kahire’de Hilton Ramses otelin en üst üç katını kapatmış, ona hizmet eden 200 kişiyle orada yaşıyor. Yalan olmasın eşi günde 250 bin dolar veriyor diyorlardı. Bizim gibi çalışanlar için de Sheraton’da 20 oda vardı. Gittiğimizde şok olduk. Şoförlü bir mercedes Salih beyi, bir başkası beni aldı. Sheraton otelde bize birer süit ve cep telefonu verildi ki Prenses istediği anda bize ulaşabilsin. Çok enteresan bir hayat var orada, gece yaşıyorlar. Prenses sabah onbirde yatıyor, akşam altıda kalkıyor. Gece yarısı bir telefonla bizi çağırıyorlar, gidip bekliyoruz saçına fön çekmek için. Makyöz geliyor makyajını yapıyor, manikürcü ojeleri değişiyor. Saat üçte misafirler geliyor. S.P.-Kuaförlüğün dışına çıktık biz orada. Şablonlar falan çıkardık saç için. ‘Bana bir dizayn yap’ diye tutturdu. Saçına zikzaklar, baklava deseni istiyordu. A.S- 36 saat boyunca uyumadan çalıştık ve saçına istediği renk renk zikzakları yaptık. Üç gün Salih geliyordu Türkiye’ye, o dönünce de ben geliyordum, bırakmıyordu bizi. S.P-Bütün ihtiyaçlarımızı karşılıyordu. Bir gün 2’şer bin dolar verdi şaşırdık sigara parasıymış. Olay bizim kontrolümüzden çıktı. İstediğinde çağırıyor, dönmemize izin vermiyor, havaalanından çeviriyor. A.S.-Bize dükkan açmaya kalktı. Baktık dükkan, müşteriler, çoluk çocuk ortada, hayatımız perişan. Sonunda para falan demedik, kaçtık. Gülben Ergen’i dükkanıma almadım E.Y.- İlk kasedinden beri Gülben Ergen’le çalışıyoruz. Saçları uzun olduğu dönemde tam bir yıl boyunca kesimini, modelini konuştuk Gülben hanımla. Sabah bir gittim ‘aaa Gülben Ergen saçını kestirmiş’ Aldatılmış hissettim kendimi. Evleneceksin kızla bir yıl konuşuyorsun, düğün günü kız kaçıyor, o kadar ağır geldi bana. ‘Bugün saçınızı tarıyorum, çünkü canlı yayın var sizi hazırlayacağım, ama yarın gelmiyorum’ dedim. Bir hafta sonra dükkana geldi, ‘işim var, yoğunum’ dedim üç defa dükkana almadım. Daha sonra tekrar çalışmaya başladık. Para hikaye Kuaför koltuğuna oturan her kadın ‘acaba nasıl olacak?’ duygusunu yaşar. Kendilerini birer sanatçı kabul eden ustalar ise müşterinin ağzından çıkacak ‘beğendim’ sözünü bekler. Meslekteki üç usta isim de ‘bizim için müşterinin gözündeki pırıltı önemli, para hikaye’ diyor. (Fotoğraflar: Ziya Sandıkçıoğlu)
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT