CEREN KENAR

 

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Kazakistan’daki temaslarının ardından yurda dönüşte uçakta gündeme ilişkin çarpıcı açıklamalar yaptı. Bir soru üzerine Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in bozulan Türkiye-Rusya ilişkilerine arabuluculuktan ziyade farklı anlamda olumlu katkılarda bulunabileceğini açıklayan Davutoğlu, “Yapacağı her türlü katkıyı olumlu görürüz. Biz, Rusya’yı Balkanlarda, Orta Asya’da ve Kafkaslarda rakip gibi görmüyoruz. Ümit ederim ki Rusya rasyonel bir zeminde düşünür, ilişkileri normal bir seyre oturturuz” dedi. Rusya’nın Suriye’ye müdahalesini Ukrayna krizini gölgelemek amacıyla yaptığını belirten Başbakan, Suriyeli göçmenlerin trajedisine dikkat çekerek, “Biz, bunları aç, açıkta bırakacak değiliz. Ama dünyanın da bunu görmesi lazım. Rusya’nın emeline fırsat vermemek için elimizden geleni yapıyoruz. Nedir Rusya’nın emeli? Etnik temizlik yapıyor. Bu çok açık. Türkmenler, Araplar, Kürtler, Sünniler sürülüyor ki orada PYD’ye ve rejime alan açmak için. PYD yanlısı olmayan Kürt de sürülüyor. Böyle bir tablo karşısında bütün dünya sessiz. Bütün yükü Türkiye omuzlamış, elinden geleni yapıyor” şeklinde konuştu 
DAEŞ ve PYD’ye yarıyor
Rusya’nın Halep ve Türkmen Dağı’na yönelik bombardımanına değinen Davutoğlu, “Niye şimdi yaptı? Çünkü bizim desteklediğimiz muhalifler, Mare-Cerablus hattında 8-10 köyü aldı, DAEŞ’i süpürmeye başladı. Muhaliflerin bir kısım gücü oraya kayınca bunlar da Halep’in kuzeyine yüklendiler. Tabiri caizse DAEŞ’ı kurtarmak için. Mare-Hercele hattı, Azez’in doğusunda DAEŞ vardı. Türkiye’ye yakın unsurlar girdi. Biz de top atışları ile destekledik. Birkaç gün içine Çobanbeyli’nin karşısında Rai’ye geldi. Orayı almış olsa Cerablus’a kadar yerleşim yeri yok, bütününü temizlemiş olacak. İşte o sırada Rusya, kuzey Halep’te operasyona başlıyor. Rusya’nın yaptığı operasyon DAEŞ’e alan açmak için. DEAŞ’a neden alan açmaya çalışıyor? Çünkü ortada sadece DAEŞ kalırsa, Cenevre’de masaya oturacak ılımlı muhalefet kalmayacak” dedi. Başbakan şöyle devam etti: “Rusya iki opsiyon bırakmak istiyor. Rejim ya da DAEŞ. Hiçbirimiz DAEŞ’i seçmeyeceğimiz için rejime razı olunacağını zannediyor. Öyle bir ortamda Türkiye elinden geleni yapıyor. Sanki muhalifler geri çekiliyor. 5 yıldır ordusu olmayan bir güç, düzenli ordusu, uçağı, kimyasal silahı, varil bombaları olan rejime direndi. O rejim yetmedi. İran, devrim muhafızları ile geldi. 24 İranlı general öldü Suriye’de. Rusya geldi, o da yetmedi. Hepsi birden geliyorlar; buna rağmen Halep direniyor. Halep’in bu direnişi Kahramanmaraş’ın direnişi gibidir. Halep kahramanlık destanı yazıyor.”

Eylem Planı’nı halkımız iyi anladı

Mardin’de açıkladığı Terörle Mücadele ve Eylem Planı’na ve kamuoyundan gelen ilk tepkilere değinen Davutoğlu, “Mardin’e böyle kritik bir dönemde iki şeyi hedefledim. Bir, operasyonlar da dahil olmak üzere, bu meseleye bakışımızda toplumun algısını olumlu yönde değişmesi. Bunun 10 maddeyle, alınacak tedbirlerin neler olduğundan çok yapılacak konuşmanın ruhuyla ilgisi, dışarıya yansımasıyla ilgisi var. İkincisi ise insanların buradan somut olarak bu eylem planından algıladığı ne?  Esas itibariyle bu 10 madde, 303 maddelik bir eylem planının süzülerek gelmiş olan halidir. Bu plan uzun sürede pişti yani. Zihnimizde pişti... Planın önemli bir kısmı da tabii benim STK’lar ile yaptığım görüşmelerde gelen taleplere dayalı unsurlar. Bir sürecin sonucu bu. Bu belli aşamaların sonunda konu zihninizde billurlaşır, sürece baktığınızda oturup da bir heyetin mekanik olarak hazırladığı bir çerçeve değil bu. Gelen ilk tepkilerin olumlu olduğunu görüyorum” dedi.  
Sıradan bir Türk - Kürt kardeşliğinin ötesine geçerek, bu kardeşliğin hangi tarihi zemine dayandığı ve şimdi hukuk devletinde hangi çağdaş zemine dayanması gerektiği konusunda söylediklerinin genelde geniş kabul gördüğünü vurgulayan Başbakan, şöyle devam etti: “Şu nokta iyi algılandı: Biz bunu güvenlikçi bir anlayışla ortaya koymuş değiliz. Şöyle bir eleştiri yöneltiliyordu: 90’lı yıllara mı dönülüyor, güvenlikçi politikalar mı var? Güvenlikçi politika denilen nokta, bu 10 maddenin bir tanesinin alt başlığı. Yani ‘kamu düzeninin inşasının alt başlığı. Bu bahsettiğim kanaati ve özellikle HDP tarafından bize yüklenmeye çalışılan, bunlar 90’lı yıllara, güvenlikçi politikalara dönüyor iddiasını sarsan bir noktaydı ve bunun sarsıldığını görmüş olmaktan da memnunum. Halk, ‘Sonunda ne yapmak istediklerini bunlar biliyorlar’ derse bunu doğru anlar ve sürdürülmesini ister. Benim hedefim halkta ve bu işi takip edenlerde bu algıyı oluşturmaktı. Gelen ilk tepkilerden bu noktada da algının olumlu olduğu kanaatindeyim.” 
DEMOKRATİKLEŞME SÜRÜYOR
AK Parti hükümetleri döneminde demokratikleşme paketleri ve sürecinin hiç bitmediğini vurgulayan Başbakan, “Sonra, iki seçim arası gibi kritik bir dönemde bile biz birçok yeni adım attık. Şimdi de atıyoruz. Şu anda Aleviler ile ilgili çalışmalar var. Demokrasinin yaygınlaşması her şeyden önce bir süreç meselesi. Önümüzdeki aylarda demokratikleşmeden de öte demokrasinin derinleşmesi anlamında reform paketleri açıklayacağız” diye konuştu.  Eylem planı kapsamında kurulacak İstişare Meclisleri’nin işlevini açıklayan Davutoğlu, şunları söyledi: “Çözüm Süreci’nin iki büyük zaafı oldu. Birisi, bürokrasinin ve devletin algısıyla ilgili. Bizim bürokrasi Çözüm Süreci ile kamu düzeni arasındaki tamamlayıcılık ilişkisini göremedi. Valilere, ‘Çözüm Süreci, kamu düzeninin alternatifi değil. Eğer bir yenden bir yere silah aktarıldığını görüyorsanız, müdahale edin. Efendim süreç zaafa uğrar diye ortaya çıkan algı sebebiyle kamu düzeni yavaş yavaş tırtıklandı. İyi niyetli bir algı, ama biz Çözüm Süreci’ni başlatırken kamu düzenini göz ardı edeceğiz diye başlatmadık. Nitekim bu sefer kamu düzenini inşa için çok daha büyük güç göstermek, fiili olarak bütün alanlarda bulunmak zorunda kaldık. İkinci algı halk nezdindeki algı idi. Bu da çök büyük büyük zaafa yol açtı. Tek muhatap HDP-PKK gibi algılanması toplumun diğer kesimlerinin çözüm sürecine şüpheyle bakmasına veya PKK’ya karşı kendisini zayıf hissetmesine yol açtı. Şimdi biz birinci algıyı çökerttik. Yani ne olursa olsun ‘önce kamu düzeni, sonra Çözüm Süreci. Kamu düzeninin olmadığı yerde özgürlükler de yaşanmaz, herhangi bir süreç de olmaz. Bu İstişare Meclisleri’nden kastettiğimiz salt biraraya gelip, toplantı yapılması değil. Valilere de söyledim. Her biriniz, her hafta düzenli olarak STK’larla toplanacaksınız. Farklı siyasi grupları temsil eden yapılar var. Meleler gibi yerli kanaat önderleri var. Bazı büyük ailelerin temsilcileri var. Valiler İstişare Meclisleri’ni yapacaklar. Nasıl başarılı yaptıklarını gittiğimde göreceğim.”