BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bu hesap öyle kolay bitmez!..

Bu hesap öyle kolay bitmez!..

Mesele sadece, kalemini militarizme ve vahşi kapitalizme kiralayan birkaç apoletli gazetecinin sigaya çekilmesinden ibaret olsa önemli değil. Yahut o dönem darbecilerle iş tutup, kasalarına milyarlarca doları dolduran kimi iş adamlarının çağrılıp, ‘hemşerim, bu denizin suyu nereden?..’ gibisinden, keyfinin kaçırılması da esas konu değil. Meselenin kökü çok daha derinlerde ve topyekûn bir yüzleşmeyi gerektiriyor...



Mesele sadece, kalemini militarizme ve vahşi kapitalizme kiralayan birkaç apoletli gazetecinin sigaya çekilmesinden ibaret olsa önemli değil. Yahut o dönem darbecilerle iş tutup, kasalarına milyarlarca doları dolduran kimi iş adamlarının çağrılıp, ‘hemşerim, bu denizin suyu nereden?..’ gibisinden, keyfinin kaçırılması da esas konu değil. Meselenin kökü çok daha derinlerde ve topyekûn bir yüzleşmeyi gerektiriyor... Bakmayın siz daha düne kadar, “yazdıklarımızın sonuna kadar arkasındayız...” diye efelenen, kâzip şöhretlerin bugünkü tiyatro oynamalarına. O Acındırma rolleri, asla inandırıcı değil, yapmacık olduğu sırıtıyor. Hele konjonktür bir değişsin, görün nasıl da aslan kesilirler! “28 Şubat döneminde, benim medya kuruluşlarım Refahyol iktidarına karşı büyük mücadele verdi...” şeklinde böbürlenen patronlar, şimdilerde ne yapıyor? Askerlerin, “Demokrasiye balans ayarı yaptık...” diye şişinmelerine, ‘Çok yaşayın paşam ne güzel yaptınız’ diye temenna çakanlar, devran dönünce şimdi her şeyi inkâr ediyorlar. Ama manşetler ortada!.. Fazla söze hacet yok. 1996 Ekimi ile 1997 Haziran’ı arasındaki manşetleri, şöyle topluca bir televizyon ekranlarından gösteriversinler, her şey kabak gibi ortaya çıkar. Bir de tabii, 1997 ile 2001 arasındaki yıllarda; devlet hazinesi, merkez bankası ve diğer para ve kredi kuruluşlarındaki hareketlere, derli toplu şekilde bakmak şart. Görelim bakalım o zaman diliminde yer değiştiren on milyarlarca, belki yüz milyarlarca dolar nereye, kimlerin hesabına veya kasasına akmış? Bu arada kaç şirket, kaç kuruluş, “YEŞİL SERMAYE” denilerek, izole edilmiş, mali krize sürüklenmiş, batırılmış?.. Her şey para da değil. O dönemde eğitim hakkı elinden alınan, kıyafetinden ötürü geleceği söndürülen binlerce gencin, çalınan istikbalinin maliyeti para ile ölçülebilir mi? Ya o dönemde bütün özlük haklarından mahrum bırakılarak, vazifeden atılan sivil ve üniformalı memurlar... Mesele bütün bunlardan da ibaret değil. Burada, bir zihniyetle hesaplaşmak gerekiyor... Hani Başbakanın “150 yıllık sakat bir zihniyet...” diye tanımladığı şey. Aslında 1800’lerin ta başlarına kadar inen, iki asırlık sakat bir zihniyet bu!.. Jön Türklerin uzantısı... O Jön Türkler, koskoca imparatorluğu batırdılar. Balkanlardan, Kafkaslardan en az beş-altı milyon insanın yerlerinden sökülüp atılması, çoğunun yollarda helak olması... Bu felaketler hep o sakat zihniyetin marifetleridir. Cumhuriyet döneminde de, elitist-seçkinci, militarist, vesayetçi yapı olarak saltanatını sürdürdü. Malum hortumcularla, her dönem konumunu güçlendirdi. İşte işin püf noktası burası! Şimdilerde kimi soytarılar, palyaçolar ucuz kahramanlık yapıyor. Kendilerince milletin zekâsıyla alay ediyorlar. Bu halk kimin ne mal olduğunu iyi biliyor. Ve şu noktayı iyi bilmek gerekiyor. 28 Şubat Süreci gibi, post modern veya klasik darbe ve muhtıra dönemlerinin esas mağdurları, her zamanki gibi sessiz. Gürültü koparanlar, şaklabanlık yapanların çoğu durumdan vazife çıkaranlar. Bugüne kadar esaslı bir hesaplaşma, yüzleşme yaşanmadığı için; herkesin yaptığı yanına kâr kalmış, kazara biraz sıkıyı görenler de feryadı basarak vaziyeti savuşturmaya çalışmış... Neticede hakiki bir durum tespiti yapılamamış. Artık bu hesap mutlaka görülmeli.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT