Türkmen ve Arapları tehditle tehcire zorlayarak demografik mühendisliğe soyunan PYD'nin Suriye'nin kuzeyinde hayata geçirmeye çalıştığı plan, savaş suçu sayılabilecek kanıtları ortaya koyuyor. 
Suriye'de 2011'de başlayan iç savaş, geçen süreçte etnik ve mezhepsel çatışma haline dönüştü. İlk başta "daha fazla demokrasi" diyen muhalifler ile Esed rejimini karşı karşıya getiren mücadele, Irak'ta yeşeren terör örgütü DAEŞ'in Suriye'deki saldırılarıyla bambaşka bir hal aldı.
Geçen yıldan itibaren Suriye'nin büyük bölümünü kontrol altına almaya başlayan DAEŞ'in Kobani'ye (Ayn el Arap) saldırısıyla başlayan süreç ise PYD açısından milat olarak değerlendirilebilir.
ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin yardımıyla DAEŞ'e karşı üstünlük sağlayan Kürt gruplar, Batı'dan aldıkları destekle Suriye'nin kuzeyinde bir devlet kurma hayallerini gerçekleştirebileceklerine inanmaya başladı. 
PKK'nın Suriye uzantısı PYD, 2011 devrimi başlangıcında Esed rejimiyle muvazaalı bir iş birliği yaptı. Ülkedeki iç karşılıktan yararlanan PYD, Cezire, Ayn el-Arap ve Afrin bölgelerinde kanton olarak ifade ettikleri yerel yönetimler oluşturdu. PYD, bu bölgeler arasındaki coğrafi bütünlüğü sağlayabilmek ve bir kuşak oluşturabilmek adına, Tel Abyad bölgesini de DAEŞ ile mücadele görüntüsü altında ABD'nin desteğiyle silah kullanmadan ele geçirdi.
Arap ve Türkmenlere yönelik tehcir politikası
Kürt gruplar, Tel Abyad bölgesinin demografik özellikleri kendilerini tehdit etme potansiyeli taşıdığı için açık şekilde Arap ve Türkmenlere yönelik bir tehcir politikası uyguladı. Bu bölgede birçok Arap ve Türkmen köyünü yakıp yıkan gruplar, aynı zamanda tehcir ettikleri sivillerin mallarına el koyup yağmaladı. 
PYD ve onun silahlı kanadı YPG'nin baskı ve tehdidinden kaçan yaklaşık 40 bin Türkmen ile Arap, yaklaşık 5 ay önce Türkiye'ye sığınmak zorunda kaldı. Boşaltılan köy ve şehirlere ise Kürtler yerleştirildi. Haseke, Tel Abyad, Rasulayn bölgesinden ayrılmayan binlerce Türkmen ve Arap cezaevine konuldu.
Türkiye'ye gelemeyen binlerce masum insan ise Rakka ve Halep'e bağlı Mari bölgelerine adeta sürgün edildi. 
PYD'nin Türkmen ve Araplara yönelik saldırıları ise Uluslararası Af Örgütünce hazırlanan "Gidecek Yerimiz Yok" adlı raporla belgelendi. Savaş suçu sayılabilecek kanıtların ortaya konulduğu rapor, PYD'nin gerçek yüzünü bir kez daha gösterdi.
Halen Tel Abyad'ın kontrolünü elinde bulunduran PYD'nin, Türkiye'ye sığınan Türkmen ve Arapları Suriye'ye almaması da bölgede demografik mühendisliğe soyunduğunu açıkça gösteriyor. 
Her fırsatta yaşadıkları zulmü dile getirmeye çalışan ancak seslerini bir türlü duyuramayan Türkmen ve Araplar ise dünyanın artık bu zulme seyirci kalmasını istemiyor.
"PYD'nin kurduğu angajman sürdürülebilir değil"
Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) Orta Doğu Uzmanı Can Acun, AA muhabirine yaptığı açıklamada, şu anda uygun konjonktür arayan PYD'nin, Cerablus-Azet hattını ele geçirmeyi hedeflediğini söyledi. 
PYD'nin, Cezire-Kobani ve Afrin kantonlarını birleştirme hayali olduğuna işaret eden Acun, şunları kaydetti:
"Böylelikle Irak'ta Sincar-Yarubiye hattından Afrin'e kadar uzanan bir alanı kontrol altına alacak, aynı zamanda Türkiye'nin Suriye ve Arap dünyasına erişimini kesmiş olacaklar. PYD ve ona bağlı YPG'nin ciddi zayıflıkları olduğunu da unutmamak gerek. Öncelikle ABD ve Esed rejimiyle içine girdiği ilişki, tamamen taktiksel. DAEŞ veya muhalifler güç kaybettiğinde her iki unsurun da PYD'ye ihtiyaçları kalmayacak. Dolayısıyla PYD'nin kurduğu angajman sürdürülebilir değil."
Acun, PYD'nin ihtiraslarıyla Kürt demografisinin uyumlu olmadığına dikkati çekti.
Bu tezini "devrim öncesi yüzde 7-8 civarındaki Kürt nüfusunun önemli kısmının sığınmacı durumunda olmasıyla" açıklayan Acun, PYD'nin kontrol etmek istediği alandakilerin önemli bir kısmının ise Arap ve Türkmenlerden oluştuğunu vurguladı.
PYD'nin, tehcir politikalarıyla bu bölgelerin nüfusunu değiştirmeye devam edemeyeceğini anlatan Acun, "Tüm kuzey sınır hattı Türkiye tarafından kontrol edildiği için askeri açından da geniş alanları elinde tutabilecek bir yeterliliğe sahip görünmüyorlar. Dolayısıyla PYD'nin bölgede uzun vadede önemli bir güç olarak ayakta kalabilmesi pek mümkün değil" ifadelerini kullandı.