BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Medyanın vazgeçilemez sorumluluğu

Medyanın vazgeçilemez sorumluluğu

Medya dünyamız için yeni bir strateji çizilirken, “kendi kendini eleştirme”, “haber nitelikli her olayı açıklama”, “şeffaflaşma”dan korkulmamalı. Artık bazı gerçeklerle yaşamayı kabul etmeliyiz, içimize sindirmeliyiz...



Medyanın konumu, önemi ve etkileri, üç gün süren 1. İletişim Kongresi’nde enine boyuna tartışılırken, içine düşülen “kirlenme” ve “karamsarlık” süreci de dile getirildi. Ayrıntılarını gazetemizde okuyabileceğiniz kongrenin “İletişimde aktöre” oturumunda, yaptığımız konuşmada, serinkanlılığı salık verirken, içine düşülen durumun da altını çizmek ihtiyacını hissettik. Konuşmamızın son bölümünde şunları söylemeye çalıştık: Başbakanlığa bağlı Basın Yayın Genel Müdürlüğü’nün, bir telefon emriyle gazete kapatıldığı bir devirden, bu aşamaya adım adım gelmiş bir basının, elde ettiği özgürlük sahasını kolay kolay kaybetmek istemediği, buna mukabil, kişi hak ve hürriyetlerinin tartışılamayacak kadar “kutsal” oluşu da ortada. İşte, ikilem de burada başlıyor ve burada yaşanıyor. “Nereye kadar basın özgürlüğü?” diyenlerin karşısına, “basın sansür edilemez” ilkesinin hatırlatıldığı bir ülkede, unutulanların başında “basının zorla susturulamayacağı” buna mukabil bir “özdenetim” ve “kendini sorgulama” mekanizmalarının otomatikman işletilmesi gelir. İktidarların, medyayı zoraki yasalarla susturamayacaklarının sayısız örnekleri hem ülkemizde, hem de dünyanın çeşitli yörelerinde yaşandı ve yaşanıyor. Büyük bir “vebal” altında olan medyanın da sorumluluğunun bilinci içinde gidişini, bizzat “denetlemesi” bir otokontrol mekanizmasının daha faal ve cesur çalışması beklentisi, gündemden hiçbir zaman düşmüyor. ÖZGÜRLÜK SINIRI Bu “ikilem”in çözülmesi için başvurulacak en kestirme ve kesin yol, gazetecinin özgürlük sınırını çizmesi ve hiçbir şekilde bunu ihlal etmemesi için kendi kendine söz vermesi ile özetlenebilir. Her şeyden önce bu aşamada, sorunu “serinkanlılıkla” ele almalıyız. Hiç kimseyi, hiçbir kuruluşu suçlamadan medyaya yöneltilecek projektör, dünyamızı aydınlatmalı yeni stratejilere yol göstermeliyiz... Medya dünyamız için yeni bir strateji çizilirken, “kendi kendini eleştirme”, “haber nitelikli her olayı açıklama”, “şeffaflaşma”dan korkulmamalı. Artık bazı gerçeklerle yaşamayı kabul etmeliyiz, içimize sindirmeliyiz... En azından, asgari müştereklerde birleşmeliyiz.. Yeni bir çağda, medya dünyamıza yeni yeni boyutlar kazandırmalıyız... Binlerce değişik fikre, orijinal görüşe ve buluşa sahip meslektaşlarımız, medya dünyamızı çeşitlendirmeli, renklendirmeli ve hareketlendirmeli... Unutulmamalı ki, okuyucu ve seyirci, promosyonun yanısıra yeni ufuklara açılmanın da beklentisi ve özlemi içinde... Bunca kan kaybına rağmen, 2000’li yıllar medya dünyamız için, bir “yeniden yapılanma” ve “gerçekleri sindirme” dönemi olmalı...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT