BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Molla Hüsrev hazretleri

Molla Hüsrev hazretleri

“Kalbde doğru îmânın bulunmasına alâmet, kâfirleri düşman bilip, onlara mahsûs olan ve kâfirlik alâmeti olan şeyleri yapmamaktır. Çünki İslâm ile küfür, birbirinin zıddıdır...”



Molla Hüsrev hazretleri, Üçüncü Osmanlı Şeyhülislâmıdır... Fâtih Sultan Mehmed Hân, Molla Hüsrev’i çok takdîr ederdi. Ondan bahsettiği zaman; “Zamânımızın Ebû Hanîfesidir” diyerek, teveccüh ve sevgisini belirtirdi... Molla Hüsrev 1480 (H.885) senesinde İstanbul’da vefât etti. Namazı Fâtih Câmiinde kılındıktan sonra Bursa’ya götürülüp, Emir Sultan’ın kabrinin doğusunda kendi yaptırdığı medresenin bahçesine defnedildi. Vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki: “Dünyâ ve âhirette insanın şerefi ve iki âlemde üstün derecelere nâil olması, ancak doğru îtikâd olan Ehl-i sünnet îtikâdında bulunmak ve sâlih amel işlemekledir... Kalbde doğru îmânın bulunmasına alâmet, kâfirleri düşman bilip, onlara mahsûs olan ve kâfirlik alâmeti olan şeyleri yapmamaktır. Çünki İslâm ile küfür, birbirinin aksidir, zıddıdır. Birinin bulunduğu yerde, diğeri bulunamaz, gider. Bu iki zıd şey, bir arada bulunamaz. Bunlardan birisine kıymet vermek, diğerini hakâret ve kötülemek olur. Allahü teâlâ, kâfirlerin, kendi düşmanı ve Peygamberinin (sallallahü aleyhi ve sellem) düşmanı olduklarını bildiriyor. Allahü teâlânın düşmanlarını sevmek ve onlarla kaynaşmak, insanı Allahü teâlâya ve Onun Peygamberine düşman olmaya sürükler. Bir kimse, kendini Müslümân zanneder. Kelime-i tevhîdi söyleyip, inanıyorum der. Namâz kılar ve her ibâdeti yapar. Hâlbuki, bilmez ki, böyle çirkin hareketleri, onun îmânını ve İslâmını temelinden götürür... Allahü teâlâ Peygamber efendimizi, Peygamberlerin sonuncusu ve doğru yolu gösterici olarak gönderdi. O’ndan sonra da O’nun ümmetinden büyük âlimler yarattı. Bu âlimler de, O’nun bildirdiklerini, insanların anlayacakları bir şekilde îzâh ettiler. Allahü teâlâ, bu âlimlerden dört mezheb imâmını seçti. Bu büyüklerin ihtilâfını rahmet kıldı. Diğer fıkıh âlimleri de bu âlimlerin mezheblerine göre fetvâ verdiler. “BU DÎNİN KANDİLİ!..” Allahü teâlâ, bu büyük âlimler arasında da, en büyük imâm ve yüksek himmet sâhibi, ümmetin ve dînin kandili İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe Nu’mân bin Sâbit’i seçti. Onun yaptığı hizmet sebebiyle, Allahü teâlâ onun makâmını Cennet’in en yüksek derecesinden eylesin. Şüphesiz ki, Ebû Hanîfe’nin dînî hükümlere dâir bildirdiği şeyler, dalgaları birbirlerine çarpan bir deniz, hattâ sapıklığın karanlığını gideren parlak bir kandildir...”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT