BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kalabalık önünde konuşmaktan Korkmayın

Kalabalık önünde konuşmaktan Korkmayın

“Meydanları veya salonları dolduran insanların önünde konuşmak stres verici bir durumdur ve bu nedenle çoğu kez konuşmaktansa susmayı tercih ederiz.”



En son ne zaman bir gruba seslendiniz? Sakın “Ben ne zaman bir konuşma yapacağım” demeyin, belli mi olur, hiç beklemediğiniz bir yerde bir konuşma yapmak zorunda kalabilirsiniz. Grup karşısında konuşmak gerçekten çok zor bir iştir. Şöyle bir çocukluğunuza dönün ve bayramlarda, müsamerelerde üstlenmek istediğiniz rolleri, okumak istediğiniz şiirleri, kompozisyonları bir düşünün. Daha o yıllarda heyecanla karışık utançtan, becerememe korkusundan istesek de birçok görevi geri çevirmiş, yapmak istememişizdir öyle değil mi? Birçoğumuz için daha çocukluk yıllarında fobi niteliği kazanan kalabalık önünde konuşmaya; bazen sosyal hayatımız bazen de mesleğimiz icabı, istemesek de mecbur kalırız. Mesela okulunuzda öğrenci temsilcisi ya da üyesi olduğunuz dernekte başkan seçildiniz, icâbı halinde “ben konuşamam” mı diyeceksiniz? Bir derneğin aktif üyesi, iyi bir yönetici, eğitimci, öğrenci, hatta çocuğuyla ilgilenen bir veli; hakkını arayan bir tüketici, bankacı, satıcı, reklamcı vb. mesleğiniz ne olursa olsun başarılı olabilmeniz, kitleleri etkileyebilme gücünüze bağlıdır. Bunun için de iyi bir konuşmacı olabilmeyi becerebilmek gerekir. Oysa bizler böyle durumlarda konuşmaktansa susmayı tercih ederiz. Bazen de düşüncelerimizi, bilgilerimizi kendimizde tutar bu işi başkalarının yapmasını bekleriz. Sonuçta da hem bilgilerimizden çevremizi mahrum bırakmış hem de kendimizi gösterememiş olmanın sıkıntısını yaşarız. Ancak biraz hazırlık ve birkaç küçük sırla bu çok zor gibi görünen, stres verici durumu atlatmak sanıldığı kadar zor değildir. Başarılı konuşmacı olmanın sırları * Heyecanınızı doğal kabul edin. Bu işi çok iyi becerebilen kişiler bile karşılaştıkları her yeni grupta heyecanlanırlar. Unutmayın ki hangi sanatçıya sorarsanız sorun, kalabalık önüne çıktıklarında onların bile heyecanlandığını duyarsınız. Bütün oyuncuların hepsinin ortak bir düşüncesi vardır; sahne korkunuz olmazsa iyi bir oyun sergileyemezsiniz. *Korkularınızdan kurtulmaya, rahatlamaya çalışın. Konuşmanızı yapmadan evvel birkaç derin nefes alın, kol ve göğüs hareketleri yapın. Bu, kanınıza daha çok oksijen gitmesini sağlar ve rahatlarsınız. *Konuşma yapmak istediğiniz konu hakkında iyi hazırlanın. Konuşma metninizi kısa kısa, sadece hatırlatma amacına yönelik notlar şeklinde hazırlayın. Aksi halde konuşmanızı bir kağıttan okumak, dinleyiciler üzerinde çok olumsuz bir etki bırakır, okuyanı sıkar. *Dinleyiciyle göz temasınızı asla kesmeyin. Çevrenizle ilgilendiğinizi belli edin. Böylece etrafta olup bitenleri, dinleyici tepkilerini direkt görürsünüz. *Planlı konuşmalarda; Konuşmanızı yapmadan önce, kendinize sizi dinlemesi ve konuşmanızın ne kadar sürdüğünü ölçmesi için bir arkadaşınızdan yardım isteyin ve bu şekilde prova yapın. *Konuşmanızın ne kadar güzel, ne kadar şairane olması önemli değildir, önemli olan sizin sunuşunuzdur. Eğer elleriniz cebinizde, monoton bir ses tonuyla, ağzınızda birşeyler gevelerseniz hiçbir şey satamazsınız. Sesinizi yükseltin ancak doğal ve vurgulu konuşun. Coşkunuzu kaybetmeyin. *Konuşmanızla alakası olmayan el kol hareketleri yapmaktan, kalemle ya da saçınızla oynamaktan kaçının. *Kendi aksanınızı kullanın. Zorla kibar olmaya çalışmayın. *Kendinizi strese sokmaktansa, takıldığınız ya da yorulduğunuz zaman “eee... ııı...” gibi bağlaçları kullanın, ancak abartmayın. *Giyiminize özen gösterin. Abartılı ya da özenden uzak, dağınık bir kıyafet size olan güvene gölge düşürebileceği gibi karşı tarafça saygısızlık olarak da değerlendirilebilir. *Konuşmanız sırasında ilettiklerinizle ilgili olarak bir çatışma çıkarsa, sakin olun ve ikili tartışmadan mümkün olduğunca kaçının. Günü yakalayın!.. Yazılarımda zamanın hızla geçtiğini, ertelemeden, günü güne satmadan, kendimiz için faydalı işler yapmamız gerektiğini çeşitli vesilelerle, çok defalar anlattım. Bir okuyucumuzun, “Gelecekten endişeleniyorum, başarısız olmaktan, amaçlarıma ulaşamamaktan çok korkuyorum” ifadeleriyle dolu mektubunu okuduktan sonra sizlerle geçmiş ve gelecek arasında ne kadar savrulup, içinde bulunduğumuz zamanı, günümüzü ne kadar yakaladığımızı tartışmak istedim. Aslına bakarsak gelecek hepimizi endişelendirir. Yarın nerede olacağım, işim-okulum ne olacak, başarılı olabilecek miyim; sağlığımda bir bozulma olacak mı, kiminle evleneceğim, ailemin, hatta bu ülkenin durumu ne olacak, vb. gibi sayısı artırılabilecek binlerce geleceği ilgilendiren soru ve endişeyi bir çırpıda sıralayabiliriz. Oysa bizler daha bir işe başlamadan, “ya şöyle olursa ya böyle olursa, ya başarısız olursam, ya işler yolunda gitmezse ve kaybedersem” gibi daha kaybetmeden kaybetme hayalleri kurarsak ne kadar başarılı, mutlu bir insan olabiliriz. Diğer taraftan umut nerede? Şunu yapacağım, bunu başaracağım diyen, motivasyonumuzu artıran kelimeler ve en önemlisi bugün nerede? Gerçekten de bazı insanlar geçmiş yaşantıları ile gelecek kaygıları arasında gidip gelmekten bugünü yaşayamazlar. Hatta, bu konuda okuduğum bir yazıda şöyle diyordu: Bu tür insanlar, “Bir olayın kötü yönlerini düşün, iyi olunca sevinirsin” gibi bir felsefeyi benimsemiş durumdadırlar. Geçmişte yaptıkları hatalar, yaşadıkları başarısızlıklar, gösterdikleri beceriksizlikler, üzüntüler onları öylesine meşgul eder ki, onlar kendilerini suçlarkan ve geçmişte yaşadıklarını düşünüp dururken zaman akıp gider ve bunun neticesinde verimli kullanılmayan zamana bağlı başarısızlıklarına bakıp “ben biliyordum böyle olacağını” diyerek kendilerini suçlarlar. Aslında unutulmaması gereken bir konu var ki, o da şu; Hangimiz hatalardan, kusurlardan ve yanlış yapmaktan yüzde yüz muafız... Sevgili gençler! Siz daha baştan pes eder, enerjinizi gereksiz yere harcarsanız, nasıl verimli olabilirsiniz? O yüzden gücünüzü önce bugüne kullanın. Yukarıdaki satırlarda okuduğumu bahsettiğim yazı şöyle bitiyordu; “Geçmişi yeniden yaşayamayız. ‘O’ tedavülden kaldırılmış para gibidir. Gelecek, senet gibidir. Bugün ise; nakit paradır. Eğer geleceği değiştirmek istiyorsanız, ‘bugünü’ değerlendirin ve değişimi hayallerinizde değil ‘bugünde’ gerçekleştirin. Çünkü ancak ‘bugün’ kontrolümüz altındadır ve bizler sadece kontrolümüzde olan şeyleri değiştirebiliriz.” Ne kadar doğru öyle değil mi? Sevgiyle kalın... Her zaman olumlu düşünün Beynimizden günde ortalama 60.000 düşünce geçer. Bunların çoğu olumsuz düşüncelerdir ve bir önceki gün düşündüklerimizle aynıdır. Beyninizin doğru sorulara yönelmesini sağlayın Yanlış: Neden bu kadar şişmanım? Doğru: Sağlıklı bir vücuda nasıl sahip olabilirim? Yanlış: Neden başarılı olamıyorum? Doğru: Daha iyi sonuçlar almak için ne yapmalıyım? Yanlış: Çalışmaktan nefret ediyorum. Doğru: Her şeyin bir bedeli var; hedefime her gün biraz daha yaklaşıyorum; Yanlış: Babam bana neden kızıyor? Doğru: Babamla ilişkilerimi nasıl daha iyi hale getirebilirim? Yanlış: Böyle giderse sınavdan asla iyi sonuç alamam. Doğru: Ben bu sınavı kazanabilirim... Başarabilirim... Okuyucu Köşesi Meşe palamudu kampanyası Bursa’dan yazan okuyucumuz Öznur Çolakoğlu’nun hepimize çok anlamlı bir mesajı var ve bizlerden destek bekliyor. Sevgili Öznur’un mesajını aynen yazıyor, kendisini duyarlılığı için kutluyorum. “Ülkemizin toprak kaybı ile ilgili olarak çok ciddi bir sorunu var. Öyle ki, bu sorun gelecekte önümüze pırıl pırıl serilmesini beklediğimiz geleceğimizin, ovalarımızın, hayallerimizin yolunu kesiyor. Bu gerçekten üzücü bir durum ve bu sorunu önlemek için başlatılmış kampanyalar var. Bununla ilgili bir de telefon hattı mevcut. Burayı telefon ile arayarak sadece 1 milyon karşılığında sizde bu kampanyaya katılmış oluyorsunuz. Eğer yazılarınızda bu konuya da yer verirseniz, yazılarınızı okuyan duyarlı gençlerin faaliyete geçmesine vesile olarak Türkiye’ye 100 binlerce meşe ağacı armağan edebilirsiniz. Meşe palamudu kampanyası: 09003101320. Şimdiden teşekkürler.” Öznur’a biz teşekkür ediyor ve hepinizi bu kampanyaya katılmaya davet ediyoruz. Haftanın Sözü Gençler, yaptığım on şeyden dokuzunun başarısızlıkla sonuçlandığını görmüştüm. Bunun için on kat daha fazla çalışmaya başladım. George Barnard Show
Reklamı Geç
KAPAT