ABBAS VESİM EFENDİ

Abbas Vesim bin Abdurrahman bin Abdullah Osmanlı hekim, hattat ve astronomi âlimi
A- A+

Osmanlı hekim, hattat ve astronomi âlimlerinden. İsmi Abbas Vesim bin Abdurrahman bin Abdullah'dır. Zamanında Kambur Vesim Efendi ve Derviş Abbas Tabib isimleriyle meşhur oldu. Babasının Ömer Şifaî olduğunu söyleyen kaynaklar da vardır. Yaklaşık (m. 1689)'da Bursa'da doğdu. Bazı kaynaklar, onun 1175 (m. 1762) senesinde vefat ettiğini yazıyorsa da 1173 (m. 1760)'ta vefat ettiği kesinlik kazanmıştır. Kabri, Edirnekapı dışındaki mezarlıktadır.

On birinci asrın ikinci yarısında doğan ve küçük yaşta ilim tahsiline başlayan Abbas Vesim, Bursalı Tabib-i sultanî Ali Efendi ile onun hocası tabib Ömer Şifaî Efendi'den tıb; Yanyalı Es'ad Efendi'den hikmet ve Farsça; Ahmed Mısrî'den astronomi ve astroloji; hekimbaşı, kazasker ve talik üstadı Katibzade Mehmed Refiî Efendi'den tıb ve talik yazı öğrendi. Galata'da oturan batılı hekimlerle münasebet kurarak Latince, Yunanca ve Fransızca öğrendi. Bazı İtalyanca tıb metinlerini Türkçeye tercüme ettirerek Avrupa'daki gelişmeleri takip etti. Abbas Vesim Efendi'nin zekasının kuvvetini, kabiliyetini ve açık fikirli olmasını bütün hocaları takdir ederdi. Bir ara tahsil maksadıyla Hicaz, Şam ve Mısır'a gitti. Birçok ilmî araştırmalarda bulundu ve tıb alanındaki bilgisini geliştirdi. İstanbul'a dönüşünde, Sultan Selim Camii civarında bir eczahane ve muayenehane açtı. Düsturü'l-Vesim adlı eserinin sonunda belirttiği gibi, İstanbul'a kırk sene tabiblik yapması, bilgisinin artmasına sebep oldu. Padişah Üçüncü Mustafa Han'ın hastalığını tedavi etmiştir.

Abbas Vesim Efendi aynı zamanda tasavvuf yolunda da ilim ve edep öğrendi. Halvetî ve Kadirî tarikatlarına mensup olup son şeyhi Nakşibendîyye yolunun büyüklerinden Mehmed Emin Tokadî'dir. Abbas Vesim Efendi, Arap, Fars, eski Yunan ve Latin lisanlarını yazı yazacak kadar bilirdi. Abbas Vesim Efendi'nin en önemli özelliklerinden biri de kimden olursa olsun ilme duyduğu iştiyakı gidermeye çalışmasıdır. Nerede bir ilim ehli görse ona ulaşmaya, ondan istifade etmeye çalışmış, yabancı ilim adamlarının eserlerini incelemiştir. Aynı zamanda çalışma alanı ile ilgili olarak Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şerifleri de incelemiştir. Çalışmalarını sadece teorik olarak değil, pratiğe de aktarmıştır.

Abbas Vesim Efendi, Osmanlı tababetini tekamüle doğru götürmekte büyük rol oynamış değerli bir zattır. Tıb alanında şahsî tecrübeleri çoktur. Verem hakkında önemli tetkikatı ve en son keşiflere yakın mütalaaları vardır. O, etiolojiye önem veren, tedavinin semptomatik olmasının gereğine inanmış iyi bir klinikçidir. Tıbbı iyice anlıyabilmek için fizik, mekanik ve tecrübî kimyayı bilmenin gerekli olduğunu savunmuştur. Ayrıca deontolojinin gelişmesine ve uygulanma şekline yön vermiştir. İbn-i Sina gibi eski tabiplerin eserlerinden ve kendi hocalarından öğrendiklerini toplamış; İstanbul'a gelen bazı yabancı tabiplerle de görüşerek, Avrupalı tabiplerin eserlerinden ve batı metodundan istifade etmiştir.

Eserleri:

1- Düsturü'l-Vesim fî Tıbbi'l-Cedid ve'l-Kadim: En meşhur eseridir. Doğu ve batı tıbbını karşılaştıran ve mükemmel bir külliyat olan bu eser, tıb tarihimiz bakımından çok önemli sayılır. İki cilt ve 2083 sayfadan ibaret olan bu büyük eser, tıbda bilinmesi lazım olan kanunları anlatan bir önsözle başlar. Birinci bölümde baştan sona kadar, organ hastalıkları; ikinci bölümde kadın ve çocuk hastalıkları; üçüncü bölümde şişlikler ve ülserler; dördüncü bölümde basit ve bileşik ilaçlar anlatılmaktadır. Son sözde ise hekimlere nasihatler verilmiştir. 1748 yılında yazdığı eserin üç nüshasından biri Bayezid (No: 4097), ikisi de Ragıp Paşa (No: 946, 947) Kütüphanesi'ndedir.

2- Vesiletü'l-Metalib fî ilmi't-Terakib: Abbas Vesim Efendi'nin tıbba dair ikinci önemli eseridir. Kısmen tercüme sayılır. Asıl yazarı Macar Gorgios'dur. İlaçlar hakkında mühim bir eserdir. Ayrıca kendisinin tecrübe ettiği ilaçlardan da bahsetmiştir. Eserin bir nüshası İstanbul Üniversitesi Tıp Tarihi Enstitüsü TY. 235'te kayıtlıdır.

3- Nehcü'l-Bülug fî şerhi Zic-i Ulug: Sultan İkinci Mahmud Han'a takdim edilen eser, Uluğ Bey Zic'inin Türkçe şerhidir. Önsözünden anlaşıldığına göre hocası Ahmed Mısrî'nin, Uluğ Bey Zic'ini Türkçeye tercüme etmenin; Farsça'ya vâkıf olmayanlar için bir ihtiyaç teşkil ettiğini söyleyerek, bu vazifeyi kendisine vermesi üzerine bu eseri telife başlamıştır. Verdiği Nehcü'l-Bülug ismi, ebced hesabı ile telif tarihi olan 1158 (m. 1745)'i göstermektedir. Açık Türkçe ile yazılmıştır. Bütün tatbikata ait misalleri İstanbul arz ve tul'üne göre kendisi tertip etmiştir. Eski Türk takvimini incelemiş ve metinde olmayan İbranî ve Rumî takvimlerini ilave etmiştir. Bir derecenin sinüsünü bulmakta Uluğ Bey'in tarif ettiği Gıyasüddin Cemşid'e ait usulü çok güzel izah etmiş ve tatbikatı birer birer tarif ve takip ederek 6 derecenin kirişine kadar yürütmüş, geri kalanını yalnız ifade etmekle iktifa eylemiştir. Ahkam-ı nücuma çok meraklı bulunduğu ve bütün esaslarına vâkıf olduğu, Zic'de bu konuya ayrılan kısmın şerhinde fazlaca izahat vermesinden anlaşılmaktadır. Bu eserin yazma nüshaları Bayezid Kütüphanesi numara 4646'da ve Kandilli Rasadhanesi Kütüphanesi numara 247/1'de kayıtlıdır.

4- Risale fî rü'yeti Hilal: Ramazan ayının başlaması ile ilgilidir. Arapça olup bir nüshası Kandilli Rasathanesi Kütüphanesi No: 146'da kayıtlıdır.

5- Tıbb-ı Cedid-i Kimyevî

6- Divan: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Hazine Kısmı numara 961'de kayıtlıdır. Kaside, tarih, gazeller ve rubailer şeklinde tertip edilmiştir. Divan'da on iki kaside, bir Mesnevî on iki tarih gazel kırk yedi rubâi, bir nazm ve iki beyit vardır. Neşre hazırlanmıştır.

7- Risaletü'l-vefk: Kaynaklarda geçen bu eserin nüshasına rastlanmamıştır.

8- Tercemetü Kitabü'l-Bircendi mine'l-hüsuf ve'l-küsuf: Eser Bircendî'nin Haşiye ala şerhi'l-mülahhas fi'l-hey'e kitabının ay ve güneş tutulması kısmının tercümesidir. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Yazma Bağışlar Kısmı No: 2062/14'te kayıtlıdır.

ŞİİRLERİNDEN:

Ya Rab beni fadlın ile şayan eyle, Hemvare garik-ı yem-i gufran eyle. 

Bâd-ı kereminle bu fena gülşende, Gül-gonce-i ümidimi handan eyle.

Kıldımsa ibadetde sana nice kusur, Afv eyle ne var cürmümü ya Rabb-ı gafur, 

Envar-ı tecelli-i ziya-bahşın ile, Tur-ı dilimi hemişe kıl matla'ı nur.

Ey muhsin-i hüsn-i amel ü hulk-ı hasen, Kıl pertev-i iman ile kalbim Ruşen, 

Lutfun ile kemal-i kerem ü fadlından, Eyle bana Firdevs-i Berini mesken.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları