ABDÜLHAK-I DEHLEVÎ

Abdülhak bin Seyfeddin bin Sa'dullah ed-Dehlevî Hadis âlimi
A- A+

Büyük hadis âlimlerinden.

İsmi Abdülhak bin Seyfeddin bin Sa’dullah ed-Dehlevî olup künyesi Ebü’l-Mecd’dir. Lakabı Hakkî’dir. Delhi şehrinden olduğu için Dehlevî (veya Dihlevî), dedeleri Buhara’dan geldiği için el-Buharî, Türk aslından olduğu için Et-Türk ve hadis ilminde yüksek bir mertebede olduğu için El-Muhaddis diye tanınır. 958 (m. 1551)’de Muharrem ayında Delhi’de doğdu. 1052 senesi Rebiülevvel ayının 23. günü (m. 1642)’de Delhi’de vefat etti. Vasiyeti üzerine burada Havz-ı Şemsî yakınında yaptırılan türbeye defnolundu.

Babası Seyfeddin bin Sa’dullah’tır. Türk soyundan olan büyük dedesi Ağa Muhammed, Moğol istilası sebebiyle Sultan Muhammed Hilcî zamanında Buhara’dan Hindistan’a hicret etti. Oğlu Seyfeddin’i âlim olarak yetiştirdi. Akait ve tasavvufa dair eserleri bulunan Seyfeddin de oğlu Abdülhak’a iyi bir tahsil vermek için bütün gayretiyle uğraştı. Abdülhak’ın fevkalade kuvvetli bir hafızası vardı. Küçük yaşta iken babası sayesinde iki ay gibi kısa bir zaman içinde Kur’an-ı Kerim’i ezberledi.

Abdülhak-ı Dehlevî tahsil için yaklaşık 4 km. uzaklıktaki medreseye gider gelirdi. Sabah namazından önce medreseye giderdi. Gecelerinin çoğu mütâlaa, gündüzleri ise yazmakla geçerdi. Mahalle çocukları gibi oynamaz gece de belirli vakitlerde uyumazdı. Annesi ona; “Arkadaşlarınla biraz oyna rahatına bak.” dediğinde; “Anneciğim. Oyundan maksat hatırı gönlü hoş etmek, hoş vakit geçirmektir. Benim gönlüm ya okumakla veya yazı yazmakla açılıp rahatlıyor.” derdi. Annesinin, gece yarısından sonra o kitap okurken; “Oğlum ne yapıyorsun?” demesine karşılık, yalan olmaması için, yatar ve; “Yattım anneciğim! Bir şey mi buyurmuştunuz?” derdi. Sonra kalkıp okumasına devam ederdi. Birkaç defa saçları ve sarığı mum ateşi ile yandı.

Muhammed Mukim’den ve Delhi Medresesi’ndeki müderrislerden ilim tahsil etti. Yedi senelik bir tahsilden sonra genç yaşta icazet aldı. Babasının medresesinde müderrislik yapmaya başladı. Bu arada Seyyid Abdülkadir Geylanî hazretlerinin torunlarından Şeyh Musa el-Hasenî’ye mürid oldu.

Babası vefat ettikten sonra Hindistan hükümdarı Ekber Şah’ın iltifatını gördü. Saraya alındı. Burada âlim, tarihçi ve şairlerle görüşme imkanı buldu. Ekber Şah ve etrafındakilerin, kendi ismini istismar ettiklerini anlayarak saraydan ayrıldı.

Hacca gitmek üzere yola çıktı ise de gemiyi kaçırdığı için Ahmedabad’da bir sene beklemek mecburiyetinde kaldı. Burada tarihçi Mirza Nizameddin Hirevî’de misafir oldu. 996 (m. 1588) haccında Mekke-i Mükerreme âlimlerinin sohbetine iştirak etti. Kenzü’l-ummal müellifi Ali el-Müttekî’nin talebesi hadis âlimi Abdülvehhab el-Müttekî’den iki sene ilim tahsil etti. Mişkatü’l-Mesabih okudu. Bu zattan da icazet aldı. Diğer Hicaz âlimlerinden de istifade etti. Burada pek çok manevî feyiz ve bereketlere kavuştu. Bu mevzuda kendisi; “Bu hakir, fakir, Resulullah’ın ikram ve ihsanlarını anlatmaya kalksam gücüm yetmez.” buyururdu. Mekke-i Mükerreme’ye yerleşmek istedi. Fakat hocası daha faydalı olacağı kanaatiyle kendisinin Hindistan’a gitmesini tavsiye etti.

Abdülhak Dehlevî memleketine döndü. Delhi’de bir medrese teşkil etti. Burada o zamana kadar pek rastlanmayan şekilde hadis ilmine ağırlık verdi. Böylece Hindistan’da hadis ilminin kurucusu olarak tanındı. Bu çığırı oğlu Nurullah ve diğer talebeleri devam ettirdi.

O devirde Hindistan’ı istila etmiş olan bidat ve hurafelerle mücadele etti. Bu hususta Nakşibendî meşayihinin büyüklerinden Muhammed Baki billah ve İmam-ı Rabbanî Ahmed Farukî ile işbirliği yaptı. Atalete düşüp inzivaya çekilmiş ulemayı uyandırarak güçlü bir hareket meydana gelmesine yardımcı oldu. Bu hususta risaleler yazdı. Sohbetler yaptı. Vaazlar verdi. “Tasavvuf fıkha muhtaç, ancak fıkıh tasavvufa muhtaç değildir. Tasavvuf ne kadar yüksek ve değerli olursa olsun, fıkıh daha faydalıdır. Fıkıh ve şeriatla amel her şeyden önce gelir.” derdi.

Devlet adamlarına bu hususta yardımcı olmaları için mektuplar yazdı. Vezir Abdürrahim Han-ı Hanan ile naib Murtaza Han’dan başka Ekber Şah’ın yerine geçen Selim Cihangir Han’a da Tenbihü’l-gâfilîn bi-fena’i’d-dünya ve erbabiha ve iğtirari’l-câhilîn bi-zeharifiha ve esbabiha diye bilinen uzun bir mektup yazdı. Selim Cihangir Han’ın zevcesi Nur-i Cihan Şiî ve tabiatiyle Abdülhak Dehlevî’ye düşman idi. Buna rağmen Şah Cihangir cülus sene-i devriyesinde Abdülhak Dehlevî’yi kabul etti. Kendisine hürmet ve iltifatta bulundu. Dehlevî de şaha devlet idaresinin inceliklerine dair nasihatları havi Er-Risaletü’n-nuriyye fî beyanı kavaidi’s-saltana ve ahkamiha ve erkaniha ve esbabiha ve alatiha adında bir risale takdim etti.

Abdülhak Dehlevî Hicaz’dan Hindistan’a geldiği ilk zamanlar, İmam-ı Rabbanî hazretlerinin yazılarını beğenmez, itirazlar kaleme alırdı. Fakat son zamanlarda yaptıklarına pişman oldu. Hace Muhammed Baki billah’ın mezunlarından Mevlana Hüsameddin Ahmed’e bu tövbesini şöyle yazmaktadır: “Allahü teala Ahmed-i Farukî’ye selametler ihsan eylesin! Bu fakirin kalbi şimdi ona karşı çok halis oldu. Beşeriyet perdeleri kalktı. Nefsin lekeleri temizlendi. Yol birliğini bir tarafa bırakalım, böyle bir din büyüğüne karşı durmamak, akıl icabı idi. Ne insafsızlık, ne cahillik etmişim. Şimdi kalbimde vicdanımda duyduğum mahcubiyeti, ona karşı küçüklüğümü anlatamam. Kalbleri çevirmek, halleri değiştirmek, Allahü tealaya mahsustur.”

Abdülhak-ı Dehlevî, kendi çocuklarına da mektup yazarak; “Ahmed-i Farukî’nin sözlerine karşı itirazlarımın müsveddelerini yırtınız! Kalbimde ona karşı hiçbir bulanıklık kalmamıştır. Kalbim ona karşı halis olmuştur.” dedi.

Abdülhak Dehlevî’nin bu pişmanlığının sebebi iyi bilinmiyor. Bazıları der ki: “Resulullah’ı rüyada gördü ve inkarından dolayı kendisini azarladı.” Bazıları da diyor ki: “İmam-ı Rabbanî hakkında, Kur’an-ı Kerim’den tefe’ül etti. ‘Yalancı ise zararı onadır. Doğru söylüyorsa, Allahü teala vaat ettiklerinden bazısını başınıza getirir!’ mealindeki ayet-i kerime çıktı. Bir kere de; ‘Onlar Allahü tealanın sevgili kullarıdır. Alış verişte bile Allahü tealayı kalblerinden çıkarmazlar.’ mealindeki ayet-i kerime çıktı.” Bazıları da diyor ki: “Ona karşı itirazları, düşmanların gönderdiği uydurma bir mektup sebebi ile idi. İşin doğrusunu anlayınca pişman olup tövbe etti.”

Daha sonra İmam-ı Rabbanî hazretlerinin sohbetine katıldı. Onun sadık talebelerinden oldu. Teveccühlerine kavuşarak, feyiz ve bereketlerinden istifade etti.

Abdülhak Dehlevî Hindistan’da yetişmiş âlimlerin en büyüklerindendir. İlmi, takvası, dindarlığı, din gayreti dillere destandır. Hem muhaddis, hem de mutasavvıf oluşu, yani zahirî ve bâtınî ilimlerdeki derecesi onun zülcenaheyn olarak daha faydalı olması neticesini doğurmuştur. Elli sene ders ve vaaz vermiş, sohbet etmiştir. Çok kıymetli eserler telif etmiştir. Hindistan’da bid’at ve hurafelerin temizlenerek ehl-i sünnet itikadının yerleşmesinde mühim hizmeti olmuştur. Oğlu ve talebesi Nurülhak da hadis âlimi olup Agra kadılığı yapmıştır. Sahih-i Buharî’yi Teysirül-Kari adıyla Farsçaya tercüme etmiştir.

Eserleri:

Abdülhak-ı Dehlevî hazretleri, insanların saadete kavuşmaları için birbirinden kıymetli yüzlerce eser yazmıştır. Bunlardan otuz kadarının isimleri bilinmektedir. Ekserisi Farsça, bazısı Arapçadır. Bazıları şunlardır:

1- Lemeatü’t-Tenkih: Hadis ilmine ait Mişkatü’l-Mesabih şerhidir. Arapçadır. Matbudur. İki cildi 1970’de Lahor’da basılmış, kalanı da daha sonra neşredilmiştir. Eserin hadis usulü ile ilgili mukaddimesi 1984’te Beyrut’ta ayrıca basılmıştır.

2- Eşi’atü’l-Lemeat: Farsça Mişkat şerhidir ve öncekinden daha uzundur. Dört cilt halinde 1277’de Leknev’de basılmıştır.

3- Esmaü’r-Rical ve’r-ruvati’l-mezkurin fi kitabi’l-Mişkat: Bu eserinde Mişkat’ta geçen raviler hakkında bilgi vermiştir.

4- Camiü’l-Berekat: Bu da Mişkat üzerinedir.

5- Tarikul-İfade: Firuzabadî’nin Sifrü’s-saade’sinin Farsça şerhidir. Tariku’l-Kavimdiye de bilinir. 1836’da Kalkuta’da basılmıştır.

6- Tahkiku’l-İşare: Aşere-i Mübeşşere’nin haricinde Cennet’le müjdelenen sahabilere dairdir.

7- Hadis-i Erbein.

8- Ma sebete bi’s-Sünneti fî Eyyami’s-sene: Eser 1307’de Leknev’de basılmıştır.

9- Merecü’l-Bahreyn fî Cem’i Beyne’t-Tarikayn: Tarikat ile şeriatin bir olduğunu anlatmak üzere Farsça bir eserdir. 1848’de Delhi’de basılmıştır.

10- Miftahü’l-Fütuh: Abdülkadir Geylanî’nin Fütuhü’l-Gayb adlı eserinin Farsça tercüme ve şerhidir. 1881’de Leknev’de basılmıştır.

11- Cezzabü’l-Kulub: Mürid olma adabını anlatır. Farsçadır.

12- Tahsilü’t-Tearruf: Merecü’l-Bahreyn’deki konuların Arapçasıdır.

13- Adabü’s-Salihîn: İmam-ı Gazalî’nin İhya kitabındaki adab-ı muaşerret kaidelerine dair Farsça bir eserdir.

14- Ahbarü’l-Ahyar: Hindistan ulemasına dair tabakat kitabıdır. Sonunda kendi hayatı ve kenarında Mektubat’ı olarak 1853’te Delhi’de basılmıştır. Farsçadır.

15- Ahval-i eimme-i isna aşer.

16- Zübdetü’l-Esrar: Bu ikisi de tabakat kitabıdır.

17- Medaricü’n-Nübüvve: Farsça siyer-i nebî kitabıdır ve çok tutulmuştur. İki cilt halinde 1864’te Delhi’de basılmıştır. Urduca’ya da tercüme edilmiştir.

18- Matla’u’l-Envar.

19- El-Envarü’l-Celiyye: Şazelî meşayihine dairdir.

20- Zadü’l-müttekin fî süluki tariki’l-yakin: Hocası Ali el-Muttakî ve Abdülvehhab el-Muttekî ve başka âlimlerin tercüme-i hallerine dairdir.

21- Zübdetü’l-asar fî ahbari Kutbi’l-ahyar: Abdülkadir Geylanî hazretlerinin hayatına dairdir. 1887’de Bombay’da basılmıştır.

22- Cezbü’l-Kulub ila Diyari’l-Mahbub: Tarih-i Medine olarak da bilinir ve Farsçadır. Urducaya tercüme edilip 1988’de neşrolunmuştur.

23- Fethü’l-Mennan fi te’yidi Mezhebi’n-Numan: Hanefî mezhebi hükümlerinin hadis-i şeriflerden delillerinin verildiği bir eserdir.

24- Tekmilü’l-iman ve takviyetü’l-ikan: Akaide dairdir. Hilafet meselesinde de tafsilat verilmiştir. Farsçadır.

25- Et-Tarihu’l-Hakki: Farsça Hindistan tarihidir.

26- Zikrü’l-Müluk: Hindistan tarihidir.

27- İrşadü’l-mekatib: Tasavvufa dair risalelerden mürekkeptir.

28- Şerh-i Şemsiyye: Ali el-Katibî’nin mantığa dair eserinin şerhidir.

29- Ed-Dürerü’l-Behiyye: Şemsiyye muhtasarıdır.

30- Ed-Dürrü’l-Ferid: Tecvide dairdir.

31- Ta’liku’l-Havi: Kadı Beydavî hazretlerinin tefsirine ta’liktir.

32- Adabü’l-Libas.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası